Bir+Bir 26 (Ocak-Şubat 2014)

Lou Reed’in ardından: Yitim ve tılsım

Tam 15 yıl önce, Roll’un kapaklarını hafif hafif renklendirelim derken ilk denemeyi Lou Reed’e denk getirince amma da sevinmiştik. Rock tarihini şekillendiren, rock’u müziğin, edebiyatın, tiyatronun kesiştiği bir sanat halinde düşünen az sayıda insandan biriydi. Ahlâkçı toptancılığın binlerce yıllık tortusuna şarkılarının gücüyle direndi. Daha yeni Metallica’yla ortak albüm yapmış, gitarının tellerini acımadan sarsmıştı. Hiç göstermiyordu ama, rock’n’roll’a ve daha güzel bir dünyaya adanmış 71 sene vardı arkasında. Karaciğer nakli işe yaramayınca, bir senede eridi gitti. Bıraktığı izi ne kadar tarif etsek boş. Güle güle Lou.

Nelson Mandela’nın ardından: Madiba’yı görmek

Nelson Mandela’nın 5 Aralık 2013’te, 95 yaşında hayata gözlerini yummasının ardından dünya yasa boğuldu. Halbuki apartheid rejimi altındaki Güney Afrika hükümetlerine göre bir terörist, “bebek katili”, “Robben Island canisi”ydi. 27 yılını hapishanede geçiren Mandela, uzun mücadelelerin ardından 1994’e gelindiğinde Afrika’nın ilk Siyah devlet başkanıydı artık. 1997 yılında, haftalık Express’in son sayılarında rastladığımız bir kitap bizi boşuna büyülememişti: Mandela’ya 24 yıl gardiyanlık yapan James Gregory’nin anıları, insanlık dışı koşullardan Çözüm Süreci’ne uzanan yolu da gözler önüne seriyordu. İki sayıda kısaltarak naklettiğimiz hatırattan parçaları huzurlarınıza getiriyoruz…

Fethiye Çetin’le “Utanç Duyuyorum!” üzerine

19 Ocak 2007’de Agos gazetesinin önünde katledilen Hrant Dink, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve AKP iktidarının en büyük utançlarından biri hâlâ. Hrant Dink davası için verilen karar Yargıtay tarafından kısmen bozulup yeniden görülürken, cinayetle şu ya da bu şekilde ilgili polis müdürleri ve valiler, bakanlar da istifa ve görev değişiklikleriyle kamuoyunu meşgul etmeyi sürdürüyor. Dink davası devletin ve toplumun kılcal damarlarına nüfuz edecekken bu ilerleyiş bizzat yargı tarafından engelleniyor. Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin, Metis’ten çıkan “Utanç Duyuyorum!” kitabında, cinayetin öncesi ve sonrasını, dava sürecini ve verdikleri büyük mücadeleyi anlatıyor.

Halil İbrahim Dinçdağ: Onun düdüğü, onun kararı

Bir insanın hayatı nasıl karartılır? “Erkeklik Ofsayta Düşünce”, maşallah her türlü çamura yatar, kim tutar? Halil İbrahim Dinçdağ’ın başına gelenler bir ibret vesikası. Ama, madalyonun öbür yüzü de var: Nerede zulüm varsa, orada direniş de var. Dinçdağ’ın onur savaşı, bir feyz vesikası. Burcu Karakaş ve Bawer Çakır’ın hazırladığı “Erkeklik Ofsayta Düşünce” kitabını cebimize koyduk, Efendi Lig ve Gazoz Ligi’nde maçlarımızı yöneten Halil İbrahim Dinçdağ’a teybimizi uzattık…

Duman’dan “Darmaduman”

1 Haziran gazeteleri Gezi’yi “Taksim tahriki!”, “İkisi de orantısız!”, “Ne bu şiddet bu celal!” gibi başlıklarla görürken, bizim gönlümüzdeki manşet “Biberine gazına copuna sopasına eyvallah!”tı. Duman’ın Gezi’den altı ay evvel yazıp iki ay önce kaydettiği, 31 Mayıs akşamı internete koyduğu “Eyvallah”, direnişin gür sesi, derin nefesi oldu. Nabzı politikanın nabzıyla beraber atan “Darmaduman” albümü ise eylülde çıktı. Dörtlüyle buluştuk, şarkıların ışığında memleket meselelerini konuştuk.

Cenk Taner’in seyrüseferi: Geyikli Baba Kadıköy şarabı

İlk albümün adı gibi “Dipten ve Derinden” giderek ve “uçsuz bucaksız azınlığa” hitap ederek yol alan Kesmeşeker’in kaptanı Cenk Taner “Doğdum Ben Memlekette”nin ardından ikinci solo albümü “Yoldan Çıkmış Şarkılar”la 2013’e damgasını vurdu. “Damga” lafın gelişi değil, Gezi direnişi ve sonrasında Kadıköy sokakları onun şarkı sözleriyle bezendi. Kadehlerimizi “Geyikli Baba Uzaylılar Şarabı” ile doldurup Cenk Taner’in seyrüseferi şerefine kaldırıyoruz…

Yeni Türkü’den “Buğdayın Türküsü”

1979 yılında yayınlanan ilk Yeni Türkü albümü “Buğdayın Türküsü” ‘80’lerin özgün müzik furyasını birinci elden etkilemişti, fakat bir hayalet olarak! Zaten az basılan plaklar darbeyle birlikte iyice tezgâh altına itilmişken, “Sardunyaya Ağıt”, “Bekçi Kâzım”, “Sonbahardan Çizgiler” ancak yıllar sonra, Ankaralı öğrencilerin grubu ‘80’lerle beraber büyüyerek yoluna devam ederken dinleyiciyle tekrar buluşabilmişti. Yeniden basılan “Buğdayın Türküsü”nü grubun kurucularından Selim Atakan’la konuştuk…

Kolektif İstanbul’dan “Kerevet”

Richard Laniepce, uzun Balkan yolculuğunun ardından bir konup pîr konakladığı İstanbul’da 2006’dan beri Bröton nefeslileriyle Balkan havalarının akrabalığını kuruyor. Saksofonunun ardında, hayat arkadaşı Aslı Doğan’ın vokali ve düğünlerden derneklerden yetişmiş tam teşekküllü bir ekip var. Üçüncü albümleri “Kerevet”i geçtiğimiz günlerde yayınlayan Kolektif İstanbul’un iki demirbaşını dinliyoruz…

Bob Dylan’dan heykel sergisi

“İnsan gerçekten hayret ediyor.” Ve nazar değmesin istiyor. “Hiç bitmeyen turne”sine hâlâ devam eden Bob Dylan’ın 35. stüdyo albümü “Tempest” geçtiğimiz sene yayınlandı, kasım ayında ise 35 albümünü de içeren devasa box-set “Complete Album Collection: Vol. One” piyasaya sürüldü. Bu külliyatı ardı ardına eklerken yıllardır biriktirdiği desen ve resimlerini ara ara sergileyen Dylan, inanır mısınız, bu sefer de heykele elini attı. “Kapı gibi enstalasyon”lara yakından bakıyoruz.

Bertrand Cantat: Ben o değilim

Bir kefede, kendi de dahil olmak üzere felakete sürüklediği insanların hayatı, bir kefede eşsiz bir müzik. Terazi denge düzen tutmuyor. Bertrand Cantat, 2003’te Vilnius’ta sevgilisi Marie Trintignant’ın ölümüyle başlayan ve kolay kolay dinmeyecek acıların ortasında, bugün ikinci bir başlangıç arayışında. Détroit mahlasıyla yayınladığı “Horizons” albümü, adı gibi yeni “ufuklar”a yelken açarken, insanı Noir Désir günlerine de geri götürüyor. Uzun bir aradan sonra, basına verdiği yegâne kapsamlı söyleşide, dramlar zincirinin halkalarını, ölümü, intiharı, hapishaneyi ve tutunduğu birer dal olan şarkılarını dürüstçe anlatmış.

Ömer Leventoğlu’yla “Mavi Ring”: Vicdan denen fener

1989 yılında “tek tip elbise” genelgesine karşı ölüm orucuna başlayan siyasî tutukluların iki cezaevi arasındaki sevkini konu edinen “Mavi Ring”, İstanbul Film Festivali’nin ardından 50. Antalya Altın Portakal Film Festivali vesilesiyle yeniden Türkiyeli izleyiciyle buluşma olanağı buldu. Filmin yönetmeni Ömer Leventoğlu ile “Mavi Ring”den bağımsız sinemaya, adalet ve yüzleşmeden festivaller ve ödül mekanizmasına uzandık…

Aslı Özge’yle “Hayatboyu”: Sırça fanus

Boğaz Köprüsü’nün üzerinde birbiriyle kesişen yoksul hayatlara odaklanan “Köprüdekiler” filmiyle tanıdığımız Aslı Özge, kendisine İstanbul Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü kazandıran “Hayatboyu”nda kamerasını üst sınıf mensubu bir çifte yöneltiyor. İki filmin arasındaki bağları, sıkışmışlık halinin farklı tezahürlerini ve sinemasal tercihlerini Aslı Özge’den dinliyoruz…

Annie Thébaud-Mony ve “çalışma kahrı”

“Çalışmak Sağlığa Zararlıdır” adlı kitabıyla Türkiye’de de tanınan, halk sağlığı alanındaki çalışmalarıyla lâyık bulunduğu Légion d’honneur nişanını reddedişiyle hakikaten güçlü bir mesaj veren Annie Thébaud-Mony bir dizi konuşma için Türkiye’deydi. Yakınlarını iş cinayetlerinde kaybeden ailelerden vakıf üniversitesi çalışanlarına kadar pek çok farklı kesimle biraraya gelen, taşeron işçilikten akla ve sağlığa zararlı iş organizasyonlarına farklı temalara değinen Thébaud-Mony’nin izini sürdük…

Edebiyat Gardırobu: Hüznün küpe teki

Bu sayıda Edebiyat Gardırobu’nun mücevher kutusundan zarif bir küpe teki çıkıyor. Bu hüzünlü nesnenin sahibesi “Masumiyet Müzesi”nin arzu nesnesi Füsun Masume Keskin’dir. Baştan uyarmak gerekirse, bu roman gerçek değil, kurmacadır. Tam da bu yüzden Çukurcuma’daki Masumiyet Müzesi kadar gerçektir.