BİR+BİR 22

 Londra’dan naklen: “David Bowie is…”

“Şimdi neredeyiz?” Onca yıl sonra önce bu soruyla işaret fişeğini gönderdi, ardından yeni albümü çıkageldi. “The Next Day”i dinlerken ve ertesinde filmi geri sarmamak ne mümkün! Her yeni albümüyle öyle oluyor aslında. Küratör Victoria Broackes “The Next Day”i beklemeden, hatta albümden bîhaber, filmi geri sarıp Bowie’nin evrak-ı metrukesini göz kamaştırıcı bir sergiye, “Bowie Is…”e dönüştürdü. Yeni albümle sergi art arda gelince, dünya âlem Bowie burcuna girdi… Bir+Bir olay mahallinden bildiriyor…

Orhan Kemal’in çocukları: Yoksulluk lekesi

TV’de Kemalettin Tuğcu ve Orhan Kemal uyarlamaları gani. İkisi de yoksulluğu ve sokak çocuklarını yazdıklarından herhalde, benzer yazarlarmış gibi bir hava esiyor. Halbuki, yoksulluğa ve dolayısıyla sokak çocuklarına bakışları itibarıyla, ayrı dünyaların yazarları. O iki bakış arasındaki farka yakından bakmak bugünlerde her zamankinden daha elzem görünüyor. Nurdan Gürbilek, projektörünü Tuğcu ve Orhan Kemal’in çocuklarına çeviriyor…

Adbusters ekibiyle enine boyuna

Dile kolay, çeyrek asırdır “Kültür Bozumu” denince ilk akla gelen dergi Adbusters. İki nesli malûm “rüya”dan uyandırmak için mücadele eden Adbusters “Occupy Wall Street”in de lokomotifi. Bienalin davetiyle “kamusal simya” toplantılarından birine Adbusters adına gelen editör Darren Fleet ve tasarımcı Pedro Inoue’yle derginin tarihini, yapısını ve toplumsal tahayyülünü enine boyuna konuştuk.

İnci Pastanesi’nin işletmecisi Musa Ateş: “Yüreğim çok kabarık”

Oraya girip de mutlu çıkmayan yoktu. Hakikaten incisiydi şehrin. Yaşatmadılar tabii, kök saldığı yerde kalamadı. Kelimesi kelimesine resmî vandallığa maruz kaldı, tasfiye edildi. İstiklâl’deki yerini kaybetti, ama gönüllerdeki yeri yerli yerinde kaldı. Emek sinemasının katline karşı çıkanlara yapılan tam teçhizatlı polis saldırısında aldığı tavırla bir kez daha “bu ne insanlık” dedirtti. İnci’nin işletmecisi Musa Ateş’e saygı duruşu farz oldu.

Emek’ten İnci’ye ve ötesine: Alçaklığın kısa tarihi

Vakitlerden Özal, ‘80’lerin son demleri, Dalan-talan günleri. Önce özelleştirme geliyor, sonra da “büyük koalisyon” Özal’ın izinden gidiyor, Kamer İnşaat’la el sıkışıyor, kazmalar hazırlanıyor. Yargı “yok artık, daha neler” diyor. Sermaye pusuya yatıyor, AKP’nin projeyi kitabına uydurmasını bekliyor. 2005’te emre amade yasa çıkıyor, gerisi çorap söküğü gibi geliyor, “prosedür” tamamlanıyor. Münafıklara karşı kılıç kalkan ekibi devreye giriyor, talan tam gaz devam ediyor. Can Atalay’dan kısa Emek tarihi…

Lusin Dink’le “Saroyan Ülkesi” üzerine

32. İstanbul Film Festivali, Lusin Dink sayesinde dünyaca ünlü bir Bitlis kökenli yazara, William Saroyan’a selam durdu. Saroyan’ın 1964’te baba ocağına yaptığı yolculuğun izini süren Dink’in kamerası, ölümsüz yazarın gölgesini 2000’lerin Anadolu’sunda ve yüz yıldır sorulan soruların etrafında dolaştırıyor. Bu yürek burkan yolculuğu, “Saroyan Ülkesi”ni Lusin Dink’ten dinliyoruz…

Mehmet Fazıl Coşkun’la “Yozgat Blues” üzerine

AVM’lerde eski Fransızca şarkılar söyleyen Yavuz, belediyenin müzik kursu öğrencisi ve market çalışanı Neşe, bir iş teklifi üzerine gittikleri Yozgat’ta tanıştıkları berber Sabri… İstanbul Film Festivali’nin öne çıkan filmlerinden “Yozgat Blues” sıradan insanların hayatla kurdukları ilişkiye bakıyor. Filmin yönetmeni Mehmet Fazıl Coşkun’dan sinemasını ve dünyaya bakışını dinliyoruz…

Cehennem tiyatrosu: “Disko 5 no’lu”

“Disko 5 No’lu” tek kişilik bir işkence performansı. Konu sıcak, performans sahici; izlenceden ziyade sıkı bir yüzleşme seansı… DestAR’ın ve Şermola Performans’ın kurucularından, “Disko 5 No’lu”nun yazarı ve oyuncusu Mîrza Metîn’e esin kaynaklarını sorduk, bol ödüllü performansı için Artaud’yu işaret etti, işkence teknikleri için “buraları”…

“Kriz Yunanca Bir Kelimedir”

Euro Bölgesi krizi ile altüst olan Yunanistan ayakta. Haliyle sanatçılar da ayaklanmanın öncü kollarından. O kollardan biri, “Kriz Yunanca Bir Kelimedir” başlıklı gezici sergiyle yola çıktı. İlk durakları olan İzmir’de, elli tasarımcının çalışmalarından oluşan sergiyi katılımcılardan Yorgos Karagiannis, Aristotelis Mihailidis ve Harry Tzannis’le dolaştık.

Kim Ki O’yla “Grounds” üzerine

2006’da bas gitar ve synthesizer ikilisi olarak yola koyulan Kim Ki O, geçtiğimiz mart dördüncü albümlerini, “Grounds”u yayınladı. Albümü vesile edip Berna Göl ve Ekin Sanaç’a kim olduklarını sorduk…

Can Gox’la “Yalnızım Ben” üzerine

Blues Mobile’den beri takip edenler için Can Göksun, “Kaybedenler Kulübü”yle tanıyanlar için Can Gox, ilk albümünü, “Yalnızım Ben”i yayınladı. Müzik çevresinin gitarına ve vokaline şapka çıkardığı, geni␣ kitlelerin ise “Haydar Haydar” yorumuyla bağrına bastığı Can Gox’la blues günlerinden club kültürüne, Beyoğlu folklorundan Kadıköy ortamlarına, “Kaybedenler Kulübü”nden “Kuzey Güney”e ve elbette “Yalnızım Ben”e uzandık…

Kara Tren: Bebo Valdes

Küba müziğinin efsane piyanisti Bebo Valdes 95 yaşında hayata gözlerini yumdu. Küba devriminde gönüllü sürgüne çıkan, yaptığı plaklar ve dünyanın dört bir yanında verdiği konserlerle 20. yüzyılın en önemli piyanist, besteci ve aranjörlerinden biri olarak adını müzik tarihine altın harflerle yazdıran Valdes’i 2005’te yapılmış bir söyleşiyle uğurluyoruz.

A’dan Z’ye Platonov

Rus yazar Platonov’u (1899- 1951) dünya çok geç tanıdı. Daha da gecikmeden, kısacık “Can”ından, Cervantes’vari epik “Çevengur”undan, yarım kalmış “Mutlu Moskova”sından tadımlık kelâmlar…

Edebiyat Gardırobu 5: Zamanı çaya batıran şapka

“Easy Rider”ın yola çıkış sahnesine zap: “Kaptan” saatini çıkarıp atar, iki kafadar yola çıkar, Steppenwolf’un “Born To Be Wild”ı eşliğinde. Biz de öyle yapalım, ama yol “Harikalar Diyarı”, şarkı Alis’li olsun, Grace Slick “Beyaz Tavşan”ı söylesin. Stones devam etsin: “Time is on my side”…