BiR+BiR 011

NALAN YIRTMAÇ
Kızım n’apıyorsun?
Memleket semalarını şablon (stencil) ile tanıştıran Nalan Yırtmaç’ın İstanbul’un arka sokaklarını, kazulet TOKİ’lerini, başına buyruk mahallelerini iş edinen “Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz” sergisi vesilesiyle sanat ve hayat diyalektiğine çat kapı girip “akbilli ressam”akulak veriyoruz.

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI’NIN 20. YILDÖNÜMÜNÜ
MÜNASEBETİYLE SANATSAL BİR BİLANÇO: “ATEŞİN DÜŞTÜĞÜ YER”
Acıya göz katmak
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın yirminci yılı vesilesiyle DEPO’da açılan “Ateşin Düştüğü Yer” sergisi, çağdaş sanat alanının toplumsal hak ihlâlleriyle ilişkisinin
bilançosunu da çıkarmış oldu. 126 sanatçının katılımıyla oluşan serginin kataloğu için hazırlanan, ancak basılamayan yazıyı özetleyerek sunuyoruz.

HAKİKATİ GÖRÜNÜR KILMAK
Gösterdim ve ruhumu kurtardım
Niyetimiz Yusuf Atılgan’ın “sinemadan çıkmış insan”ına nazire, “sergiden çıkmış
insanlar” olarak Türkiye’deki politik güncel sanatın olanaklarını ve sınırlılıklarını
tartışmak. “Aylak Adam”ı hatırlayalım: “Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur.” “Ateşin Düştüğü Yer”den çıkan insan başkalarının acısına bakmış, acıtılanları ve acıtanları görmüş, işkenceye, kaybedilmeye, yerinden edilmeye tanıklık etmenin yüküyle terkediyor mekânı. Kısa ömürlü yaratık içimizde yavaş yavaş ölürken, aklımızda kalan birkaç soruyu tartışmaya açmaya çabalıyoruz.

İLYAS ODMAN
Bedenin hafızası
Bu sezon “Cam Adımlar”, “Yorgun III”, “oggi niente” ve “Ölü Doğa” gibi işleriyle İstanbul’un irili ufaklı pek çok sahnesinde izlediğimiz koreograf ve dansçı İlyas Odman ile “Panic in the Zoo”nun yaratıcısı Aslı Bostancı yeni bir gösteri için bir araya geliyor: “!nomorepain”, 23 Nisan’da Utrecht Spring Dance Festivali’nde prömiyer yapan gösteriyi mayıs ayında İstanbul’da izlemeyi beklemeden, İlyas Odman’ı huzurlarınıza getirdik…

ANTOINE AGOUDJIAN
Yaralı mazi
26 Nisan’dan itibaren Tophane’ye yol düşürüp DEPO’daki “Yanan Gözler” sergisine demir atan kazanır. Fransa’nın önde gelen fotoğraf sanatçılarından Antoine
Agoudjian’ın “macera”ları öyle bir kapı açıyor ki, oradan giren girdiği gibi çıkmıyor. Tarihe ve coğrafyaya başka bir gözle bakmaya başlıyor.

BERKUN OYA
Hop hopgelsin şimdi gelsin
Onu rötarlı olarak TV’deki Defakto’yla tanımıştık. O gündür bugündür izini
sürüyoruz. “Hop” dedirten oyunlar yazmakla, sinemaya el atmakla, arada bir oyunculuğunu konuşturmakla kalmıyor, son zamanlarda döne döne dinlediğimiz Büyük Ev Ablukada’yı şenlendiriyor. Kurucularından olduğu Krek Tiyatro Topluluğu’nun Bilgi Üniversitesi Santral kampüsündeki mekânında sahnelediği “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” ve “Hoop Gitti Kafa”yı vesile edip Berkun Oya’yı çapraza aldık.

GEVENDE
Aylak Adamlar Kumpanyası
Bundan dört sene önce ilk albümleri “Ev”le Eskişehir’den taze bir soluk yayan Gevende, ikinci albümünü yayınladı: “Sen Balık Değilsin ki”, bildiğimiz mânâda şarkılardan değil, beş arkadaşın müzikli muhabbetinden, bu muhabbetin durduğu türlü çeşit atmosferin büyüsünden müteşekkil. Grubun bas ve vokal seksiyonuyla “Sen Balık Değilsin ki”ye giden yolları arşınladık…

PJ HARVEY
Savaşa karşı marşlar
PJ Harvey yeni albümü “Let England Shake”te savaş alanlarından ses veriyor, aşkların değil, kurşunların analizini yapıyor. Marşlarla folk şarkılarının
basitliğinde, Gelibolu’dan Irak’a gidiyor, bir İngiliz kadının sesine bir Kürt kadının sesi karışıyor. Üzerinde güneş batmayan imparatorlukla sevgi / nefret ilişkisini mercek altına alan PJ Harvey, cemazülevvelini kısaca anlattıktan sonra, “Let England Shake”in kabuğunu soyuyor…

“İSTANBUL’LA YÜZLEŞME DENEMELERİ”
Merkezperver körlük
Sıra geldi “iki yeni İstanbul daha” şiarlı seçim kampanyasına… “İki yeni İstanbul” ne demek? 600 bin boş konutun bulunduğu bu kent bir hazır giyim firmasının ürettiği yeni gömlek mi ki çoğaltasınız? 1995’te İstanbul’a yerleşen Jean-François Pérouse, azimle arşınladığı bu kente dair araştırmalarını “İstanbul’la Yüzleşme Denemeleri” adlı kitapta bir araya getirdi. Derinlerine indikçe hiçbir klişe tespite izin vermeyen bu koca metropolün samimi bir tanığına ve iğneyle kuyu kazan bir araştırmacıya bağlanıyoruz, müteveffa dostu “konuşmayan ressamcı” Kamel Dekhli’nin çizimleri eşliğinde…

JOYCE CAROL OATES
Sadeleştir, sadeleştir, sadeleştir
Dile kolay, 56 roman, 32 öykü kitabı… Nicelik bir yana, yaşayan en büyük Amerikalı
romancılarından biri olarak görülüyor. Son yıllarda Türkçeye çevrilen kitaplarında gözle görülür bir artış olan Joyce Carol Oates’a bağlanıyoruz.