BiR+BiR 21

Kentsel dönüşümün güncel tarihi: Distopya ve ütopya

“İstanbul Hayali / Elinde Proje Var”, şehir plancı Aron Angel’in ilginç yaşamına eğilirken, Türkiye’nin kentleşme tecrübesinin her safhasına ilişkin özgürce konuşan bir belgesel. Yönetmen Perihan Bayraktar’ın ODTÜ öğretim üyesi H. Tarık Şengül’le yaptığı uzun söyleşi filmin sınırlarını aşınca, duruma Bir+Bir el koydu. Kentlerimiz 90 yılda nereden nereye geldi? Kim kazandı, kim kaybetti? Meydanlarımızı geri alabilecek miyiz? Çılgın projeler ve ötesi… H. Tarık Şengül anlatıyor.

“Anne, Ben Barbar mıyım”: Sahte katarsis

Brecht’li “İnsan Neyle Yaşar”dan sonra, şimdi de “Anne, ben barbar mıyım” ve “kamusal simya” başlığı altında, kaybolan kamusallığı ve kentsel dönüşümü konu edinen 13. İstanbul Bienali vesileyle “ilerici” sanat kurumlarının ve “radikal reformizmin” tarihine bakıyoruz.

Serhat Köksal’la muhalif sanat üzerine

Bienal vesilesiyle saatlerimizi “muhalif sanat nedir, ne değildir”e ayarlamışken, 2/5 BZ, nam-ı diğer Serhat Köksal’la geçen mayısta, bienal başlığı henüz ilan edilmemişken akademik bir çalışmanın parçası olarak yapılan söyleşinin Bir+Bir’lik özetini huzurlarınıza getiriyoruz.

Güçlü Öztekin’le “İyi işler zaman alır, müthiş şeyler aniden olur”

“Çevremdeki pek çok insan Jekyll ve Hyde durumunda. Yan yana, farklı yönlerde işlerde çalışıyor ve bir yerden aldıklarını diğer tarafa aktarıyorlar.” HaZaVuZu’ndan da tanıdığımız Güçlü Öztekin’in solo sergisi “İyi işler zaman alır, müthiş şeyler aniden olur” 30 Mart’a kadar Rampa’da…

Stefan Sagmeister İstanbul’daydı

Lou Reed’den David Byrne’e çeşitli isimlere yaptığı plak kapaklarıyla, kitap ve dergi tasarımlarıyla, bizzat kendi bedenine yaptığı görsel müdahalelerle, aforizmalarıyla tanınan Sagmeister, doğduğu Avusturya’dan New York’a göçtükten sonra grafik etkinliğini artırdı ve mesleğin duayenleri arasına katıldı. Sagmeister’le İstanbul ziyaretinden dar vakitte daldan dala gezindik…

Joshua Oppenheimer’la “Öldürme Eylemi”

Yer Endonezya, yıl 1965… Askerî darbe, kıyımlar, katliamlar… Aradan neredeyse elli yıl geçtikten sonra, o cehennemi kurbanlar değil, katiller anlatıyor. Soğukkanlılıkla ve hatta gururla… Anlatmakla kalmıyorlar, farklı sinema türlerinde yeniden canlandırıp performanslarını değerlendiriyorlar. 12. !f Bağımsız Film Festivali’nde SİYAD ödülünü alan “Öldürme Eylemi”ni bir “tahayyül belgeseli” olarak tanımlayan yönetmen Joshua Oppenheimer’ı dinliyoruz.

Reha Erdem’le “Jîn”

Sessiz, sakin ve derinden giden Reha Erdem bu sefer de ülkenin en can alıcı meselesine bakan “Jîn”le çıkageldi. Haliyle, bu sefer her zamankinden çok gündem oldu, filmi üzerine çok yazılıp çizildi. Bir+Bir mürettebatı da havaya girdi, “Jîn”i bir oraya, bir buraya çekiştirdi, öyle midir, böyle midir diye çekişti ve nihayetinde Reha Erdem’in kapısını çaldı…

Ray Kolektifi’yle “Pencere” ve Forum Tiyatro

Apartman boşluğu da olabilir, boş bir arsa da, tavan arası da… Görür görmez tanıdığımız bildiğimiz bir yeri yakıştırdığımız soyut bir alanda, Esme ve Hüseyin’i, iki küçücük çocuğu izliyoruz. Esme adım adım cinsel istismara sürüklenirken, Hüseyin de onu bu yola iten toplumdaki rolüyle tanışıyor. Ray Kolektifi’ni, Ayşe Bayramoğlu’nun “Pencere”sini sahneledikten hemen sonra, Van’a İmece Gemisi yapmaya yola çıkarken yakaladık, “forum tiyatro”yu ve oyunlarını konuştuk.

Müslüm Gürses’in ardından: Baba değil, yoldaş

Müslüm’ü birdirbir.org’da uğurlarken “baba değil, yoldaş” demeye getirmiştik. Daha mürekkebi kurumadan postadan bir mektup çıktı, “damardan” bir Müslümcüden… O da aynı şeyi söylüyordu. Üstelik, yer ve tarih vererek. 1988’e, Urfa’nın Ceylanpınar’ına uzanıyoruz. Ve oradan bakıyoruz, Müslüm’e, harbi Müslümcülere…

Nick Cave: El ele tutuşan şarkılar

Büyük şarkı yazarı Nick Cave filmlerden, romanlardan, Grinderman’den başını kaldırdı, altı yıl sonra ilk Bad Seeds’li albümünü yayınladı. Cave, zamane iletişim biçimlerinden ve kanallarından karanlık hikâye eskizleri devşirdiği “Push The Sky Away”i anlatıyor.

İstanbul’dan Bebe geçti

Geçtiğimiz günlerde ikinci defa İstanbul’a, 15 Şubat’ta Salon’a gelen Bebe’ye mikrofon uzattık. Bitirim tavırlarından flamenko tutkusuna, sinema oyunculuğuna, İspanya’yı kasıp kavuran ekonomik krize uzanan bir muhabbete koyulduk.

Aylin Aslım’la “Zümrüdüanka”

Aylin Aslım dördüncü albümünde gitarı elden bırakmadı, ama ilk albümünün sakin sularına da geri döndü. Yeni şarkıları biriktiren tecrübeler neler, kadehimizi “Zümrüdüanka”nın şerefine kaldırıp kendisinden dinledik…

Ümit Bayazoğlu’yla “Hatırda Kalmaz Satırda Kalır”

Express emektarı, dahası kırk yıllık dostumuz diye söylemiyoruz, kalemi ve kafası öyle bir iz sürüyor, öyle bir kazı yapıyor ki, geleceğe ibret vesikalarıyla dolu bir tarih bırakıyor. “37 Portre”nin ardından gelen “Hatırda Kalmaz Satırda Kalır” da “Devlet ve biyoloji” bahsine, gayrıresmî tarihe öyle notlar düşüyor, öyle maddeler ekliyor ki, geleceğin tarihçileri müteşekkir olacak. Edebiyat lezzeti ve kanırtıcı mizah da cabası… Lafın gelişi değil, hassaten iftiharla tadim ediyoruz.

Şule Gürbüz’le A’dan Z’ye

Yüzdük yüzdük sonuna geldik. Sahile çıkasımız yok ama, gün akşam oldu. P’yi pi sayısı, Ş’yi az sonra gelecek şarkı, U’yu da uzun hava diye atlayarak R’den başlayıp Z’ye yol alıyoruz ve tefrikamızı nihayete erdiyoruz. Son sözü slogan şarkımız söylesin: “Olan oldu bir defa, bari hepimize yarasın…”

Edebiyat Gardırobu: Ruhun kürk mantosu

Kürk mantolu bir kadın portresi Raif’i sersemletir. Resme mıhlanır kalır… Bir insanı tanımanın en sağlam yolu, aşk öyküsünü onun dilinden dinlemek ise, Raif’i tanımanın yolu “Kürk Mantolu Madonna”dan geçer.