11 maddede PKK pozisyonu

 

Hasan Cemal çok önemli bir gazetecilik daha yaptı, Kandil’e giderek PKK’nin yönetim kadrosunun önde gelen ismi Murat Karayılan’la görüştü. T24’te yayınlanan söyleşiyi Express süzgecinden geçirdiğimizde, ortaya 11 maddede özetlenebilecek bir resim çıkıyor – PKK’nin pozisyonunun resmi. Godard’ın “kurgu bir etik meseledir” sözüne sadık kalarak, Murat Karayılan’ın Hasan Cemal’e söylediklerini, T24’te yayınlanan halinden farklı bir akış içinde dikkatlerinize sunuyoruz.
(Kurgu ve kısaltma: Yücel Göktürk)

Murat Karayılan

1. Devlet niye politika değişikliğine gitti?

Ortadoğu’nun mevcut konjonktürel durumu, Türkiye’nin içinde savaşı geliştirmemize müsaittir. Neden? Daha önce, bölge devletleri arasında PKK’ye, bize karşı ittifak vardı. İran, Suriye, Türkiye ve zaman zaman Irak ittifakı… Şimdi bu devletler arasında çelişki var. Bu koşullardan yararlanmak ve devletlerden objektif – subjektif destek almak bugün mümkündür.

Dolayısıyla, 2013’te hem içeride, hem dışarıda yüksek bir savaşı geliştirme ağır basan ihtimaldi. Bunun planlamasını da yapmıştık. Eskiyi aşan düzeyde, Türk devlet sistemini Kürdistan’da felç etmeyi planladık ve gerçekleştirebileceğimize de inanıyorduk.

Türk devleti ve hükümeti, bu izah ettiğim dış ve iç koşulların savaşa uygunluğunu gördüğü içindir ki, politika değişikliği yaptı.

2. PKK’nin tercihi

Savaşarak mı sonuca gideceğiz? Yoksa, sonuç, yani barış demokratik çözüm yoluyla mı gelecek? Aramızda tartıştık ve ikincisinde karar kıldık.

Türkiye’den koparak değil, birlikte sonuca gitme kararı aldık.

Önderliğimizin ortaya koyduğu perspektifin daha değerli, daha stratejik olduğu noktasına geldik. Bir başka deyişle, Türk-Kürt ittifakını öngördüğü için, onun bu perspektifinin daha değerli olduğunda karar kıldık. Bu nedenle, bazı taktik avantajları değil, stratejik ekseni öne aldık. Türkiye’yle ittifak temelinde Kürt sorununu çözmek ve Kürtlerle Türkler arasında ortak yaşamı tesis etme kararıdır bu.

Önder Apo çağrısında, hareketimizin yeni bakış açısını ortaya koymuştur. Tarihî, felsefî, ideolojik bağlamın çerçevesini çizmiştir. Önderlik, bu çağrısında, önümüzdeki sürece taktik değil stratejik açıdan yaklaşmıştır.

3. Ateşkes karşılıklı olmazsa hayata geçmez

23 Mart itibariyle parmaklar tetikten çekiliyor. HPG’nin silahlı aktiviteleri durdurulacaktır. Ancak imha amaçlı saldırılar karşısında, meşru müdafaa çerçevesinde kendini savunma hakkı vardır, misilleme hakkı saklıdır. Ateşkes karşılıklı olmazsa, hayata geçmez.

4. Çekilme koşulları

Sınır dışına çekilmeyi ilkesel olarak kabul ettik. Ama geri çekilmenin olması için “hükümetin anayasal düzeyde bazı adımlar atması lâzımdır” dedik. “Bu adımlar geri çekilme sürecinin sonlarına doğru da olabilir” dedik. Neydi bu adımlar? Kürt kimliğini tanımak, anadilde eğitim hakkı ve benzeri alanlarda devletin adım atması…

Önder Apo bu durumun süreçte bir tıkanıklığa yol açtığını görünce, “Hayır, devlet tarafından bu adımlar atılmadan da, temel hususlar yerine getirilmeden de, karşılıklı güven oluşursa ve geri çekilme konusunda yasal koşullar oluşursa, silahlı unsurlar hemen sınır dışına çıkabilir” dedi.

Yetkili kurulları topladık. 39 kişiden oluşan ve yılda sadece bir kere toplanan PKK Meclisi’ni 5 Mart’ta olağanüstü topladık. 8 Mart’ta KCK Yürütme Konseyi ve kısa adı KJB olan Kadın Hareketi Yürütme Konseyi toplandı. Konuyu aramızda tartıştık. Önder’in bize yazdığı (ve BDP’nin bize getirdiği) mektubu tartıştık.

Önderliğimize ilettiğimiz çekilme süreciyle ilgili kaygılarımız vardı. Zamanlama konusunda… Devletin atacağı adımlar konusunda… Bu arada Önder Apo’nun kendisinin de bu çekilme süreciyle ilgili olarak devreye girebilmesi konusunda…

Geçmiş tecrübelerden ders almak zorundayız. Tam sekiz kez ateşkes ilan ettik. Ve 1999’daki geri çekilmeyi yaşadık… Bunlar çok acı tecrübelerdi. O yüzden geri çekilme konusunu olgunlaştırmak gerekiyor. Bunun en başında da yasal zemini oluşturmak lâzım. Hükümetin ve Meclis’in kararı lâzım. Böyle bir karar güvencedir, güçlerimizin selamet içinde can kaybına uğramadan çekilmeleri için bir güvence.

Bir başka deyişle, TBMM kararına ihtiyaç vardır. 30 yıldır süren bir isyan var; sona erdirilmesi konusunda sadece idare değil, parlamentonun yasal kararlarına da ihtiyaç var. Ciddiysek ve samimiysek bu adımların atılması lâzım. Başbakan Erdoğan (22 Mart’ta) “Meclis’e gerek yok, hükümet olarak yaparız” dedi. Bu çerçeve eksik bir çerçeve. Oysa TBMM karar alabilir. Mevcut çatışmanın durdurulması ve sorunların barışçı diyalog yöntemleri ile çözülebilmesi ve PKK güçlerinin sınır dışına çekilmesi ve bir komisyon tarafından bu sürecin izlenmesi için karar alabilir.

Bizim şu anda sınır dışına çekilme için istediğimiz yasal bir çerçevedir. Birinci nokta budur.

Çekilme sürecinin sağlıklı yürümesi için Başkan Apo’nun sürece bir biçimde doğrudan müdahil olması gerekir. Bu konuda açıklamasını yaptı, ama bu geniş bir çerçeveyi öngörüyor. Şimdi geri çekilme konusunda bütün güçlerin ikna edilmesi başlı başına bir sorundur.

Bu açıdan mesela İmralı – Kandil hattının daha açık, daha çabuk çalışması büyük önem taşır. Bu arada çekilme sürecini takip edecek ve çıkabilecek sorunları çözecek 30 kişilik bir akil adamlar heyeti kurulabilir.

5. Çekilme ne zaman biter?

Ne kadar hızlı davransak da geri çekilme sonbahara kadar sarkar. Çekilme konusunda önce ikna gerekir. Örgütsel hazırlık gerekir. Önce iki yıldan söz etmiştik. Ama önderliğimizin açıklamasıyla bunu öne aldık. Şimdi hükümete düşen de yasal zemini hazırlamaktır. Hükümet çekilme olayını çok basite indirgiyor. Bu hiç kolay bir şey değildir. İnsanlar hayatını koymuş, dağa çıkmış. Şimdi onları geri çekilme konusunda ikna etmek önemli. Bu kolaycı yaklaşımlar Kürt tarafında da yok değil. Mesela BDP’nin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş geçen gün diyor ki: “Kürt meselesinde silahlı boyut yüzde 99 bitmiştir. Yüzde 1 de parlamentonun kararına kalmıştır.” Bu da yüzeysel bir yaklaşımdır. Geri çekilme sürecinin yeterince, bütün derinliğiyle kavranamadığını gösteriyor. Silahlı mücadelenin bütünüyle sonlanması, öyle sanıldığı gibi basit bir olay değildir.

6. Örgütü ikna süreci

Biz yönetim ekibi olarak, örneğin Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Fehman Hüseyin gibi arkadaşların hepsi görüş birliği içindeyiz. Hepimiz Önder Apo’nun Newroz çağrısındaki esasları kabul ediyoruz.

Fakat, sorun yönetim ekibinin içindeki birlikle bitmiyor. Özellikle orta komuta kademesi var. Bu kesimin yaşadığı çeşitli tereddütler söz konusu. Bu arkadaşları ikna etmemiz gerekir. Dün 250 kişi ile (savaşçı kesim ve orta kademeden oluşan) konuştum. İkna sürecinin bir parçası olarak konuştum. Bu toplantıda birçok arkadaş kaygılarını söyledi. Zor bir mesele… Diyor ki “biz savaşmaya geldik. On yıldır savaşıyoruz. Sonuç alma noktasına geldik. Şimdi ‘durun’ diyorsunuz”. Bu mütereddit ve endişe ifade eden sesler örgütün otorite zaafı değildir. İşte bu noktada önder Apo’nun ikna sürecinde devreye girmesinin önemi vardır.

7. Yeni anayasa ve üç madde

Yeni bir anayasaya kesinlikle ihtiyaç vardır. Yeni dönemde Türkiye’nin tam demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü de kapsayan, adeta yeni bir kuruluşu öngören yeni bir anayasal taslağa ihtiyaç vardır. Türkiye’nin demokratikleşmesi aynı zamanda gerçek barıştır, toplumsal uzlaşmadır.

Kürt sorunu ile demokrasi sorunu etle tırnak gibi iç içedir. Kürt sorununun çözümü demek, Türkiye’nin demokratikleşmesi demektir. Türkiye’de yaşayan bütün etnik ve dinsel kimlikleri reddeden değil, kabul eden bir demokratik uzlaşmayı geliştiren bir perspektifi olumlu buluyoruz.

Yeni anayasada üç şey önemlidir bizim için. Yeni vatandaşlık tanımı. Kimliklerin tanımı. Türkiye ulusunun tanımı.

8. Çözüm sürecine sokulan hançer

Silahlara veda konusu zamana da yayılabilir, kısa zamanda da bitirilebilir. Bu açıdan yol temizliği önem taşıyor. Örneğin, KCK tutukluları çözüm sürecine sokulmuş bir hançerdir. Önce bu hançerin çekilmesi gerekir. Şimdi Başbakan Erdoğan diyor ki, “silahları ayaklarınız altına alın ve gelin siyaset yapın”. İyi güzel de, siyaset yapanlar bugün hapisteler, yargılanıyorlar, ceza yiyorlar. Halbuki onların şiddetle hiçbir ilgileri yoktu. Bir yasayla bu sorunu çözmek gerekir.

9. Yol temizliği

Yüzde 10 seçim barajı, Terörle Mücadele Yasası, Siyasi Partiler Yasası, bütün bu konularda bir yol temizliği yapılması gerekiyor öncelikle. Madem toplumsal uzlaşma diyoruz, o zaman varolan kirleri niye temizlemiyoruz? Mesela faili meçhuller bir çözüme kavuşmalı. Geçmiş katliamlar ve mezar yerleri bilinmeyenler… Roboski olayı… Bu konuda TBMM’nin çıkardığı Uludere raporu tam bir utanç belgesidir. İşte bütün bu konularda bir yol temizliği yapılabilirse normalleşme süreci dediğim silahlara veda günü de çok yakınlaşır.

10. Türk meselesi, Batı meselesi

Türk meselesi, Batı meselesi, Türklerin ikna edilmesi, elbette önemli bir mesele. Ancak bu ülkede devletin, 1924’ten itibaren Kürtlere yönelik olarak geliştirilen ve bugün yanlışlığı artık anlaşılan politikası, Türk halkına doğru biçimde anlatılsa, Türk kamuoyundan hiçbir sorun çıkmaz, “Türk meselesi” diye bir mesele de olmaz. Kürtlerin dili yasaklandı, kimliği inkâr edildi, horlandılar, ses çıkaranların ise kafası ezildi. Bu yaşananlar Türk halkına doğru dürüst anlatılsa, bunları önderler, siyasal liderler anlatsa hiçbir sorun kalmaz. Türk halkı da savaş istemiyor. Çözüm ve barıştan yana Türkler de. Bizler de bölünmeyi değil, Türklerle kalıcı birlikteliğin ve ortaklığın esasını oluşturmak istiyoruz. Avrupa halkları kendi aralarında nasıl sınırları kaldırmış, birliktelik oluşturmuşsa biz bunu Ortadoğu’da neden yapamayalım ki?

11. Erdoğan’ın çözüm projesi var mı?

“Baldıran zehri olsa da içerim. Sonuna kadar kararlıyım, tüm provokasyonlara karşı dimdik yürüyorum” tavrı cesur tavırdır. Ancak, Erdoğan’ın bir çözüm projesi gerçekten var mı? Varsa, nasıl bir çözüm projesi? Daha bilmiyoruz bunları. Sadece önderliğimizle İmralı’da görüşen devlet heyetinin yaptığı görüşmeler, tartışmalar var. Ama eksik olan, hükümet tarafından bir çözüm projesinin ortaya konmuş olmaması. Aşırı kendini esas alan kibirli bir tavır söz konusu. Oysa, hükümetin bu sürece CHP’yi de dahil etmesidir doğru olan. Çatışmanın durması, ölümlerin olmaması, bu ülkeye hem huzur getirir, hem özgüven aşılar, hem de Türkiye her açıdan daha ileri gider. Herkes bundan kazançlı çıkar.