Bu albümde 1 fotoğraf var.
Türkiye’de kadına şiddet
2002-2009 arasında kadın cinayetlerinde artış: % 1400
Her gün hayatındaki bir erkek tarafından öldürülen kadın: 5
2002′de kadın cinayeti sayısı: 66
2007′de kadın cinayeti sayısı: 1077
2009’da kadın cinayeti sayısı: 1126
2010 yılında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı: 217
Ayrılmayı / boşanmayı istediği için öldürülen kadınların oranı: % 27
Namus / töre bahanesiyle öldürülen kadınların oranı: % 8
Doğu ve G.doğu Anadolu’da son bir yılda öldürülen kadın sayısı: 72
Doğu ve G.doğu Anadolu’da son bir yıl içerisinde intihar eden kadın sayısı: 113
Doğu ve G.doğu Anadolu’da son bir yıl içerisinde tecavüze uğrayan kadın sayısı: 76
Fiziksel ve cinsel şiddet gören kadınların oranı: % 42
Düşük gelir grubunda şiddete uğrayan kadınların oranı: % 49.9
Yüksek gelir grubunda şiddete uğrayanların oranı: % 28.7
Yaşadığı şiddeti kimseye anlatamayan kadınların oranı: % 48.5
Şiddet yaşamış kadınlardan intihar etmeyi düşünenlerin oranı: % 33.7
20 yaşından küçük ve şiddete uğrayan kadınların oranı: % 83
Boşanmış veya ayrılmış ve fiziksel şiddete maruz kalan kadınların oranı: % 78
2010 yılında tacize uğrayan kadın ve çocukların sayısı: 381
2010 yılında tecavüze uğrayan kadın ve çocukların sayısı: 207
2010 yılında 18 yaşından küçükken tacize uğrayanların oranı: % 82.5
2010 yılında tanıdıkları bir erkek tarafından tecavüze uğrayan kadın ve çocukların oranı: Yüzde 91.3
Müdür, işçisi, ürünü ve misafir Yakın bir zamana dek, Türkiye ve göç denince akla ilk önce Avrupa’daki “gurbetçiler” gelirdi. Oysa son yıllarda, transit göçmenler, mülteciler, Avrupalı emekliler, çokuluslu firmalarda çalışan üst düzey yabancı yöneticiler derken Türkiye’deki göçmenler sayıca artmaya …
devamı
Albaydan herkese mektup var! Express, sayı 83, 26 Ağustos 1995 Şaibeli bir uçak kazasında ölen Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’e yakınlıklarıyla bilinen bazı rütbeli askerlerin ölümlerinin Ergenekon Davası kapsamında incelemeye alınması, gündemin önemli konularından biri. İntihar ettiği öne sürülen eski …
devamı
Bonobo ütopyası Express, sayı 81, Mart 2008 Bir evrim kazası, küçük bir sapma nelere mâlolmuş! Atalarımız pekâlâ bonobolardan evrilebilirdi ve yeryüzü barış, zevk, mutluluk âlemi haline gelebilirdi. En azından bazı primataloglara göre böyle. Bu tezi bilimsel dayanaktan yoksun bulanlara …
devamı
En tepeye kadar hesap verilmeli 34 kişinin öldürüldüğü Uludere katliamının üzerinden 38 gün geçtiğinde hâlâ bu katliamı gerçekleştiren sorumlular açığa çıkmış değildi. Yakınlarını kaybeden köylüler dışında gözaltına alınan da yoktu. Hayatlarının en büyük felaketini yaşayan Roboski köylüleri ise …
devamı
Güzel oyunlara doğru Seyyar Sahne ekibinin fitilini ateşlediği Tiyatro Medresesi projesi, Şirince’de vücut bulmaya başladı. Ekibin mesajını aynen naklediyoruz. Gösteri sanatlarından güzel bir haber…
Bu albümde 1 fotoğraf var.
Sayın Başbakan, Arkadaşımız Hrant Dink’i öldürdüler. Beşinci yılına yaklaşan adalet arayışımız kadük kalmıştır. Dilekçe verdiğimiz topyekün devlet, kendini katile yakın gördü. Zaten; katil, polis, bayrak ve muzaffer gülümseme kahramanlık posterinde poz vermişti. Bir türlü ilamını malum edemediğiniz o kalabalık güruh, …
devamı
Bir+Bir dergisinin 2010 yılında çıkan sayıları (ilk sekiz sayı) cilt olarak, yanında Söz ve Müzik: İstanbul kitabı hediyesiyle birlikte 70 TL olarak satışa çıktı. 100 adet basılan cilt sadece posta ile gönderiliyor. Daha çok bilgi için abone@birdirbir.org adresinden bilgi alınabilir. …
devamı
Bir gün, evden aldığım gazeteyi sinirli sinirli açtığımda ve önümde tutarak tepelerden henüz dönmüş bir çobana okuduğumda caminin arkasındaki yamaçtaydım. O da benim kadar cahildi. Okudum: Ona Lefkoşa’da neler olduğunu, Baf’ta hangi felaketlerin meydana geldiğini (babamın orada bir deprem olduğundan bahsettiğini duymuştum), Girne’de bir zeytinliğe inen uçağı anlattım. Ve o, söylediğim her şeye inanarak ve böyle bir ufaklığın nasıl okuyabildiğini merak ederek başını salladı. Çok hoştu. Ama sonra bir öğrenci göründü, bana baktı ve güldü. Çoban çocuğu azarladı ama oğlan ona gazeteyi baş aşağı tuttuğumu söyledi ve daha çok güldü. Ama çobanın ona inanmadığını görebiliyordum. Biz birbirimize inanabilirdik, o ve ben. Cahiller.
Taner Baybars – Uzak Ülke / Bir Kıbrıs Çocukluğu
İstiklal caddesi İstanbul’un en kalabalık yaya yolu. Esnafı da, alışveriş yapıp eğlenmeye gelen kalabalığı da eylemcilere alışkın. Yolun ortasını, slogan atan göstericilere bırakarak yandan yandan yürümek caddenin bir rutini.
(…)
Saat 2′de Galatasaray Lisesi’nden Taksim Meydanı’na doğru, geçtiğimiz haftalarda Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan gazetecilere destek vermek için ”Ahmet çıkacak yine yazacak” diye bağıran bir eylemciyi saat 4 civarında bu defa, Meydan’dan Galatasaray Lisesi’ne doğru ”AKP elini Akkuyu’dan çek” diye slogan atarken görebilirsiniz.
Modern tarihin o nadide anlarında özgürlüğüne kavuşan köleler, serfler ya da sömürülen insanlar hiçbir zaman gidip de ücretli işçi olmayı seçmediler. Yakın zamanda yapılan emek tarihi araştırmaları “işsizlik” mevhumunun belirmekte olan sosyal devlet tarafından işgücü piyasasını sıradanlaştırmak ve regüle etmek için keşfedildiğini gösteriyor. “İşsizlik” (unemployment) kelimesi İngilizce’de ilk olarak 1887 yılında kullanıldı. Fransızca’daki karşılığı “chômeur” ya da Almanca’daki eşanlamlısı “arbeitslosigkeit” da aynı dönemde dolaşıma girdi. “Tarihte İşsizlik” kitabının yazarı John Garraty, Marx’ın 1844 Elyazmaları’nda “Unbeschäftigten”, yani “Meşgul Olmayanlar” terimini kullandığını söyler. Aynı Marx, Kapital’de “işgünü” mevhumunun ortaya çıkışını şöyle anlatır: “Normal bir işgünü” (ein Normalarbeitstag) aslında tarafları üç aşağı beş yukarı emekçiler ve kapitalistler olan uzun süreli bir içsavaş sonunda yaratılmıştır. Böylece o debdebeli “insanlığın devredilemez hakları”nın yerini yasalarla sınırlandırılmış işgününün mütevazı Magna Carta’sı aldı.”
Micheal Denning, Maaşsız Hayat