10 Ekim: Devlet terörü kokteyli

 

2015’in 10 Ekim’inde Türkiye’nin gördüğü en büyük saldırılardan biriyle sarsıldık. Barış Mitingi için ülkenin dört bir yanından gelen ve Ankara Garı’nda toplanan insanların arasında kendini patlatan iki canlı bomba 107 canı aldı, geriye yüzlerce yaralı bıraktı. Olay yerinde yardıma koşanlar, ilkyardım müdahalesinde bulunmak isteyen hekimler, sağlık ekipleri tazyikli sularla, gaz bombalarıyla püskürtüldü, ambülanslar engellendi. Rutin güvenlik önlemlerinin dahi alınmadığı toplanmanın ve bombalı saldırının ertesinde “istifa edecek misiniz” sorusuna dönemin Adalet Bakanı Kenan İpek gülerek karşılık veriyordu. Salt şiddet gösterisinin ötesinde, 10 Ekim saldırısının açık bir mesajı da vardı: Barış için mücadeleyi bırakın! Bu büyük milâdın yıldönümünde, Express’in son sayısında Ertuğrul Kürkçü’yle yaptığımız söyleşinin ilgili bölümünü sunuyoruz.

10-ekim-ankara

10 Ekim katliamının yıldönümündeyiz. Aradan yıllar geçmiş gibi. Mayıs sayımızdaki söyleşide şöyle diyorsunuz: “10 Ekim saldırısı herhangi bir saldırı değildi. Kasım seçimleri bakımından stratejik bir planın parçası olduğunu düşünüyorum. Patlama yeri Türklerle Kürtlerin buluştuğu yerdir. Çukurova ve Kürdistan’dan gelenlerle taşradan gelenlerin Ankara’dakilerle buluştuğu nokta. Sendikalarla solun, Kürtlerle Türklerin, Alevilerle Alevi olmayanların buluştuğu bir nokta havaya uçurulunca, buluşmanın kendisi konusunda büyük soru işaretleri ortaya çıktı.” 15 Temmuz sonrasındaki birçok gözaltı, tutuklama, işten çıkarma da sözünü ettiğiniz stratejik planın parçası gibi: Buluşma noktaları, “köprü”ler hedef tahtasında. Soruşturmanın da saldırıyı kapatma yönünde olduğu ortada. Bu bakımdan, 10 Ekim’in bir parçası olduğu stratejik planın sürdüğü görülüyor. Ne dersiniz?

Ertuğrul Kürkçü: 10 Ekim’in dört başı mamur bir Gladyo operasyonu olduğu bugün her zamankinden daha berrak görülüyor. Yalnızca AKP’ye atfedilemeyecek, elbette hükümet düzeyinde yüzde yüz AKP sorumluluğunda olan, ama HDP’nin ortaya çıkışıyla birlikte Türkiye’nin ufkunda beliren “geleceğin Türkiyesi” siluetinin yerle bir edilmesi kararlılığına sahip daha geniş bir koalisyonun eseri olduğunu düşünmek için her türlü sebebimiz var. Bunun “Çöktürme Harekât Planı” kapsamında Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin batıdaki müttefiklerinden tecrit edilmesi hedefine doğrudan doğruya bağlı faaliyetler içerisinde görülmesi gerekir. Aslında Davutoğlu’nun katliamın hemen sonrasında “kokteyl terör” çığlıklarının bir esbabı mucibesi vardı. Bu katliamın gerisinde Türk Devleti içinde yer alan bütün şiddet yanlılarının oluşturdukları yaygın bir koalisyonun —o mânâda bir “devlet terörizmi kokteyli”nin— mevcudiyetini dava dosyasından ortalığa saçılan belgelerden görebiliriz. Katliamın bir hedef olarak aylar öncesinden belirlendiği, yer ve zamanının 10 Ekim miting programının ilanıyla netleştiği, kadronun harekete geçip adım adım izlendiği, hedefe giden yolda tesadüfen de olsa önlenmemeleri için takip edenlerce korundukları, Ankara Emniyeti’nin ihbarı aldıktan sonra esasen kendi mensuplarını korumak dışında hiçbir şeyle ilgilenmediği, bunu mitingin düzenleyicilerinden gizlediği, istasyon civarında her mitingde alınan rutin güvenlik önlemlerini kasten almadığı artık herkesin bildiği bir sır. Elbette bu katliamın dolaysız, acil, güncel taktik hedefi HDP seçmenini 1 Kasım seçimlerine katılmaktan ve oy kullanmaktan caydırmak ve oy kullanacak diğer seçmenlerin güvenlik kaygısıyla işbaşındaki hükümete yönlendirilmelerini sağlamaktı, ama stratejik olarak Kürtlerle Türklerin, Alevilerle Sünnilerin statükoya meydan okumaya başlayan ittifakını dağıtmaktı. 15 Temmuz’a öngelen dönemde de, bugün de bu stratejik plan işliyor: Barış İçin Akademisyenler’e, Özgür Gündem’le dayanışma gösteren aydınlara, öğretmenlere, kamu çalışanlarına, gazetecilere yönelen saldırıların ve HDP’ye yönelecek yeni saldırı dalgasının gerisinde bu stratejik plan var. 10 Ekim katliamı “Çöktürme Harekât Planı”nın içindeydi. Cizre’yi yıkmak ile Ankara istasyon meydanına saldırmak, Aslı Erdoğan’ı hapse atmak, özgürlükçü radyo ve televizyonları kapatmak hep aynı hedefe kilitli: Kürtlerin yarattıkları özgürlük dinamiğinin batıya sirayetinin önünü kesmek. Bu ister istemez AKP’yi ve Erdoğan’ı bir OHAL bağımlısı haline getiriyor.

Express, sayı 145, Ekim 2016