Express 119

ŞEHİR HATLARI
Heykele kaz kalmak – KARS
“Bizi dinlemenizi rica ediyoruz” – DİYARBAKIR
HES’lere karşı Büyük Yürüyüş – ARTVİN / SAMSUN
Yarının folklorü – DOHA
Yüz yıl önce, yüz yıl sonra – NEW YORK

MAVİ DAKTİLO
SEÇİMLERDE MEDYA
Kel adam başkan olamazsa…
İktidarın önemli bir ideolojik aygıtı olan egemen medya, seçim kampanyasında neyi nasıl yansıtmalı, adaylarla arasına nasıl bir mesafe koymalı? Yurttaş, siyasî tercihini medyaya göre mi belirliyor? Ve yoksa giderek biçim içerikten daha önemli bir hale mi geliyor? Dışarıdan birkaç örnek. İçeridense…

KANAL İSTANBUL PROJESİ’NİN EKONOMİ POLİTİĞİ
Buyrun 100. Yıl ‘Marşı’na
Akla ziyan bir proje olduğu ortada. Kırk akıllı Tayyip Erdoğan’ın kuyuya attığı taşı çıkarmaya çalışadursun biz bu “proce”nin nasıl bir bağlamda cereyan ettiğine, varlığını hangi “çılgınlık”lara borçlu olduğuna ve vaatlerine bakalım. Müstakbel 100. Yıl Marşı’nı hep birlikte söyleyerek tabii: Beton yığınlara boğduk anayurdu sil baştan / 20 yılda 10 milyon inşaat amelesi yarattık her yaştan…”

İSLAMCI HAFIZANIN ŞEHİR TAHAYYÜLÜ
İntiharı hatırlatan bir ölüm
İstanbul’u her boyutuyla fethetme ve yeniden inşa etme hayalleri İslâmcılık siyasetinin genetik kodlarını taşıyor ama, bir yandan da, doğrudan doğruya kendi varlığını ortadan kaldıracak niyetleri barındırıyor. İslamcı şair Cahit Zarifoğlu’nun vizyonu AKP’nin İstanbul vizyonunun özeti gibi: “Bu şehri paramparça edip, karşısına geçip seyredeceğiz yıkıntıların/ Günahsız kadınlarla birlikte paramparça edip başka şehirlere gideceğiz.”

166 YIL HAPİSLİK GAZETE: AZADİYA WELAT
Vız gelir!
“166 yıl hapis cezasına çarptırılmış bir insanı öldürülmüş saymıyor musunuz?” 17 yıldır her türlü baskıya rağmen yayınını sürdüren Azadiya Welat’ın yayın yönetmeni Emin Yıldırım böyle soruyor. Birleşmiş Milletler’in 1993’te her yıl 3 Mayıs’ı “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” olarak belirlemesinden bir yıl sonra yayınlanmaya başlandı Kürtçe Azadiya Welat. Ve o tarihten beri de hep hedefte oldu. Sorumlu yazıişleri müdürü Vedat Kurşun 166 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kurşun dahil, Kürt basınından 37 gazeteci halen cezaevinde. Rekor hapis cezasıyla yargılananlar, yurtdışına kaçanlar, kaçak hayatı yaşayanlar cabası. 3 Mayıs’ı vesile edip Azadiya Welat’ın genel yayın yönetmeni Emin Yıldırım’ın kapısını çaldık.

“PARÇALANMIŞ ADALET”İN YAZARLARINDAN HALUK İNANICI
Örfî idare zihniyeti
Örf, malûm: Gelenek, görenek, adet… Eskiden hukuk rafa kaldırıldığında “örfî idare” denirdi, artık “sıkıyönetim” deniyor. Adı değişse de kendisi bâki: Alevileri kılıçtan geçiren Yavuz’dan vezirini boğduran Kanuni’ye, şarabı ve tütünü yasaklayan IV. Murat’tan yeniçeri ocağını kaldırırken Bektâşi katliamı yapan II. Mahmut’a, istibdat rejimcisi Abdülhamit’ten tehcir kahramanı İttihad Terakki’ye, İstiklâl Mahkemeleri’yle, Tahrir-Sükun’la, Tunceli Kanunu’yla tek parti iktidarına, “demokrat”ların Tahkikat Komisyonları’ndan 27 Mayıs’çıların Yassıada Mahkemeleri’ne, sonrasında Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden bugünün Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’ne uzanan bir “örf”… Ve onun “idare” zihniyeti. “Hukuk devleti” Türkiye Cumhuriyeti hâlâ örfî idare zihniyetiyle yönetiliyor. “İleri demokrasi” diyenlerin kulakları çınlasın, İletişim’den çıkan “Parçalanmış Adalet”in yazarlarından Haluk İnanıcı, bu zihniyetin kökenlerini ve iktidarın yeni sahiplerince uygulanışını anlatıyor. Nasıl tarihe gömüleceğini de…

ALEVî ÇALIŞTAYLARI NİHAİ RAPORU
Skandal ile fiyasko
Hükümetin büyük yaygarayla başlattığı “Alevî Açılımı” çerçevesinde sürdürülen Alevî Çalıştaylarının sonuçları, “Alevi Çalıştayları Nihaî Raporu” adıyla yayınlandı. Referandum ve seçim sürecinde Alevîfobisini dışavuran Erdoğan’dan farksız şekilde, baştan sona Alevîlere ders verme niyetinde olan raporla ilgili olarak, birkaç köşe yazarı dışında, Alevîlerden de fazla ses çıkmadı. Abbas Karakaya, raporu enine boyuna tartışıyor, Alevî cephesinden raporun nasıl göründüğünü ortaya koyuyor.

EMEK PİYASASININ ESNEKLEŞTİRİLMESİ
Zırt’tan sonraki notalar
24 Ocak 1980’den bu yana kemirgen burjuvazi ve hükümetleri tarafından dur durak demeden aşındırılan emek haklarına son büyük darbeyi Torba Yasa indirdi. Emek piyasalarının esnekleştirilmesinin 30 yıllık konjonktür ile bağlantıları neler? Türkiye’de sermayenin bir oyun planı var mı? Emeğin bu esnekleşme karşısındaki hal-i pür melâli nice? Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Ali Murat Özdemir ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Gamze Yücesan Özdemir’le 30 yılı özetleyen bir resim çizelim dedik. Açıkçası, resme gri ve siyah tonlar hâkim; ancak, umudun ve sürprizin rengi de bakmasını bilene görünüyor.

KIBRIS TÜRK ÖĞRETMENLER SENDİKASI ÖRGÜTLENME SEKRETERİ BURAK MAVİŞ
Türkiye’nin gitme vakti geldi
28 ocakta ve 2 martta Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki siyasî ve ekonomik
hegemonyasına karşı devasa mitingler düzenlendi. Türkiye’de su özelleştirmesini her alana yaymaya çalışan AKP hükümeti Mersin’den Ada’ya ulaşacak su boru hattıyla hegemonyasını güçlendirmeye soyuna dursun, TC karşıtı eylemler yıl boyunca sürecek gibi görünüyor. Mitinglerin örgütleyicisi Sendikal Platform’un çekirdeğindeki Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası örgütlenme sekreteri Burak Maviş’e bağlanıp mücadelenin yakın ve uzak tarihine kulak veriyoruz.

RADYOEXPRESS
Nihayet halk geri döndü! – SURİYE
Arap baharının domino etkisi Suriye’ye ulaştı. Sokağa dökülen muhalifler yine devlet terörüyle karşılaştı. Baas rejiminin 48 yıldır uyguladığı “olağanüstü hal” kalkar kalkmaz katliam başlatıldı. Yerine malûm “terörle mücadele yasası” geliyor. Ama sokak durulmayacak, çünkü bu “dün” başlayan bir hareket değil. Tam tersine, yılların birikimi söz konusu…

İşgali yeniden düşünmek – IRAK
Radikal yazarı Cengiz Çandar, Irak Savaşı’nın savunuculuğunu sürdürüyor; savaşın sekizinci yılında Irak’ı yeniden düşünmemizi istiyor. Ama en hararetli uygulayıcılarının bile terk ettiği Amerikan politikalarını savunurken başvurduğu tezler evlere şenlik… Sözü “Savaşı savunmak ancak bu kadar mantıklı olabilir” diyen Dağıstanlı’ya bırakıyoruz…

Arap talihsizliği – ARAP BAHARI
Arap dünyasının 1848’i kabul edilen ayaklanmalar sürüyor. Ancak Arap
Baharı, 2005’te katledilen Lübnanlı gazeteci Samir Kassir’in söz ettiği “Arap
talihsizliğini” de bertaraf etmek durumunda. Karşılarında sadece despotik
rejimler ve kronik azgelişmişlik yok. İsrail’in artan üstünlüğü ve ABD’nin Irak’ı işgaliyle güçlenen Batı hegemonyasıyla da mücadele etmeleri gerekiyor…

KOZMOMİLİTAN
30 YIL ÖNCE 30 YIL SONRA
“Solun Yenilgisi” söylemi ne söylüyor?
“Sınıf siyaseti”nin bittiği duyurulduğu anda, sermayenin ölü emek olduğu da unutturulmak istendi. Solun yenildiğini ilan edenler, çoğunluğu dışlayarak mümkün olan lüks yaşamları insanlığın gelişim hanesine yazmak istedi. Ne bu, yoksulluk edebiyatı mı? Hayır, ölüm ve şiddet saçan özel mülkiyet ve sermayenin hikâyesi.

DÜNYAYI DEĞİŞTİRMENİN BAŞLANGIÇ NOKTASI
Devrim için güzel bir gün
Kapitalist sistemin son otuz yılda kurduğu neoliberalizmin girdiği son krizin tetiklediği bir hareketlenme var. “Dinozorlar” küçümsemesine eşitlenen “solun kontrgerilla eleştirisi” de artık gücünü kaybetti. Özeleştirisini yapan ve kapita-list sistemin değişimlerini yakalayarak iktidar mekanizmalarını deşifre edebilen eleştiri yeniden devrimi düşünmeye başladı. Devrimi düşünebilmek bile güzel. David Harvey 1 Mayıs’ın devrim için neden güzel bir gün olduğunu anlatıyor.

AĞIR ÇEKİM
HES Filmleri – Nehirlerimizi vermeyeceğiz

“PRESS”İN YÖNETMENİ SEDAT YILMAZ
Tam saha prese karşı
Uluslararası Ankara Film Festivali’nde hıncahınç dolu bir salonda gösterildi “Press” filmi. Aynı zamanda festivalin “Ulusal Yarışma” bölümünde yarıştı. Festivalden Umut Veren Yeni Yönetmen, En İyi Senaryo ve Umut Veren Genç Oyuncu ödülleriyle dönen “Press” filminin yönetmeni Sedat
Yılmaz’la filmini, Türkiye’de politik sinema yapmayı ve Kürt sinemasını konuştuk.￿

AİLE ÜZERİNE ÜÇ FİLM: “KÖPEK DİŞİ”, “ZEFİR”, “ÇOĞUNLUK”
İktidarın çekirdeği
Zamanımızın, yani muhafazakâr-liberal hegemonyanın şifrelerinden biri aile. Selma Aliye Kavaf idaresindeki bakanlığın giderayak şekillendirdiği “Aile 2023 Vizyonu”, aile içi şiddetin ve kadın cinayetlerinin büyük bir yükselişe geçtiği bir dönemde, “makbul olmayan vatandaş” tanımının sınırlarını genişletiyor. Aynı esnada sinemanın dönüp bu mikro-devlet kurumuna bakması, ebeveyn-çocuk ilişkisini mercek altına alıp yapısöküme uğratması herhalde tesadüf değil. Seren Yüce’nin “Çoğunluk”una ve Belma Baş’ın “Zefir”ine bakarken “komşu”yu, Yorgos Lanthimos’un 2009 filmi “Köpek Dişi”ni de yardıma çağırıyoruz. Bakalım “kamera-göz” hane içlerinde neler kaydediyor…