Ahmet-Nedim buraya, yumruk havaya

Gazetecilik yargılanıyor

 

Oda TV davası şu sıralar yeni savunmalarla devam ediyor. 27 Ocak itibariyle Nazlı Ilıcak şikâyetinden vazgeçti, “tarafsız bilirkişi” TÜBİTAK, inceleme heyetinin listesini mahkemeye gönderdi. Express’in son sayısında şöyle demiştik…

Oda TV iddianamesinin hemen başında şikâyetçi sıfatıyla ismi bulunan Ayşe Nazlı Ilıcak dava arzu ettiği gibi nihayetlenmezse ne hissedecek, bilemeyiz, ama ruhunu arındıracak bazı gelişmeleri gaipten haber veriyor. “Edindiği bilgiye göre”, Ahmet Şık, Nedim Şener, Müyesser Yıldız gibi bazı sanıklar 23 Ocak’taki duruşmada tahliye edilebilirmiş.

Valla böyle şeyleri hep onlar biliyor. 5 Ocak’taki duruşmada tahliye kararı çıkmayacağını Samanyolu TV, hâkimin kararını okumasından 21 dakika önce canlı yayında söylemişti.

Bu durumda, Nazlı hanıma güvenmemek için bir sebep de yok. Aslında tahliyeleri daha önce, savunmalar bittiği anda bekliyorduk. Sadece Ahmet’in, Nedim’in, Müyesser Yıldız’ın değil, Barış Terkoğlu’nun, Barış Pehlivan’ın, Doğan Yurdakul’un da, Yalçın Kü- çük’ün, Soner Yalçın’ın, Hanefi Avcı’nın da tahliyesini bekliyorduk. Bu davanın gazetecisi, teröristi, kurbanı, komplocusu yok. Bu davada gazetecilik yargılanıyor.

Ahmet, Nedim ve Oda TV’ciler arasında direkt bağlantı yok, bulunamıyor. Bulunsa, ne olacak? Ahmet Şık kitabını Sabri Uzun’la beraber, Hanefi Avcı kitabını Nedim Şener’le beraber yazmış olsa, Soner Yalçın bu yayınları koordine etmiş olsa ne olacak? Yayıncılık zaten böyle yürümez mi? Hanefi Avcı “Haliç’te Yaşayan Simon”lardan mı yargılanıyor? Ahmet Şık’ın kitabı nihayet yayınlanıp cezaevine dahi girmedi mi? O zaman bu tantana niye?

Oda TV sitesinden kes-yapıştır’la iddianameye koydukları onlarca haberin neresinde suç var? Çeşitli gazetelerden derlemeler, basın toplantılarından notlar, söyleşilerden alıntılar, tipik gazetecilik faaliyetleri nasıl olur da bir iddianameye delil diye konur? Sıradan hükümet eleştirileri nasıl suç olur?

İşin içine bir yerlerde PKK işbirliği, hatta yöneticiliği bile giriyor. Artık naftalinlenmiş, sararmış, sakız gibi çiğnenmiş, çoktan tartışılıp unutulmuş Yalçın Küçük resimleriyle…

Ulusal medya 2010, Sabri, Koz, Nedim, Hanefi, şu bu… O word dokümanları, hatta Ahmet’in kitabı Oda TV bilgisayarlarına nasıl girdi? Asıl sorumuz bu.

Ahmet’in kitabı önce internette ya- yıldı, ardından “000Kitap —Dokunan Yanar” adıyla, 125 imzayla yayınlandı, TÜYAP’a girdi, kıyamet kopmadı. Ama hatırlarsınız, bir ara adeta terör estirildi, “bulundurmak suç” dendi, gazete büroları basıldı, avukatlardan kopyalar alındı. O ara, anlaşılan, Oda TV bilgisayarını ilk etapta incelemeye alan Boğaziçi Üniversitesi’nden bilirkişi, korkup elindeki disk imajını teslim etti. Bütün o yaygara bunun için miydi?

Boğaziçi, ODTÜ, Yıldız Teknik, ABD’li uzman Joshua Marpet… Hepsi bu dijital dokümanların virüs yoluyla geldiğini söylerken, mahkeme “tarafsız bilirkişiye göndereceğim” dedi. Tarafsız dediği de, TÜBİTAK. Hayırlısı.

Hem zaten bilirkişi raporu olmadan dijital delillere dayalı tutuklama kanu- nen nasıl mümkün olabiliyor? Bu kanun denen şey nasıl bu kadar kolayca çiğnenebiliyor?

Eldeki kartlar azaldıkça, şikâyetçi Nazlı Ilıcak el yükseltiyor, Baykal müdafiliğine dahi soyunuyor, “ama komplolar var” diyor. İspatı nerede? “Durun bakalım, daha savcıda ne bilgiler var” deniyordu, nerede o bilgiler?

Oda TV’de gazetecilik ve etkili muhalefet yargılanıyor. Durum bu.

Peki 23 Ocak’ta tahliyeler yaşanırsa ne olacak? “Kusura bakmayın” mı denecek? Onca ayın hesabı sorulmayacak mı, o dijital dosyaların izi geriye doğru sürülmeyecek mi?

Söz savunmanın. Ahmet Şık, savunmasında bundan sonra ne yapılması gerektiğini de söylüyor:

“Burada yargılama konusu yapılan gazetecilik faaliyetleridir. İfade özgürlüğünün yasal kılıf uydurularak bir kez daha ihlal edilmesidir. Yasaların koruması altında olan, gazetecinin haber kaynağının gizliliğinin ortadan kaldırılmasıdır. Bunun aksini iddia edenler güce ve iktidara sahip olup hukuku ayaklar altına alarak kin ve intikam duygusuyla hareket edenlerdir. Çok açık bir şekilde ‘artık bizim istemediğimiz konularda yazamazsın’ diyorlar.

Kitabım İmamın Ordusu ile ilgili örgütsel doküman olduğu iddiasında bulunan bu polis inceleme tutanağının kendisi bir örgütsel dokümandır. O örgütü bulmak isteyen bir cesaretli savcı varsa eğer, bizzat kitabım İmamın Ordusu yol gösterici olacaktır.

Herkesin bildiğini bir kez daha tekrarlamakta fayda var. Tarihte hesabı sorulmamış hiçbir suç kalmamıştır. Bu kez de kalmayacak. Tarih, her şeyi ve herkesi hak ettiği yere koyacak. Kimimizi yazdıkları ve söyledikleriyle, kimimizi de verdikleri kararlarıyla.”

Express, sayı 125, Ocak 2012