Kolombiya’da referandum: Barışa hayır!

 

Perşembe günü kitapçılarda yerini alacak olan Express’in ekim sayısında Radyo Express katarının bir kısmını Kolombiya barış sürecine ayırdık. “Kolombiya barışa kavuştu” üstbaşlıklı, İlker Aksu imzalı yazıyı şöyle sunduk: “Dile kolay, tam 52 yıl. Günde ortalama 14 can kaybına mâlolan bir çatışma süreci.  Taraflar nihayet barışmaktan başka bir çözüm olmadığını gördü, 2012’de oturdukları masadan el sıkışarak ve beyazlara bürünerek kalktı. Kolombiya’nın barışı kutladığı saatlerde ETA’nın İspanya ve Fransa hükümetlerine yaptığı çağrı dünyanın dört bir yanındaki benzer çatışmaların taraflarına mesaj kabilindendi: ‘Kolombiya örnek alınsın.’ Elbette Kolombiya’daki süreç pürüzsüz yürümedi, sancılı dönemler oldu, hâlâ da sorunlar yumağı tam olarak çözülmüş değil. Ama artık barış var. Silahlar değil, fikirler konuşacak, mücadele siyasal zeminde yürüyecek. Kolombiya’ya yakın plan yapıyoruz…” Böyle dedik ama, neredeyse tüm dünya gibi, biz de yanıldık: Dün (2 Ekim 2016) yüzde 37’lik katılımla düzenlenen referandumda yüzde 49,76’ya karşı 50.4’le barış reddedildi. “Barışa hayır” oylarının çatışmaların yaşanmadığı bölgelerden geldiği altı çizilmesi gereken bir boyut. Asıl önemlisi, böyle hayatî bir konunun “evet / hayır”a sıkıştırılması ve 2/3 veya 3/5 katılım şartının konmaması. Ama her şey bitmiş değil tabii: Aksu’nun dediği gibi, “Latin Amerika tarihi uzun mücadeleler, yenilgi ve zaferlerle dolu. Kolombiya solu için yeni bir dönem başlıyor ve her şeye rağmen umut büyümeye devam ediyor”. Kolombiya’da barış süreci nasıl inşa edildi, tarafların ve muarızların argümanları neydi, bundan sonra ne olabilir? Express’e bağlanıyoruz…

29953487045_fcc22f13ca_oKolombiya Devrimci Silahlı Güçleri ( FARC-EP) ile Kolombiya hükümeti arasında 50 yıldan uzun süren savaşı sona erdiren anlaşma 26 Eylül akşamı Kolombiya’nın Cartegana kentinde imzalandı. Tarihî imzaları Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos ile FARC lideri Timolen Jimenez mermi şekli verilmiş bir kalemle attılar. Törende konuşan Santos “Çok açık bir şekilde ve yüksek sesle daha fazla savaş istemediğimizi söylüyoruz” dedi. Jimenez de savaş boyunca yaşanan acılardan dolayı FARC adına özür dilediğini belirtti. Törene Küba Devlet Başkanı Raul Castro, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun, İspanya Kralı Juan Carlos ve ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de katıldı. Avrupa Birliği ise anlaşma yürürlüğe girdiği anda FARC’ı terör örgütleri listesinden çıkaracağını açıkladı.

Yaklaşık 300 sayfalık anlaşma uyarınca, FARC gerillaları BM gözetiminde altı ay içerisinde silahlarını teslim edecek. Siyasal yaşama katılacak FARC üyeleri için 268 koltuklu Kongre’de özel bir kontenjan belirlenecek. FARC üyeleri bu süreçte hükümet tarafından silahlı saldırılara karşı korunacak. Anlaşmanın önemli maddelerinden biri de toprak reformu. Hükümet köylülerin topraklarını işleyebilmesini ve ucuz kredi alabilmelerini teşvik edecek. Ayrıca, uluslararası hukukçuların da yer alacağı özel mahkemeler kurulacak ve savaş boyunca işlenen insanlık suçlarının iki taraftan da sorumluları cezalandırılacak, hafif suçlar affa uğrayacak. Hükümet ve FARC uyuşturucu üretimi ve ticaretine karşı birlikte mücadele yürütecek.

Tüm bu maddeler 2 Ekim Pazar günü yapılacak referandumla Kolombiya halkının önüne konacak. 26 Eylül barış anlaşması ile “Evet” cephesinin eli de bir hayli güçlenmiş oldu. FARC her ne kadar referandum kararını ahlâkî bulmadığını ifade etse de, bu nedenle masadan kalkmayacağını en baştan ilan etmişti.

Son kamuoyu yoklamaları barış anlaşmasına “evet” oyu vereceklerin oranının yüzde 60’ın üzerinde olduğunu gösteriyor. Başını Santos’tan önceki başkan Uribe’nin çektiği “Hayır” cephesi de küçümsenmeyecek bir güce sahip. Kendisi de büyük toprak sahibi olan Uribe kampanya boyunca bu kesimin sözcülüğünü yürüttü. 2016 Mayıs’ında Santos hükümeti ile FARC Havana’da barış süreci konusunda mutabakata vardıktan sonra, Uribe etrafında birleşen sağcı ve paramiliter grupların yoğun bir “Hayır” kampanyası yürütmesine rağmen, Kolombiya’da yaygın görüş referandumdan sürpriz çıkmayacağı ve halkın barış anlaşmasına “Evet” diyeceği yönünde.

Barışın zemini: Ateşkes

Barış görüşmelerinin ilk ayağı 2012 sonlarında, Norveç ve Küba’nın garantör, Venezüella ve Şili’nin gözlemci sıfatıyla yer almasıyla Oslo’da yapıldı. Taraflar ikinci tur müzakere sürecinin Küba’nın başkenti Havana’da devam etmesinde karar kıldı. FARC görüşmelerin başından itibaren karşılıklı ateşkes talebini dile getirdi, hatta görüşmelerin başlayabilmesi için ateşkes ilanını önkoşul olarak masaya koydu, fakat daha sonra bundan vazgeçti. Liberal muhafazakâr Santos hükümeti tarafından defalarca reddedilmesine rağmen, FARC sonuncusu geçtiğimiz ağustosta olmak üzere, defalarca tek taraflı ateşkes ilan etti ve provokasyonlara karşın bugüne dek sürdürdü.

Barış görüşmeleri devam ederken yaşanan çatışmalarda FARC verilerine göre yaklaşık 1500 asker, gerilla ve sivil hayatını kaybetti. Bu sayıya paramiliter güçler tarafından öldürülen ya da kaybedilen sendikacılar, köylü liderleri ve insan hakları savunucuları dahil değil. Dört yıldır devam eden müzakere sürecinin nihaî barış anlaşmasına evrileceğini haber veren karşılıklı ateşkes anlaşması ise nihayet 24 Ağustos’ta Havana’da imzalandı. Ve böylece barışın önündeki en büyük engellerden biri aşılmış oldu. Tüm bunlar olurken ülkenin ikinci büyük gerilla hareketi ELN’nin (Ulusal Kurtuluş Ordusu) karşılıklı ateşkes talebi hükümet tarafından yine reddedildi. ELN ile de bir müzakere süreci bir süredir devam ediyordu.

Barış talebinin ardındaki çıkarlar

1_172016_b1-giuliani8201_c0-339-1800-1388_s885x516Santos etrafında kenetlenen Kolombiya oligarşisinin barış görüşmelerine kerhen evet demesi, FARC ve ELN gibi güçlerin Kolombiya kırsalında yürüttüğü silahlı mücadelenin ABD ve çokuluslu şirketlerin bölgedeki çıkarlarına ters düşmesiyle doğrudan ilişkili. ABD ve çokuluslu tekellerin FARC ve ELN’nin kontrolündeki bölgeleri silahlı güçlerden arındırıp madencilik, biyoyakıt ve petrol arama faaliyetlerine hız verme istekleri hükümeti FARC ve ELN ile müzakereye mecbur bıraktı. FARC ve ELN’nin elindeki bölgelerde petrol hatlarına yapılan sabotajlar, fabrika ve madenlere yönelik saldırılar, çokuluslu şirket yöneticilerinin kaçırılmaları gibi eylemler Kolombiya oligarşisi ve uluslararası şirketler için sürekli bir “risk” teşkil ediyordu.

Uluslararası tekellerin barıştan beklentisi, silahların bırakıldığı ortamda petrol ve maden kaynaklarını rahatça yağmalayabilmek. Nitekim FARC lideri Timochenko anlaşmayı kutlayan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’ye hitaben “Asıl niyetinizin ne olduğunu pekâlâ biliyoruz. Ancak, halkımızın bizden beklentilerini yerine getirecek ve uzatılan barış elini havada bırakmayacağız” dedi.

Barışın anahtarı: Toprak meselesi

Müzakere süreci genel olarak beş madde etrafında şekillendi. 1. Silahlı çatışmanın sona erdirilmesi. 2. Topraklarına el konulan ve yurtlarından edilen köylülerin geri dönüşünün sağlanması. 3. Mağdurların haklarının güvence altına alınması. 4. Uyuşturucu ticaretine son verilmesi. 5. FARC’ın siyasal temsili.

Çatışmayla geçen 52 yıl boyunca hemen hepsi yoksul köylülerden oluşan altı milyondan fazla insan topraklarından edildi. ABD ve hükümet destekli paramiliter güçlerce el konan toprakların yaklaşık yarısında çokuluslu şirketlerce petrol ve madencilik faaliyetleri yürütülürken 21,5 milyon hektarlık tarım arazisinin yalnızca 4,7 milyon hektarı kullanılabiliyor. Tarım alanlarının gittikçe daralması hükümeti her yıl 10 milyon ton gıda ithal etmeye zorluyor. 500 hektardan fazla toprağa sahip ve tarım arazilerinin yüzde 62’sinin kontrolünü elinde tutan toprak sahiplerinin oranı genel nüfus içinde sadece yüzde 0,4. Uribe yönetiminde (2002-2010) uluslararası tekeller ve madencilik şirketlerince fonlanan paramiliter güçlerin yaptığı katliamlarla 10 milyon hektar tarım arazisine daha el konmasıyla eşitsizlik daha da derinleşti.

1960’larda patlak veren iç savaşın en önemli nedeni olarak görülen toprak mülkiyeti rejimini düzeltmek için Mayıs 2013’te varılan ve barış sürecinin ilk başarısı olarak görülen anlaşmaya göre, savaş boyunca paramiliter güçler ve FARC tarafından el konan topraklar yoksul köylülere dağıtılacaktı. Ne var ki, aradan üç yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, bu konuda somut bir adım atılmaması toprak reformu konusunda hükümetin oyalayıcı bir tavır içinde olduğunu iddia edenleri haklı çıkarıyor. Topraksız köylü hareketi sözcülerine göre, anlaşma bu haliyle toprak mülkiyeti rejiminde herhangi bir değişiklik sağlamayacak, sadece savaş sırasında yasadışı yollarla el konan topraklar reforma dahil edilecek.

103899141-Colombia_peace_celebrations.530x298Daha da önemli bir sorun, çatışmalı yıllar boyunca el konan topraklara yerleşen uluslararası tekellerin faaliyetlerine nasıl son verileceğiyle (ya da verilip verilmeyeceğiyle) ilgili bir düzenlemenin anlaşmada yer almaması. Köylü hareketi liderlerine göre, yerel halka elindeki bir avuç toprağı da tekellere satıp büyük şehirlerde sefalet içinde yaşamaktan başka bir seçenek bırakılmıyor. Toprak reformu adıyla sunulan yasanın yürürlüğe girmesiyle orman alanlarının biyoyakıt üretimi için talan edilmesi, yeraltı zenginliklerinin ise çokuluslu şirketlere peşkeş çekilmesi yasal kılıfa sokulmuş olacak.

Nitekim, yoksul köylülerin reform vaatlerine güvensizliği geçen mayısta kitlesel eylem ve grevlere dönüştü, gösterilere yaklaşık 40 bin köylü katıldı. Köylüler hükümet karşıtı gösterilerde polisle çatıştı. Resmî kaynaklara göre, bir köylü öldü, yedisi polis 28 kişi yaralandı. Gösteriler ülkenin 32 bölgesinin 24’üne yayıldı, göstericiler stratejik öneme sahip Pan American otoyolu da dahil 14 yolu kesti. Cauca bölgesine giden İçişleri Bakanı Juan Cristo’nun köylülerle görüşme talebi geri çevrildi. Köylü hareketinin liderleri verilen sözlerin yerine getirilmediğini hatırlatarak hükümetle bir anlaşma imzalanmayacağını açıkladı.

Köylüler ABD ve AB ile yapılan serbest ticaret anlaşmalarının ucuz gıda ithalatını körükleyeceğini, bunun da kırdaki yoksulluğu derinleştireceğini ileri sürüyor. Yıllardır süregelen direnişlerinin en önemli talebi serbest ticaret anlaşmalarının iptali. Oysa hükümetle FARC arasında süren müzakerelerde toprak reformu anabaşlıklardan biri olsa da serbest pazar anlaşmalarının iptali gündeme hiç gelmedi.

Barışın dikenli yolları: FARC’ın siyasal temsili ve uyuşturucu ticareti

Kolombiya devleti ve FARC 2013 sonunda, FARC üyelerinin silah bırakması karşılığında siyasî hayata katılmaları konusunda uzlaşmaya vardı. Bunun tek istisnası savaş suçları işlediği tespit edilen FARC üyeleri. Ancak, bu sürecin nasıl işleyeceği bir muamma. FARC liderleri siyasal yaşama ve seçimlere katılacak tüm üyeleri için tam güvence talebinde ısrarlı. Bu ısrarın tarihsel bir geri planı var. 1985’te, benzer bir müzakere sürecinden sonra FARC hükümetle imzaladığı anlaşma sonucunda Komünist Parti ile birleşerek Yurtseverler Birliği’ni (Union Patriotica) kurmuştu. Seçimlerden zaferle çıkan Yurtsever Birliği’nin çok sayıda yerel ve ulusal yöneticisi, kongre üyeleri, sekiz milletvekili, 11 belediye başkanı ve iki başkan adayı da dahil yaklaşık beş bin üyesi paramiliter güçlerce katledilerek Yurtsever Birliği’nin fiziksel varlığı ortadan kaldırılmıştı.

ap_162376494008492014 Mayıs’ında FARC liderlerinin uyuşturucu ticaretinden tamamen çekileceklerini açıklaması süreci ilerleten faktörlerden biri oldu. İlk somut adım temmuz başında FARC ile hükümetin ortak çalışmasıyla atıldı. Taraflar daha önce üzerinde anlaşmaya vardıkları bir projeyi Antioquia bölgesinde yaklaşık 500 köylünün katılımıyla hayata geçirdi. Proje alternatif tarım ürünlerinin ekilmesiyle koka üretiminin önüne geçmeyi hedefliyor. Pilot bölge olan Antioquia’da başarı sağlanırsa alternatif ürünlerin ekimi diğer bölgelere yayılacak. Ancak, uyuşturucu ticareti FARC’ın kendi içinde de sorun olmaya devam ediyor.

Ateşkesle birlikte Timochenko, gerilla birliklerinin silah bırakma hazırlıklarına başlaması talimatını verdi. Fakat 1, 16 ve 57. Cepheler buna karşı çıktı. 1. Cephe zaten uzunca bir süre önce silah bırakmaya karşı olduğunu açıklamıştı. Grubun açıklaması Santos hükümetinin politikalarında hiçbir değişikliğe gitmeden gerillaya silah bıraktırmaya çalıştığı, bu koşullarda barış müzakeresi yürütülemeyeceği yönünde. Öte yandan, asıl nedenin 1. Cephe’nin kokain ticaretinde stratejik öneme sahip Guaviare bölgesindeki ağırlığını ve elde ettiği geliri kaybetmek istememesi olduğu iddia ediliyor.

FARC liderliğinin de bu grupla ilgili harekete geçmesi uzun sürmedi. Temmuz ortalarında 1. Cephe hakkında önce soruşturma açıldı, ardından da bu grup FARC’tan ihraç edildi. 1. Cephe’nin yaklaşık 400-500 savaşçısı olduğu tahmin ediliyor. FARC içinde kısmî bir yarılma olması sürecin doğasına pek aykırı değil, hatta bunun beklenen bir gelişme olduğu da söylenebilir. FARC içindeki diğer cepheler ise Timochenko’nun çağrısına uyarak nihaî silah bırakma sürecine hazırlanıyor. Nitekim, ilk adım temmuz sonlarında 18. Cephe’den geldi. Silah bırakma barış anlaşmasının imzalanmasının sonrasına bırakılmasına rağmen, 18. Cephe savaşçıları iyi niyet gösterisi olarak BM gözetimindeki Santa Lucia kampına doğru harekete geçti.

Kolombiya solu ve paramiliter terör

Kolombiya solu için 1985 travması sıcaklığını her zaman korudu. Bugün FARC’a yöneltilen eleştiri ve endişelerin gerisinde de bu travmanın izlerini bulmak mümkün. Kolombiya devleti Ulusal Güvenlik Doktrini kılıfında sola her zaman düşmanlık besledi. Meşru ve demokratik alanda faaliyet yürüten sol parti ve gruplar, toprak mücadelesi veren köylüler, tüm muhalefet hareketleri yıllardır devlet destekli paramiliter güçlerin saldırıları altında. Sadece geçtiğimiz mart ayında, Yurtseverler Birliği mensubu 29 kişi paramiliter güçlerin saldırıları sonucu hayatını kaybetti. Sol ve ilerici güçlerin çatı örgütlenmesi işlevini gören Yurtsever Birliği’nin Başkanı Aida Avella bu katliam dalgasının sola karşı 1985 benzeri yeni bir imha hareketinin başlangıcı olmasından endişe ettiklerini söyledi. Yine Yurtseverler Birliği sözcülerinden David Florez barış sonrası oluşacak atmosferde Santos hükümetine güven duymadıklarını dile getirerek son birkaç yılda 100’den fazla üyelerinin paramiliter güçlerce katledildiğini, faillerin devlet tarafından korunduğunu, 300’den fazla üyelerinin ise sendikal faaliyetler gerekçesiyle hapsedildiğini açıkladı.

İç savaşın patlak verdiği 1940’ların sonlarında büyük toprak sahipleri tarafından silahlandırılan irili ufaklı gruplar 1960’lardan itibaren yapısal bir değişiklikten geçirilerek bir ABD projesi olarak gayrınizamî savaş teknikleri uygulayan ve sola karşı örgütlenmiş bir kontrgerilla yapılanmasına dönüştü. En büyükleri Kolombiya Birleşik Savunma Güçleri (AUC) olan (10-12 bin silahlı üyeleri olduğu tahmin ediliyor) paramiliter güçler katliamlar sonucunda ele geçirdikleri topraklardaki koka üretimi ve uyuşturucu ticareti sayesinde büyük bir finansal güce ulaştı. Adam kaçırma, sabotaj ve cinayetlerle zaman zaman devlete de meydan okuyabiliyor, uluslararası tekeller, kokain kartelleri, siyasetçiler ve bürokrasi ile iç içe faaliyetlerini sürdürebiliyorlar. FARC’ın, sol ve ilerici güçlerin, ama en çok da topraksız köylü hareketinin en önemli mücadele başlıklarından birinin paramiliter örgütler olacağı kesin gibi.

ELN’ye karşı bastırma harekâtı

Bu arada, ELN hükümet ile resmî barış görüşmeleri konusunda mutabakata varmasına rağmen şiddetli operasyonlarla yüz yüze kalmaya devam ediyor. Aracua ve Cauca bölgelerinde karşılıklı can kayıpları oldu. ELN, bir bildiriyle, hükümet ile FARC arasındaki barış görüşmelerine ateş püskürdü: “Barış anlaşmasının çerçevesi ülkede çatışma ortamını yaratan yapısal nedenleri çözmüyor, ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu devlet yetkililerinin cezalandırılmasına ilişkin bir çözüm önerisi de ortaya koymuyor. (…) FARC silahlı mücadeleye son verip yasal bir parti olmayı seçti ve devletin kirli savaşını, terörünü akladı. Bu anlaşma toplumsal adaletsizlik, eşitsizlik ve dışlanma sonucu milyonlarca insanın ezilmesi ve sömürülmesine neden olan sisteme karşı isyanın siyasî doğasının Kolombiya devleti tarafından gizlenmesine hizmet etmektedir.

Barışa toplumsal destek

Yaklaşık 250 bin kişinin ölümüne, milyonlarca insanın topraklarını terk etmesine, büyük bir sosyal yıkıma neden olan 52 yıllık savaş en çok yerli grupları etkiledi. Bu kesimler uzun süredir bütün tarafların dahil olduğu şiddete, özellikle de devlet şiddetine karşı tepkilerini ortaya koymaya devam ediyor. Büyük gösteriler düzenleyerek kalıcı barışın inşası için mücadele ediyorlar. Başını topraksız köylü hareketlerinin çektiği yerel gruplar silahlı grupların kendi bölgelerinde savaşmalarını önlemek için “Barış Bölgeleri” oluşturma çabasındalar. Daha çok yerel halk meclisleriyle birlikte hareket ediyorlar.

untitledReferandumun ardından barış anlaşması yürürlüğe girecek ve ilk adım olarak gerillalar bulundukları yerleri terk ederek silah bırakma süreci için oluşturulan 23. Bölge’ye doğru harekete geçecek. BM de uluslararası heyetler oluşturarak gerilla bölgelerine gönderecek, buralarda ofisler kurulacak ve silah bırakma süreci takip edilecek.

Süreç zorlu ve bir dolu belirsizlikle örülü olmasına rağmen, FARC’ın barış ısrarı devam ediyor. FARC, Yurtseverler Birliği ve Kolombiya’daki sosyal hareketler, yoksul köylü hareketi, sendikalar ve insan hakları örgütlerinin çoğu barış sürecini siyasal mücadelenin önünü açacak bir hamle olarak görüyor. Nihaî barışın önündeki tüm engeller aşılsa bile elli yıllık savaşın ardından FARC’ın siyasal hayata katılımı ve solu içerecek bir derinliğe ulaşması şüphesiz uzun zaman alacak. Ancak, Latin Amerika tarihi uzun mücadeleler, yenilgi ve zaferlerle dolu. Kolombiya solu için yeni bir dönem başlıyor ve her şeye rağmen umut büyümeye devam ediyor.

İlker Aksu

Express, sayı 145, Ekim 2016