Ertuğrul Kürkçü: İnsanlık suçu!

 

10 Aralık Cumartesi gecesi, Beşiktaş-Bursaspor maçının hemen ardından İnönü stadyumunun yanında gerçekleşen iki bombalı saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısı son belirlemelere göre 44’e yükseldi. Sivil halka yönelik düzenlenen ve büyük tepki çeken 13 Mart Kızılay saldırısından sonra vuku bulan bu eylemi de TAK üstlendi. İçişleri bakanının “intikam” sözüyle karşıladığı, güvenlik güçlerinin kimi sosyal medya hesaplarının sahiplerine ve yurt çapında HDP üyelerine yönelik operasyonlarla karşılık verdiği bu sarsıcı, kahredici saldırı, TAK’ı da yeniden gündeme getirdi. İşlediği insanlık suçlarına bir yenisini ekleyen bu örgütün başta HDP olmak üzere sivil siyaseti nasıl köşeye sıkıştırdığını, politika imkânını ve barış arayışını nasıl daralttığını görmek için uzun uzadıya analiz yapmaya gerek yok. Daha önemlisi, giden canları geri getirmeye imkân yok… 
Kızılay saldırısının ardından HDP milletvekili ve onursal başkanı Ertuğrul Kürkçü’nün değerlendirmelerini almıştık, yeniden dikkatlerinize sunuyoruz…

Czd27AKXgAAQMVw7 Ocak 2008’deki ilk TAK eyleminin ardından, bianet’e yazdığınız sert kınamada, “Bu yeni bir durum. Yeni ve kötü!” diyorsunuz ve şöyle devam ediyorsunuz: “Yeni, çünkü PKK’nin geçmişte denemeye kalkıştığı, ama politik ve insanî faturasının büyüklüğü ve ahlakî savunulamazlığı dolayısıyla gündeminden çıkardığı, büyük kentlerde sivillere yönelik  saldırıların bir kez daha, ama bu kez ahlakî ve politik olarak meşrulaştırıcı bir kavramsallaştırmayla gündeme sokulmakta olduğunu haber veriyor. Bir başka yenilik de Kürt hareketinin silahlı kanadının programatik yaklaşımından, ‘ortak vatan’, ‘ortak mücadele’, ‘birlikte varolma’  hedeflerinin çıkmaya başlamış olması. Bu, Öcalan’ın açıklamalarından, DTP’nin politik talepler listesinden ve seçim hedeflerinden farklı bir programı dillendiriyor.” 

Yazının devamında, “Öcalan tarafından birden çok kez bastırılan ‘intikamcılık’ dalgasının bu kez HPG yönetimini kendi yörüngesine çekmekte olduğunu” ve bunun “politikanın gücüyle yolundan çevrilmezse Türk ırkçılığına harekete geçme meşruiyeti kazandırmaktan başka bir sonucu olmayacağını” söylüyorsunuz. Bunun önüne geçilmediği takdirde, “akıbet”in ne olacağını şöyle anlatıyorsunuz: “Türkiye’yi meydana getiren iki büyük halk topluluğunu bekleyen akıbet,  sonsuz acılarla birbirlerinden kopmaya başlamaları, ama hiçbir zaman da tam olarak kopamadan, birbirlerinden korkarak, şüphelenerek, birbirlerini öteleyerek ebediyen açık kalacak bir yarayla birlikte yaşamaktan başka bir şey olamaz. Tabii buna yaşamak denirse.”

Bu sözlerden sekiz yıl sonra, 13 Mart katliamı yaşandı. HDK eşsözcüleri sıfatıyla, “Sivil halka saldırı insanlık suçudur” diyerek anında kınadınız. 10 Ekim’in “Türklerle Kürtlerin buluştuğu yer”e yapıldığını söylemiştiniz. 13 Mart da aynı yere yapıldı. Ve onlarca ölümle beraber, “ortak vatan”, “ortak mücadele”, “birlikte varolmak”, “birarada yaşamak” fikrini, hedefini ağır biçimde sakatladı. Arada barış süreci ve HDP’nin Türkiye’nin kaderine ortak bir siyasî güç olarak ortaya çıkmış olmasına rağmen, sekiz yıl sonra o sözlerin bu kadar taze olmasına ne demeli? 

fft99_mf4395252Ertuğrul Kürkçü: Bu katliamları yapanlar, devletin Kürdistan’da işlediği cinayetlerin bunları hem haklı hem meşru kıldığı gibi bir sakat düşünceye sahip. Esasen bunun bir intikam hareketi olduğunu anlıyoruz. İkincisi, bir stratejik bağlamı da var bunun. Devlete “sen öyle yaparsan, biz de savaşı Ankara’nın ortasına taşırız” demek istiyorlar. Hem öç alma hem de askerî açıdan, stratejik olarak savaşı oraya sıkıştırma değil de buraya taşıma fikri hâlâ bir noktaya kadar anlaşılabilir. Bunlar “savaş sanatı” bakımından yabancı olmadığımız kavramlar. Ama savaş hukuku diye de bir şey var. İster hiç savaşmıyor olalım, ister gayrı-nizamî bir savaş sürdürüyor olalım, ister düzenli bir savaşın yönetiminde olalım, bütün insanlığı bağlayan yasalar bunlar. Çok uzun savaş tecrübeleri sonucunda ortaya çıkan, insanlığın ortak vicdanının bizi icbar ettiği şeyler. Bunlar devletler için yüzeysel değer taşıyor olabilir, ama bir kurtuluş örgütü için yüzeysel değer taşıyamaz. “Ben bir sivile saldıramam, bu benim hayatım pahasına bile olsa” diyebilme kabiliyeti onu bir kurtuluş hareketi yapar. Burada, bir kurtuluş hareketi olmanın bütün değerlerini çiğneyen bir saldırıyla karşı karşıyayız. Üstelik, intihar bombacısı denen bir insanın seçilmesi, yetiştirilmesi, hazırlanması, etrafına örgütsel mekanizmanın kurulması da kolayca kabul edilemeyecek, bir kurtuluş hareketinin içine sindiremeyeceği süreçler demek. Hangi yönden bakarsam bakayım, burada bir kurtuluş hareketi açısından, bizim kuşağın zihninde Ernesto Guevara’yla simgelenmiş değerlerin hepsinin çok kabaca çiğnendiğini düşünüyorum. Bu olayda kendini havaya uçuran bir insan olduğu hakikatini, bunun birey açısından hiç de kolay bir karar olmadığını görmüyor değilim. Ama netice olarak bütün bu değerleri çiğnedikten sonra, kendi hayatını feda etmiş olman, hayatını feda fikrini değerden düşürüyor. Onun karşısına saygı duruşuyla geçemiyoruz. Otuz yıldan sonra bunu görememiş olmak, bunun Kürt gençliği içinde öfkesi kabarmış çocuklar tarafından yapıldığına inanmamızı istemek, bizim zekâmızla ve kavrayış gücümüzle alay etmek demek. Böyle açıklanamaz bu. Burada hakikaten bir suç var. 

Bir de 13 Mart öncesi var, 17 Şubat’ta Ankara Merasim Sokak’ta,TSK’nın sivil personeline yapılan saldırı…

Savaş hukuku muharip olanla olmayan arasında ayırım yapıyor. 17 Şubat’ta da muharip olmayan unsurlara yönelik bir saldırı vardı, ama devlet de ona kayda değer bir reaksiyon göstermedi. Neticede, ortada bir “askerî hedef” vardı. Fakat hayatını kaybeden siviller arasında bir gazeteci vardı ve bir HDP seçmeniydi. “Askerî otobüsü havaya uçurdum” dediğinde de ilkeye uymuş olmuyorsun. Savaşsa savaş, ama bunun hukukuna uyulacak. Bunun hukukuna uyulmadığı yerde bir suç var ve bunun insanlık suçu olarak adlandırılmasının abartı olduğu kanaatinde değilim. Bu tepkileri göstermememiz halinde, hem suçu paylaşmış hem de sürdürülmesini teşvik etmiş olurduk. HDK eşbaşkanımız da benimle aynı fikri savundu. 

HDP eşbaşkanlarının kınama açıklaması da “insanlık suçu” vurguluydu.

untitledTabii. Biz ortaklık fikrine bağlıyız. Öcalan bu paradigmasını ortadan kaldırmadıkça ortaklık fikri devam edecek. Ortaklık fikriyle bunu bağdaştırmak mümkün değil. 13 Mart saldırısı insanlığa karşı bir suç olmasının yanı sıra, merkezî stratejinin, paradigmanın da havaya uçurulması teşebbüsü. Bunun İstanbul’da, İzmir’de devam ettiğini düşünelim, kim bizim ortaklık fikrimize inanır? “Türklerle Kürtlerin kurtuluşu birdir, Kürdistan’la batının demokrasi talebi aynıdır” dememize, yeni bir ortak ulus ve ortak yönetim kurma iddiamıza kimi inandırabiliriz? Diyebiliriz ki, “biz yapmadık, onlar değiliz”. Ama halk bunu böyle okumuyor. İzmir’de panelde bir izleyici, hem bizi seviyor, takdir ediyor hem şöyle diyor: “Türk ordusu nasıl AKP’den, meclisten emir almadan harekete geçemezse, PKK’nin de sizden emir almadan harekete geçmesi söz konusu olamaz. Niye önlemiyorsunuz bunu?” (gülüyor) Keşke öyle bir gücümüz olsa, ama öyle değil. Özgürlük hareketinin hiçbir değerini incitmeme konusunda HDP’nin, yani sivillerin ortak değerlerimizi, bağlandığımızı iddia ettiğimiz felsefeyi, kültürü, tarz-ı siyaseti zedelememek konusunda gösterdiği özenle o cenahın gösterdiği özen aynı değil. Bu konu hakkında ilk defa 2008’de yazmadım. Ondan önce de yazdım, sonra da yazdım. Bir kurtuluş hareketinden şunları bekliyorum açıkçası: Mesajın Türkiye’nin halklarına ulaşmasını istiyorsak, halkların bazı değerleri olduğunu ve bizim onları saymamız gerektiğini bilmemiz lâzım. Kimsenin Allah’ına dil uzatmıyorsam, bu konudaki fikrimi saklı tutmakla birlikte, bir başkasının da ulusal değerine o şekilde hücum etmemem gerekir. Bütün bunların toplamı bir anlayış oluşturacak. HDP’ye açılan bütün kredi bundandı. Bu değerler saygı görecek. Şimdi bunların saygı gördüğünden insanlar şüphe ediyor. Şu gerekçe olamaz: “Ama onlar!” “Ya o devlet!” O zaten zulüm için kurulmuş bir mekanizma. Sen zulmü ortadan kaldırmak ve empatiyi, merhameti, dayanışmayı gerçekleştirmek için kurulmuş bir örgütsün. İddian o. O yüzden öyle bir mukabele, bir gerilla tavrı, bir özgürlük tavrı olmaz. Bu suçun bir daha işlenmemesi gerekir. 

Express, sayı 145, Ekim 2016