BiR+BiR 012

SOKAK SANATI: İSTANBUL VE SAO PAULO
Biz buradayız
13 Mayıs’ta Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen “Kentsel Sınıflar ve Neoliberal Çağda Siyaset” başlıklı konferansta antropolog Teresa Caldeira hasetten çatlatan bir gerçeği hatırlattı: Devasa metropol Sao Paulo’da reklam panosu yasak! Şehirde reklam yok, sokak sanatı var: Pixação. Teresa Caldeira’yı dinlediğimiz esnada İstanbul’un mutena caddelerinde başka türlü bir sanat icra ediliyordu. Bu iki sanat türüne ve varoldukları iklime yakından bakalım…

OLGU ÜLKENCİLER
Simgeleri kazanmak
Olgu Ülkenciler’in üçüncü kişisel sergisi “Das Fenomen”de
yumruklar, çekiçler, bayraklar, “reel-sosyalist” estetiğin izdüşümleri, yeni bir kitlesel mücadele dönemi umudu var.“Das Fenomen”, 9 Temmuz’a kadar Nişantaşı’nda, C.A.M.’de görülebilir…

YUVARLAK MASA: ÇAĞDAŞ SANATTA SANSÜR
İktidarın hassasiyetleri
Tehdit, tahrik, hedef gösterme, sansür, otosansür… Hale Tenger, Neriman Polat ve Okan Urun’un da katıldığı toplantıda güncel sanatın bu temel problemleri tartışıldı. Toplantıdan bir de somut fayda çıktı: Güncel sanatta sansür uygulamalarının çetelesi Siyah Bant sitesinde tutulacak…

İNCİ FURNİ
Taş var, köpek var, gerçek nerede?
İlk kişisel sergisi “Kendini Kaybeden Masa”yı ArtSümer galerisinde açan küçük ve absürd hikâyelerin ressamı İnci Furni’yle hayvan sembollerine takıntısından Hafriyat örgütlenmesine, genişleyen sanat piyasasından papağanların niye konuşamadığına uzanan bir sohbete daldık. “Duygusal fiziğin” ressamına kulak veriyoruz.

NEDİM HAZAR
Ne güzel olurdu anlaşabilsek
12 Haziran sath-ı mâilinde bizi ekrana çeken programlardan biriydi “Seçim Kürsüsü”. Dahası, AKP’nin satın almadan teslim aldığı NTV’de sinkafsız ve zapsız seyrettiğimiz yegâne seçim programıydı. Öyle olması şaşırtıcı değildi, zira direksiyonda belgesellerinden ve müstafî grubu Yarınistan’dan tanıdığımız Nedim Hazar vardı. “Seçim Kürsüsü”nü vesile edip cebimizde on şarkıyla Hazar’ın kapısını çaldık, 12 Haziran öncesinde yakından tanık olduğu memleket manzarasını ve serüveni bol hayat hikâyesini konuştuk.

A’DAN Z’YE BOB DYLAN
Hâlâ capcanlı
“Dylan 70 yaşında!” 24 Mayıs’ta, yedi iklimde bu cümle yankılandı. Ve kim bilir kaç milyon kişi aynı anda aynı şarkıyı mırıldandı: “Forever Young”. Şimdi o şarkıyı cebimize koyup 1966’ya ışınlanalım. 25 yıl önce, 1986’da yayınlandığında gözden ırak düşen, şimdi yeni baskısı yapılan Robert Sheldon imzalı “No Direction Home”un ilk baskısında yer almayan ‘66 tarihli söyleşiyi cımbızlayıp 70 mum niyetine bir Dylan alfabesi olarak huzurunuza getiriyoruz.

İKİ DYLAN ÖYKÜSÜ
Hep buradaydı
Evet, hep buradaydı, illâ tarih vermek gerekirse, 1400’lerin ortası, pîr bildiği François Villon kerteriz alınabilir. “Don” değiştire değiştire geldi, 1960’ların halk ozanı oldu. Orada da kalmadı, ‘70’ler, ‘80’ler, ‘90’lar derken 2000’lerin Dylan’ı oldu. Peki, nasıl oldu? Robert Zimmerman hangi yollardan geçerek bugüne geldi? 2001 haziranının Uncut’ına, Ian MacDonald’ın Bob Dylan’ın 60. yaşgünü şerefine yazdığı aydınlatıcı makaleye bağlanıyoruz.

KARDEŞ TÜRKÜLER
Dünyanın bütün Hanzala’ları
Kardeş Türküler, altı yıl aradan sonra yayınladığı yeni albüm “Çocuk (H)Aklı”da “Mr. Avantgarde Folk” Arto Tunçboyacıyan’ı da yanına aldı, çokkültürlü, çokdilli yolculuğuna bir tuğla daha ekledi…

BANDİSTA
Eylem bandosu
Bandista, ikinci albümü “Daima!”yı yine kendi bastı, ilk dağıtımı yine 1 Mayıs Taksim’inde yaptı. Bir aylık Avrupa turneleri öncesinde son İstanbul konserlerini vermeden ekibin iki demirbaşıyla buluştuk, “kolektif” arzu üzerine vaktiyle Roll’da kullandığımız müstear isimlerine tekrar başvurduk…

KATE BUSH
Bit pazarına yağan nur
Rock’un nev-i şahsına münhasır şarkı yazarlarından Kate Bush, altı yıl aradan sonra ne eski ne yeni denebilecek bir albümle döndü. 1989’un “Sensual World”ünden ve 1993’ün “Red Shoes”undan içine sinmeyen şarkıları aldı, enstrüman ekleyip çıkardı, bugünkü birikimiyle hepsini tekrar okudu. Sevdiğimiz şarkılardı, bu hallerine direnmek hepten zor…

PAUL SIMON
Dünya müziğini severim
Dylan gibi 70 yaşına basan, şarkı işinin erbaplarından Paul Simon, gayet genç ve dinamik, gayet şehirli ve Afrikan bir albümle, “So Beautiful or So What”la çıkageldi. Bir de 19 Temmuz’da 18. İstanbul Caz Festivali için Açıkhava sözü var, daha ne olsun? Uncut’tan naklen…

SEVİM BURAK DUBLİN’DEYDİ
Sahibimin sesi
Mayıs ayında, Sevim Burak’ın 80. doğumgünü vesilesiyle İrlanda’nın Trinity College’ında, yazar, tiyatrocu ve akademisyenlerin katılımıyla bir anma tertip edildi. Sevim Burak, böylece İngilizceye de ilk defa kazandırılmış oldu, hem de çok sevdiği Joyce’ların, Beckett’lerin memleketinde. Dublin macerasını Burak’ın kızı Elfe Uluç’tan dinliyoruz…

SES EDEBİYATÇISI ZAFER ARACAGÖK
Dolaysız rezonans
Sıfır grubuyla da tanınan akademisyen ve müzisyen Zafer Aracagök’ün Sevim Burak’ın eserlerinden yola çıkarak 2007’de yaptığı “Yalvarırım Beyfendi Saatiniz Kaçı Gösteriyor?” adlı ses tasarımını birlikte dinledik ve yorumladık…

CATHERINE DENEUVE
Çiçek değil vazo
Cannes onun filmiyle (Les Bien-aimés) kapandı, aynı günlerde başrolünde oynadığı “Kadın İsterse” İstanbul’da gösterimdeydi. Önümüzdeki günlerde de Asteriks filmi “Tanrı Britanya’yı Korusun”da İngiltere kraliçesi olarak arz-ı endam edecek. Gündemse gündem yani. Ama geçelim bunları, Mart 2011’de Madrid’deki basın toplantısında sergilediği tavğrla dört başı mamur ağırlanmayı hak ediyor doğrusu. Sigarasını yakınca söndürmesi söyleniyor. Bizimki reddediyor, “cezası neyse öderim” diyerek tüttürmeye devam ediyor. Bu müstesna insanı yönetmen Arnaud Desplechin’e verdiği ve “Une Certaine Lenteur” (Belli Bir Yavaşlık) adıyla kitaplaştırılan mülâkatın özetiyle huzurlarınıza getiriyoruz.