BİR+BİR 23 (Haziran 2013)

Osman Hamdi’nin neo-Osmanlılara selâmı var

Camideyiz, kahramanımız rahleye oturmuş… Yerdeki kitaplar Kur’an mı yoksa? Sene 1901… Dönem istibdat dönemi, tahtta “müstebit” II. Abdülhamit var. (…) Osman Hamdi’nin yüz küsur sene önce yaptığı, yüz küsur sene sonra yapılabilir mi? O günlerin istibdat rejiminin tahammül ettiğine, bugünlerin müstebitleri tahammül edebilir mi? 1901’den 2013’e, nereden nereye…

13. İstanbul Bienali: Buyrun simyaya

Yüksek finansın simya marifetiyle dönüşmesiyle oluşacak bir “kamusal para” hayal edilebilir mi? Gülmeyelim, bu absürd soruyu birlikte düşünelim. Zira, 13. İstanbul Bienali’nin estetik-politik tahayyülünü anlamak için anahtar kavram simya. Ortada hakikaten bir simya var, politik olanı gösteriye, sömürüyü prestije dönüştüren, muhalefeti kurumsallaştıran, kültürü endüstrileştiren bir simya. Öyleyse, İmece Şehircilik Hareketi’nin merceğinden, bienal ve simyanın hallerine yakından bakalım.

Manolo Valdés: Pop art’ın devrimciliği

Pop art var, pop art var, her iklimin kendine göresi var. İberya’nınki de başka türlüsü… Merak edenler, müsait olanlar İspanyol pop art’ının öncüsü Grupo Cronica’nın kurucularından Manolo Valdés’in altmış yapıtlık seçkisini 21 Temmuz’a dek temaşa edebilir. Pera Müzesi’ndeki sergi münasebetiyle İstanbul’a gelen Valdés’i Bir+Bir’e konuk etmemek olmazdı….

Hatice Güleryüz: Dedektif gibi

9. İstanbul Bienali’ndeki “Tuhaf Yakınlıklar” işiyle dikkat çeken Hatice Güleryüz’ün Rampa’daki yeni sergisi (6 Haziran – 13 Temmuz) “Döngülerle İlerlemek”i bahane edip İzmir’den Rotterdam’a, Los Angeles’tan İstanbul’a uzanan sanat hayatını kurcaladık.

Antonio Cosentino’yla “Tenekeşehir” üzerine

“Tenekeşehir”, psiko-coğrafyacı Antonio Cosentino’nun kent ve gündelik hayatın analizine dayalı yirmi yıllık üretiminin vardığı nokta. Karaköy Külah’taki sergisinden yola çıkıp Cosentino’yla İstanbul’un geçirdiği hafıza kaybında, sanat kurumlarının dönüşümünde ve memleket ahvalinde dolaşıyoruz…

Erdem Tepegöz’le “Zerre” üzerine

Tarlabaşı’nda yaşlı annesi ve küçük kızıyla yaşayan bir işçi kadın, işsizlik ve barınma kâbusu, yatılı fabrika seferleri, yoksul hayatlara sızan organ mafyası… Prekarya çağında işçi sınıfının Zeynep nezdinde portresi… Erdem Tepegöz’ün ilk uzun metraj filmi “Zerre”, Antalya’dan Altın Portakal’la, Malatya’dan en iyi kurgu ve kadın oyuncu rolleriyle döndü.

Ali Aydın’la “Küf” üzerine

Venedik Film Festivali’nde Geleceğin Aslanı ödülünü kazanan “Küf” krizin iki anlamını birden karşılıyor: Türkiye’nin içinde bulunduğu derin siyasal kriz ve henüz toplumsallaşmamış vicdan muhasebesi. 18 yıldır kayıp oğlunu bekleyen bir babayı konu alan ilk filmi “Küf”le dikkatleri üzerine toplayan Ali Aydın’ı dinliyoruz…

Noël Burch İstanbul’daydı

1932’de San Fransisco’da doğan, ancak film kuramının yanında Fransız sinemasıyla özdeşleşen Noël Burch, Allan Sekula’yla çektiği son filmi “The Forgotten Space”in (Unutulan Alan) tek gösterimi için kısa bir İstanbul ziyareti yaptı, yük gemileri ve taşımacılık üzerinden kapitalizmin iç dinamiklerine odaklanan filmi anlattı. Fırsattan istifade, 1950’lerin başından bu yana sinemayla yatıp kalkan Burch’e mikrofon uzattık…

Ringo Jets’ten ilk albüm

Şunun şurasında iki yıllık grup, ama namları çabuk yayıldı. Her konserde el yükselttiler, gitara, davula abanmaktan çekinmediler, bas yokluğunu hissettirmediler. İngiliz blues rock’undan Amerikan garage’ına direkt hat çekip punk cilası yaptılar, sanki 1969’un Londra’sından, New York’undan ses verdiler, kendi şarkılarını Stones’ların, Yardbirds’lerin yanına diktiler. EP’leri elden ele dolaşırken ilk albümleri “The Ringo Jets” de geçen ay Tantana Records’dan çıktı. Güncel anakronizm nasıl bir şeymiş, rock aslen nasıl icra edilirmiş, Ringo’culardan dinledik.

Taner Öngür’le Moğollar’ın Yüksekova konseri ve ötesi

27 Nisan hem Yüksekovalılar hem Moğollar için unutulmaz bir gün oldu. Anadolu rock’un emektarları Yüksekova Metro Café Bar’da sahne aldı, gecikmiş buluşma nihayet hasıl oldu. Ve böylece, Moğollar’ın şahsında Anadolu rock, bir kez daha adının hakkını verdi, Anadolu’nun her köşesinde karşılık bulduğunu gösterdi. Hal böyle olunca, Anadolu rock’un tarihine Taner Öngür’ün kişisel tarihi eşliğinde bir yolculuk yapmak farz oldu.

Flaming Lips’ten “The Terror”

Ne zaman ne yapacağı belli olmayan ve kolay tanımlamalara sığmayan Flaming Lips, 30. senesini 13. Albümleri “The Terror”la kutladı. Yeni şarkılar, onca sene sonra bile hâlâ en kayda değer ve kafası açık rock gruplarından biri olduklarının nişanesi. Flaming Lips’in lokomotifi Wayne Coyne’a bağlanıyoruz.

Manu Chao’dan ses verdi

Epeydir sesi soluğu çıkmayan Manu Chao’nun izini süren İspanyol El Pais gazetesi ona Barcelona’nın arka sokaklarında rastlamış. Büyük konserler verip albümler yapmak yerine, mahalle barlarında çalıp söylüyor. Barcelona’dan naklen…

Kara Tren: Georges Moustaki

Seyahatname buraya kadarmış. Onca güzel dize, onca güzel melodiyle zihnimizi harekete geçiren, gönlümüzü diyar diyar sürükleyen adam gitti. Fransız şansonuna Akdenizli beatnik ruhu aşılayan Moustaki’ye sevgiyle mendil sallıyoruz.

Joan W. Scott İstanbul’dan geçti

Feminist tarih ve siyaset kuramının önde gelen ismi Joan W. Scott, Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar dergisinin davetlisi olarak İstanbul’a geldi, Boğaziçi ve Sabancı üniversitelerinde konuşma yaptı. Bu konuşmalarından ve çalışmalarından yola çıkarak Scott’la sekülerlik, cinsel özgürlük ve eşitlik üzerine konuştuk.

50. ölüm yıldönümünde Sylvia Plath

Sylvia Plath için Londra’da düzenlenen etkinliklerden biri de, kocası Ted Hughes’un editörlüğünden geçmemiş halleriyle şiirlerinin yer aldığı “Ariel”in 39 sanatçı tarafından okunmasıydı. O geceye bağlanıyor, ardından, Plath’ın Hughes’la tanışmadan önceki hayatına odaklanarak bir biyografi hazırlayan Andres Wilson’ı dinliyoruz…

A’dan Z’ye Flaubert

Flaubert dendi mi, akan sular durur, kelimeler kısa kalır. Sartre’a devasa

bir biyografi (“The Family Idiot”), Julien Barnes’a nefis bir roman (“Flaubert’in Papağanı”), Roland Barthes’a en güzel denemelerinden birini (“Flaubert ve Cümle”) yazdıran abide romancının zihin haritasına bir kuşbakışı… İlaveten bir Bir+Bir “zeyl”i: Bir etikçi olarak Flaubert…

Edebiyat Gardırobu: Dünyaya küsen ipek mendil

Burgaz’daki evi nihayet restore edilerek müze halinde yeniden açılan Sait Faik’in ilk öyküsü, 15 yaşında gözükara bir çocuğun hırsızlığını anlatır. Ne olursa olsun çocuk hedefine ulaşsın isteriz ve bir ipek mendil böylece Edebiyat Gardırobu’nun baş köşesine kurulur.