23/2/2012

Türkiye’de kadına şiddet

2002-2009 arasında kadın cinayetlerinde artış: % 1400
Her gün hayatındaki bir erkek tarafından öldürülen kadın: 5
2002′de kadın cinayeti sayısı: 66
2007′de kadın cinayeti sayısı: 1077
2009’da kadın cinayeti sayısı: 1126
2010 yılında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı: 217
Ayrılmayı / boşanmayı istediği için öldürülen kadınların oranı: % 27
Namus / töre bahanesiyle öldürülen kadınların oranı: % 8
Doğu ve G.doğu Anadolu’da son bir yılda öldürülen kadın sayısı: 72
Doğu ve G.doğu Anadolu’da son bir yıl içerisinde intihar eden kadın sayısı: 113
Doğu ve G.doğu Anadolu’da son bir yıl içerisinde tecavüze uğrayan kadın sayısı: 76
Fiziksel ve cinsel şiddet gören kadınların oranı: % 42
Düşük gelir grubunda şiddete uğrayan kadınların oranı: % 49.9
Yüksek gelir grubunda şiddete uğrayanların oranı: % 28.7
Yaşadığı şiddeti kimseye anlatamayan kadınların oranı: % 48.5
Şiddet yaşamış kadınlardan intihar etmeyi düşünenlerin oranı: % 33.7
20 yaşından küçük ve şiddete uğrayan kadınların oranı: % 83
Boşanmış veya ayrılmış ve fiziksel şiddete maruz kalan kadınların oranı: % 78
2010 yılında tacize uğrayan kadın ve çocukların sayısı: 381
2010 yılında tecavüze uğrayan kadın ve çocukların sayısı: 207
2010 yılında 18 yaşından küçükken tacize uğrayanların oranı: % 82.5
2010 yılında tanıdıkları bir erkek tarafından tecavüze uğrayan kadın ve çocukların oranı: Yüzde 91.3

Kıyak linkler
    Gazze Anlatıları Arapça, İngilizce ve Gazze’den yayınlanan bir site. Bir çok alanda üretimler paylaşılıyor.
    Anadolu'yu Vermeyoz Anadolu Doğasını Katledecek “Tabiat Kanunu”na Karşı Platform
    Mutlu Kent Kentsel dönüşüm, soylulaştırma, İstanbul Zorla Tahliye Haritası
Nakleden: , 27.01.12

Kesmeşeker deplasmanda

 

Geçtiğimiz yıl yirminci senesini kutlayan Kesmeşeker, bu akşam Beyoğlu’nda Haymatlos sahnesine çıkıyor. Yedi yıl aradan sonra gelen yeni Kesmeşeker albümü “Doğdum Ben Memlekette” için Express’te yayınlanan yazıyla Kaptan ve mürettebatına selâm çakıyor, ayrıntılar inşallah önümüzdeki Bir+Bir’de diyoruz…

Cenk Taner’in kaptanlığında değişen kadrolarla yirmi yılı deviren Kesmeşeker, yeni albümünü yayınladı: “Doğdum Ben Memlekette”. Memlekette doğanlardan dördü, Cenk, Can Alper, Tansu Kızılırmak ve Emre Sarıtunalılar, yedi yıl sonra çıkan Kesmeşeker albümüne imza attı. Kapakta ise, yalnız Metin Kurt var. 11 şarkılık albümde gidip de dönmemek, gitmeyip burada kalmak ve derdiyle baş başa olmak başat meseleler. Deniz, gemi ve kaptan bu derde ortak olan araçlar.

Kesmeşeker, her daim iddialı olmasa da bir sözü olan ve tavrını sergileyen şarkılar yazdı. İroni, edebiyat, göndermeler şarkı sözlerinin içinde saklıydı. “Mr. Brown”dan “Failin Meçhulün”e, “Feridun Bey”den “Eyalet Çocukları”na, dünyada ve memlekette olan bitene dair bir bakış açısı tüm Kesmeşeker albümlerine sinmişti. Ayrıca bu memlekette doğup büyümenin her türlü sıkıntısı vardı o albümlerde; yoksulluk, öğrencilik dertleri, yolunu çizmenin telaşı, aşkı sürdürmenin merakı… Önceki albümlerde, değişen üyelerle kimi zaman sertleşen, kimi zaman melankolikleşen tarza rağmen, müzikal anlamda da Kes- meşeker’in bir çizgisi oluştu. Kimileri buna Kadıköy sound’u dese de –Cenk Taner’in çok benimsemediğini söyleyebiliriz, ki söyleşilerde biraz mesafeli durmaya çalışıyor o ta- nıma–, melodinin sözlerin önüne geçmediği, ama onu daha da anlamlı kıldığı bir sakinlik…

“Doğdum Ben Memlekette”, klişe bir tabir olabilir, ama yirmi yılın birikimiyle, tam bir olgunluk albümü gibi… Kesmeşeker tam da hep kullandığımız kelimeleri başka tür söyleyebilme gücüyle bizi kendine bağlamıyor mu?

Hem sözlerdeki politiklik, mesaj, samimiyet ve ironi, hem melodilerdeki rahatlık ve oturmuşluk, albüm boyunca akıp giden, ama iz bırakan bir tat sunuyor. Bu albümde, artık olmak istenenden ziyade olan durumun ifadesi var. İlk üç şarkı, albümün genel havasına uygun. “Atlar Dönmedi”, “Sıcak ve Kurak”, “Doğdum Ben Memlekette”; başka bir şehir, başka bir lisan bilmeyen bir neslin yürüyüşü gibi. “Bu dünyada aşıklardan çok acıkanlar var” diyen “Her Şey Sermaye İçin Sevgilim”, pazar günü sıkıntısına eşlik eden Pazar eleştirisi. “Benim Adım Ne?”, başkalarının keyfini beklemeyle günleri geçenlerin kendini arama derdi. “Eğ Başını Eğeceksen”, “Kent Ozanları” derlemesindeki boynu bükük akustik şarkının elektrikle diriltilmiş hali. Elektriğin gücü en çok “İsmail”de yükseliyor; “buradan bir kaçış var mıdır sence, bari rotayı söyle” diyerek yine yol yordam arıyor kendine. “Atlar Dönmedi”, “Kim Sessizse O Ağlasın”, yine isim vermeden bir Feridun Bey mecazı yapıyor sanki. “Metin Kurt Yalnızlığı” daha önce Express’te şarkının adını başlığına taşıyan bir yazının da gönderme yaptığı ve kapak fotoğrafıyla bütünleşen şarkı: “Çok yanlış biriydin, kula kulluk etmezdin.” Memleket ahvalinde, ceza sahasında bir başına kalanlar, kendi gibileri arayanlar, kendi yalnızlığıyla başkasını eşleştirenler için yeni bir motto. “Gittiğin Gün”, “sebepsiz hüzün hocam olur; öptüm ellerinden” sözü ile favorilerimizden. “Tezatlar Kitabı” ise akustiğiyle “İzin Vermedi Yalnızlık” çizgisine bağlıyor albümü.

Uçsuz bucaksız azınlığın sesi-nefesi Kesmeşeker, sevenlerini ihya eden bir albüme imza atmış onca zamanın ardından. Seviyoruz seni kaptan, seninleyiz!

Yavuz YıldırımExpress, sayı 125, Ocak 2012

Kesmeşeker – Doğdum Ben Memlekette (Ada)

1 fotoğraf ← fotoğraf arşivi

tambourine man

1 video ← video arşivi

Şalvar Rap – Yuvarlakçay’da HES’e hayır

  • c Cahiller

    Bir gün, evden aldığım gazeteyi sinirli sinirli açtığımda ve önümde tutarak tepelerden henüz dönmüş bir çobana okuduğumda caminin arkasındaki yamaçtaydım. O da benim kadar cahildi. Okudum: Ona Lefkoşa’da neler olduğunu, Baf’ta hangi felaketlerin meydana geldiğini (babamın orada bir deprem olduğundan bahsettiğini duymuştum), Girne’de bir zeytinliğe inen uçağı anlattım. Ve o, söylediğim her şeye inanarak ve böyle bir ufaklığın nasıl okuyabildiğini merak ederek başını salladı. Çok hoştu. Ama sonra bir öğrenci göründü, bana baktı ve güldü. Çoban çocuğu azarladı ama oğlan ona gazeteyi baş aşağı tuttuğumu söyledi ve daha çok güldü. Ama çobanın ona inanmadığını görebiliyordum. Biz birbirimize inanabilirdik, o ve ben. Cahiller.

    Taner Baybars – Uzak Ülke / Bir Kıbrıs Çocukluğu

  • i İstiklal Caddesi

    İstiklal caddesi İstanbul’un en kalabalık yaya yolu. Esnafı da, alışveriş yapıp eğlenmeye gelen kalabalığı da eylemcilere alışkın. Yolun ortasını, slogan atan göstericilere bırakarak yandan yandan yürümek caddenin bir rutini.
    (…)
    Saat 2′de Galatasaray Lisesi’nden Taksim Meydanı’na doğru, geçtiğimiz haftalarda Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan gazetecilere destek vermek için ”Ahmet çıkacak yine yazacak” diye bağıran bir eylemciyi saat 4 civarında bu defa, Meydan’dan Galatasaray Lisesi’ne doğru ”AKP elini Akkuyu’dan çek” diye slogan atarken görebilirsiniz.

    Zeynep Erdim

  • i İşsizlik

    Modern tarihin o nadide anlarında özgürlüğüne kavuşan köleler, serfler ya da sömürülen insanlar hiçbir zaman gidip de ücretli işçi olmayı seçmediler. Yakın zamanda yapılan emek tarihi araştırmaları “işsizlik” mevhumunun belirmekte olan sosyal devlet tarafından işgücü piyasasını sıradanlaştırmak ve regüle etmek için keşfedildiğini gösteriyor. “İşsizlik” (unemployment) kelimesi İngilizce’de ilk olarak 1887 yılında kullanıldı. Fransızca’daki karşılığı “chômeur” ya da Almanca’daki eşanlamlısı “arbeitslosigkeit” da aynı dönemde dolaşıma girdi. “Tarihte İşsizlik” kitabının yazarı John Garraty, Marx’ın 1844 Elyazmaları’nda “Unbeschäftigten”, yani “Meşgul Olmayanlar” terimini kullandığını söyler. Aynı Marx, Kapital’de “işgünü” mevhumunun ortaya çıkışını şöyle anlatır: “Normal bir işgünü” (ein Normalarbeitstag) aslında tarafları üç aşağı beş yukarı emekçiler ve kapitalistler olan uzun süreli bir içsavaş sonunda yaratılmıştır. Böylece o debdebeli “insanlığın devredilemez hakları”nın yerini yasalarla sınırlandırılmış işgününün mütevazı Magna Carta’sı aldı.”

    Micheal Denning, Maaşsız Hayat