13 Kasım Paris saldırıları: Kızım Lola Bataclan’da dans ediyordu

 

Tam bir yıl önce bugün: 13 Kasım 2015, Paris… Fransa – Almanya dostluk maçının oynandığı Stade de France önünde, üç saldırgan Fransa topraklarındaki ilk canlı bomba eylemini yaptı. Üç saldırgan da kafe ve restoranların terasında oturanları taradı. İkisi kaçtı, biri kendisini patlattı. En uzun süreli ve en kanlı saldırı Eagles of Death Metal’i 1500 kişinin izlediği Bataclan konser salonunda gerçekleşti. İçeridekileri rehin alan üç IİİD militanı polis müdahalesi öncesinde dinleyicileri taramaya başladı. Polis üç saldırganı öldürdü. O gece 90’ı Bataclan’da, 130 kişi hayatını kaybetti, 99’u ağır 413 yaralı hastaneye kaldırıldı. 28 yaşındaki Lola Salines de Bataclan’da can verenler arasındaydı. Lola’nın babası çevre hekimi Georges Salines, kurucularından olduğu 13 Kasım Kardeşlik ve Hakikat Derneği’nin başkanlığını üstlendi. Ayakta kalabilmek ve unutmamak için yazdı: “A’dan Z’ye Anlatılamayan”. Bu sarsıcı kitaptan seçtiğimiz bölümleri Express’in Kasım 2016 sayısında nakletmiştik, bir kısmını aktarıyoruz…   

Jubilant_fans_are_seen_smiling_and_waving_at_the_Eagles_Of_Death-a-1_1447696463030

A / Absürd

6 Aralık 2015’te Lola 29 yaşında olacaktı. Eagles of Death Metal’in Bataclan’da verdiği konserde 13 Kasım Cuma günü teröristler tarafından katledildi. Konseri izleyen 89 seyirci daha aynı yerde öldürüldü, o akşam Paris ve Saint-Denis’deki saldırılarda 130 kişi hayatını kaybetti. Yaklaşık beş yüz kişi yaralandı. Binden fazla kişi travma yaşadı. Bir insan bu katliamın inandığı davayı yücelteceğini nasıl düşünebildi? Kızımın yaşıtı gençler nasıl onu ve onca insanı gülerek, şakalaşarak (tanıkların dile getirdiğine göre) öldürebildi? Aynı zamanda kendilerinin de öleceğini biliyorlardı, ama bu eylemin onları cennete götüreceğine inanıyorlardı herhalde. Kızım bir hiç için öldü, bir illüzyon için, bir delilik için. Çok absürd bu. (…)

B / Bataclan

4 Mart 2016. Bataclan’ın sahibi Jérôme Langlet saldırıdan sağ kurtulanların ve kurbanların ailelerinin bir tefekkür ânı yaşayabilmeleri için küçük gruplar halinde olay yerine gelmelerine izin verdi. Biz (Emmanuelle [Lola’nın annesi], Lola’nın erkek arkadaşı Mallory, ev arkadaşı Agathe ve ben) bu vesileyle orada görevlendirilen psikologların kahve ve rahatlatma tekliflerini geri çevirip dosdoğru salona girdik. Sahne önü çukurunu çevreleyen parmaklığa dirseğimi dayayıp barın önünde duruyorum. Kısa süre önce başlayan tadilat için tamamen boşaltılmış çıplak mekân önümde uzanıyor. Küçücük; konserlerden hafızamda kalandan çok daha küçük, boşluk yüzünden belki de. Kızımın sahnenin önünde, hafif solda yere düştüğü noktayla aramda sadece birkaç metre var. Çukurun iki yanında, kanatlarda bacaklarını kaldırmış kankan yapan dansçılar resmedilmiş duvarlara. Bataclan’ın rock konserlerine değil de İkinci İmparatorluk’un kaygısız eğlencelerine ev sahipliği yaptığı, Paulus ve Aristide Bruant döneminde bir müzikhol mabedi olmazdan öncesine ait hatıralar. Anlaşılan, Buffalo Bill de burada gösteri yapmış. Eğer öyleyse, cihatçı katiller bu mekâna giren ilk silah manyakları değilmiş. Yine de hakkını yemeyelim, Paris’e geldiğinde, ihtiyar Billy Cody herhalde sadece mantar tabancası taşıyordu ve Yerlilerle bizonları katletmeyi bırakalı epey bir zaman geçmişti. Sahnenin solunda, üzerinde İmdat Çıkışı yazan bir kapı. Kaç kişi buradan çıktı acaba? Agathe sessizce ağlıyor kollarımda. Küçük Lolam son nefesini burada verdi. (…)

EXPRESS 146lr-1Y / Yazmak

Yazmak kolay değil, ama yine de bana hâlâ büyük ölçüde anlaşılmaz gelen şey hakkında konuşmak yazmaktan daha zor. Yazarken yalnızsın, düşünüyorsun, acele etmeden doğru kelimeyi arıyorsun, cümleleri tartıyorsun. Yazmanın benim için her şeyden önce pratik bir amacı vardı: Unutmamak. Önce, günlerce kimi kelimeleri not ettim. Giderek büyüyen, şekilsiz küçük bir yığın oluşturmaya başladı kelimeler. Pek çok cins isim, bazı özel isimler, birkaç sıfat, kimi kısaltma ve bir-iki sayıyı içeren bir tür sözlük oluştu böylece. Birkaç hafta sonra, ara ara, hayatımda artık iyice kıtlaşan ölü zamanlarda, kaçarken göçerken notlara dönmeye başladım. Özellikle sabahları, bazen akşamları, hafta sonları, öğle yemeği molalarında, fırsat doğduğunda ve içimden geldiğinde, bir kelimeyi çekip çıkarıyordum, tozunu alıyor, yokluyor, neyi gizlediğini görmek için anlamının katlarını aralıyordum. Çoğu zaman, yedekte bekleyenlerden birini çekip almak yerine, gündüz bisikletimin pedalına asılırken ya da koşarken veya gecenin ortası uyanıverdiğimde zihnime düşen yeni bir kelimeyi evirip çeviriyordum.

Çeviren: Siren İdemen – Alican Tayla

Express, sayı 146, Kasım 2016