Fikri Sağlar: “İnsanın çıldırası geliyor”

 

Bugün CHP Parti Meclisi, Fikri Sağlar’ın Yüksek Disiplin Kurulu’na sevkini görüşmek üzere olağanüstü toplanıyor. Dün Selin Sayek-Böke’nin “bu yönetimin bir parçası olamam” diyerek partideki tüm görevlerinden istifa etmesiyle birlikte iç hesaplaşmanın fitilinin yakıldığı CHP’de, Fikri Sağlar’ın ihracının yolunun açılmasıyla sonuçlanabilecek bu olağanüstü toplantı kritik bir dönemeç. Mayıs sayımızdaki Fikri Sağlar söyleşisindeki bazı satır başları parti içi muhalefetin temel itirazlarını özetliyor. Söyleşinin tamamını Express’in 152. sayısında okuyabilirsiniz…

(…) Bu sıradan bir seçim değil. Bu doğrudan doğruya rejimin yok edilmesi. Cumhuriyet kurulurken nasıl bir kurtuluş savaşı verildiyse, şimdi de aynı şekilde, ciddi bir savaş verilmeliydi. Niye bu savaş verilmedi? Benim tepkim bundan kaynaklanıyor. Rejim değişiyor ya, basit bir şey değil! Demin iki neden olabilir dedim. Bir diğeri de durumun vahametinin farkında değilsinizdir.

(…) Bize bir senedir sandık başı eğitimi veriyoruz deniyor. Bir senedir eğitim veriyoruz… E biz sandıklara adam koymamışız! Dokuz bin sandığın başında insanımız yok.

(…) Partinin örgütlerinden sorumlu genel başkan yardımcımız örgüte kendini teslim etmiş, önseçimle gelmiş birisi değil, kontenjandan gelen bir milletvekili. Bir sol partinin en önemli yeri örgütüdür. Sol partiler ideoloji, örgüt ve üye partileridir. Dolayısıyla, örgütün ideolojik yapıya uygun olması gerekir. Burada o yok. Dolayısıyla, nereden başlayalım? Sandık başlarında, Hakkâri’de bulunamayabilirsiniz de, Ankara’da bulunmamazlık yapmamanız lâzım.

(…) Yerel seçimlerdeki aday tercihlerine şimdi çok bir şey söylemek istemiyorum, ama orada da ciddi hatalar vardır… Ankara büyükşehir belediye başkanının belirlenme şeklinden ve profilinden başlayarak hemen arkasından cumhurbaşkanı adayına gelen süreci ve o günden bugüne kadar taşınan süreci düşünün… 39 günlük “istikşafi” görüşmeler, o görüşmeler sonrasında “bize zaten koalisyon teklif edilmemişti” sözleri… Ama cumhurbaşkanı adayının, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun belirlenme şekli, adayın bizatihi kendisi, aday edildikten sonra sadece bizim, görev anlayışı içinde bulunan Cumhuriyet Halk Partililerin çalışması… Oradan bugüne kadar geliş son derece dikkatle takip edilmesi, irdelenmesi gereken bir süreç.

(…) Ben Parti Meclisi üyesiyim. Parti Meclisi bu adayın ismini de cismini de bilmiyordu. Milletvekilleri bu adayın ismini de cismini de bilmiyordu. Merkez Yürütme Kurulu bu adayın ismini de cismini de bilmiyordu. Parti örgütleri bu adayı benimsemiş, istemiş, önermiş değildi, ismini de cismini de bilmiyorlardı. Biz parti olarak adayın Ekmeleddin İhsanoğlu olduğunu sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Bahçeli’yle yaptığı toplantı sonrasındaki basın açıklamasından öğrendik. Tıpkı dokunulmazlıkların kaldırılması dosyasıyla ilgili “Anayasaya aykırı, ama evet diyeceğimizi” Ahmet Hakan’la yaptığı söyleşiden öğrendiğimiz gibi.

(…) Partinin kurumsal anlamda hiçbir kurulunun etkisi yok. Partinin kurumsal karar verecek dört kurumu vardır. Meclis’teki kanunlarla ve benzeri çalışmalarla ilgili kararı Grup verir. Kurultayımız en büyük karar merciidir, partinin ideolojisini belirler. Kurultay’dan sonra, parti politikalarını belirleyen en üst kurum Parti Meclisi’dir ve Genel Başkandır. Genel başkan bu diğer üç kurumun adına tek başına işlev yapamaz. Genel başkanın, Parti Meclisi’nin, Meclis Grubu’nun ve örgütün tanımlı görevleri vardır. Bir de bunların yanında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin sol-sosyal demokrat bir parti olarak gelenekleri vardır, bugüne kadar oluşturduğu içtihatları vardır. Bunların hepsi bir kenara bırakıldı. Bir tek kişinin yönettiği bir parti konumundayız. Bugün Merkez Yürütme Kurulu’ndan bile birçok kişi kendilerinin karar merciinde olmadığını söylüyor.

(…) Merkez Yürütme Kurulu’ndan, genel başkan yardımcılarından, Grup’taki milletvekillerinden çok, Genel Başkan başdanışmanları tarafından yönetiliyor parti. İkinci danışman diye bir şey de yok artık, hep başdanışman, bu başdanışmanların bir de başdanışmanlar başkoordinatörü var. Parti bunlarla yönetiliyor. Ya da yönetiliyormuş gibi görünüyor. Parti tüzüğünde yer almayan, tüzüğe uymayan yeni konumlar yaratılıyor. Baş danışmanlık yoktur parti tüzüğünde. Danışman sadece genel başkana danışmanlık yapar. Ama şimdi partiyi yöneten, sözü geçen onlar… Bu son derece tehlikeli bir şey. Tüzükten de uzaklaşıyorsunuz. Sol bir parti disiplini böylelikle ortadan kalkıyor.

(…) Bir sol partinin üzerine düşen sorumluluk toplumsal muhalefeti örgütleyerek alanlara, sokaklara, köylere, kahvelere, mahallelere giderek toplumun muhalefet damarını güçlendirmektir. Bu yapılmıyor. “Meclis’te muhalefet yapacağız” deniyor. Tamam, Meclis’te yapın, ama demokrasinin beşiği insanlarla buluştuğunuz yerdir. İnsanların varolan toplumsal direnişlerinin, başkaldırışlarının, taleplerinin önünde yürümek, onlara güven vermek, onlarla el ele tutuşmak, gönül gönüle olmaktır. Meydanlardaki talepleri iktidarlara aktarmaktır.

(…) Bıçağın kemiğe dayandığı noktaya gelindiğini görüyorum. Rejim değişti! Bundan böyle, siyaset sadece diktatör haline gelen cumhurbaşkanları aracılığıyla yapılacak. Ya “bu anayasayı yeniden değiştireceğiz” diye halkın önüne çıkacaksınız. Ya da halkı kurbağalar gibi kaynata kaynata bu anayasaya alıştıracaksınız.

(…) Bu değişiklik mevcut anayasanın 21 maddesini kaldırıyor, 40 maddesini değiştiriyor, 18 yeni madde getiriyor. Biz hep yeni getirilen maddeleri konuştuk. Değiştirilen ve kaldırılan maddeleri konuşmadık. Bunları konuşmak için meydanlara çıkıp anlatmamız lâzımdı. Dendi ki bize “parti üniformanızı çıkaracaksınız”. Çıkardık. “Kitlesel mitingler yapmayacağız”. Yapmadık. Gittiler, üç-dört televizyon programına çıktılar. Birileri soru sordu, o da o sorulara cevap verdi. Ama anlatılmadı ki! “Değişen rejimdir. Bu 21 madde kalktığında şu olacaktır, değiştirilen 40 madde şöyledir…

(…) Anayasa Mahkemesi’ne niye gitmedik biz? Meclis’te anayasa görüşmeleri başladığında Kemal Kılıçdaroğlu bir açıklama yaptı, dedi ki “Pazartesi günü bizi görün”. Pazartesi Meclis’te genel konuşmalar yapıldı. İlk oylamada Kemal Kılıçdaroğlu oy kullanmadı. Partimizin gençlik kollarından genç bir kız geldi, genel başkana sordu: “Sayın Genel Başkan, niye oy kullanmadınız?” O da dedi ki, “Biliyorsun, iki oylama var, bu çok önemli değil. Salı günkü toplantı için çalışmaya gittim.” Gençlik kollarından arkadaşımız “Siz 2010 referandumunda da oy kullanmadınız, belediye başkan adayıyken de oy kullanamamıştınız. Şimdi de kullanmıyorsunuz. Ben köyde insanları nasıl ikna edeceğim, en azından kendim nasıl ikna olacağım?” dedi. Çekti gitti. Bunları gördüğünüz zaman, insanın çıldırası geliyor.

Söyleşi: Siren İdemen

Express, Mayıs 2017, sayı 152