“Normalleşme” varyetesi: “Krizler” ve İsrail’le askerî-ekonomik ilişkiler

 

mavi-marmara-gemisi-karsilamaBir ilişki biçiminin “normalleşmesi” için olağan seyrinin dışına çıkması yahut anomali olarak kabul edilebilecek bir durumun çekiç darbeleriyle veya tembihlerle belli bir form kazandırılacak halde olması gerekir. Normalleşme sözcüğü hâkim liberal söylemde bu nedenle özel bir yere sahiptir; burjuva demokrasisi sınırları dışındaki her durumun geri çağrılmasında ve sınıfsal konumun belirginleştirilmesinde kullanılır. Bu açıdan zamanında Lenin’in “özgürlük” sözcüğü için kinayeli şekilde söylediği “büyük bir sözcük” ifadesini anımsatır;[1] boş gösteren olarak her şeyi ve herkesi burjuva teamülleri ve işleyişinin yoğunlaştığı bir pozisyona çağırır.

Bugünlerde de bir süredir diplomasi düzleminde gerilimli ve atışmalı bir seyir izleyen AKP-İsrail ikili ilişkileri için bu ifade tercih edilmektedir:

— “Türkiye ile İsrail arasında ilişkilerin normale dönmesi hakkında varılan mutabakatta…” (HaberTürk, 26.06.2016)

— “İsrail ile normalleşme: Nereye kadar ve nasıl?” (Yeni Şafak, 27.06.2016)

— “Türkiye ile İsrail ilişkilerinin normalleşmesi için kritik görüşme Roma’da yapılıyor.” (Sabah, 26.06.2016)

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Davos’taki “one minute” raconu, “alçak koltuk krizi”[2] olarak basında yer bulan diplomatik oturma krizi, Mavi Marmara olayı gibi pek çok gelişme İsrail’le ilişkileri “aşındırmıştır”. İsrail ile anlaşmaya varılması üzerine ise Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu yetkili ağız olarak “İsrail’le biz ilişkilerimizi normalleştirmek için görüşmeleri sürdürüyoruz” demiş, o da normalleşme vurgusunun altını çizmiştir. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı kurumsal düzeyde İsrail ile yeni dönem ilişkileri değerlendirirken “normalizasyon” ifadesini tercih etmiştir: “Bu gelişme, Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalizasyonuna yönelik sürecin ilk adımını teşkil etmiştir.”[3]

Normalleşme sözcüğünün alâmet-i farikası, kamuoyuna sunduğu imajlar ve oluşturduğu kanaatlerdir. İsrail ile normalleşme algısı önce dış, sonra iç siyaseti ilgilendiren iki sürece işaret eder. Dış politikadaki süreçte “komşularla sıfır sorun politikası” iflasından kurtuldukları (ya da iflas erteledikleri), İsrail ile ilişkilerin normalleşmesiyle “yalnızlaşan ülke” görüntüsünü değiştirebilecekleri eğilimi baskındır. Böylelikle AKP iktidarının “yanlıştan dönme” yerine bizzat “yanlışı düzelttiği”, düzeltecek bir irade ve güce sahip olduğu mesajı verilmeye çalışılmaktadır. Nitekim havuz basınının manşetlerindeki Gazze üzerinden AKP’ye “sorun çözen” hamilik tanımlaması, İsrail’i “masaya oturtan” ülke imajı tasarımları buna hizmet etmektedir. Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde hamilik vurgusu pekiştirilmiştir: “İsrail’in tazminat ve Gazze’ye yönelik kısıtlamaların kaldırılmasına dair taleplerimizi karşılaması halinde ilişkilerimizin normalleşmesi mümkün olabilecektir.”[4]

İçerideki siyasal süreç, bayrağı buradan devralarak parti tabanına ve sermaye sınıflarına hitap eder. İsrail ile gerilim üzerinden siyasal İslam’ın anti-Semitizm ve Yahudi karşıtlığını tahkim eden AKP iktidarı, dinsel ve milliyetçi söylemlerinin ağırlığında ezilmemek adına Filistin sorununu öne sürmektedir. Bu sefer İslamî popülizm, Balzac’ın “Napolyon’un kılıçla başlattığını ben kalemimle tamamlayacağım” sözü misali, Gazze’ye “yardım” götüren Mavi Marmara’nın bıraktığı işi tamamlayan siyasal bir güç olarak cisimleşmektedir. Bu noktada AKP iktidarı Mavi Marmara’nın neden olduğu diplomatik krizi göğüslemek yerine yönetişim tekniği ile krizi yönlendirmektedir. İsrail’in tazminat ödemeyi kabul etmesinin medyada ana gündem maddesi olarak ilk sıraya alınması ve Erdoğan’ın “Türkiye’den böyle bir insanî yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz?” açıklaması bu bağlamda anlam kazanır.[5] Uluslararası gerilimin mesuliyetini ve maliyetini iktidar erkinin dışına fırlatmak amacıyla bir suçlu profili oluşturulmaktadır.

Gazze’ye yardım gerçekte fantazmadan farksızdır. Nüfusu iki milyon civarında olan Gazze’nin yüzde 43’ü işsiz ve yüzde 40’ı yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Başını Katar ile Türkiye’nin çektiği yardım mizanseninde halk çadırlarda yaşarken Gazze Şeridi’ne son on yılda 400 civarında yeni cami yapılmıştır. AKP iktidarı dokuz caminin onarımına 4,3 milyon dolar, Katar Hayır Kurumu da iki caminin onarımı için 800 bin dolar vermiştir.[6]

İslamî popülizmle almaşık haldeki sermaye hareketliliği sürecinde, AKP, dış politikada diplomatik güç odağı ve İslam camiasının hibrid bir sözcüsü olduğunu içeriye ve dışarıya ispatlama çabasındadır. Elbette bu çelişkili bir süreçtir; iktidarı destekleyen kimi gazeteler İsrail’le anlaşmaya varmayı Siyonizm karşıtlığı damarı üzerinden reddeden manşetler atmıştır.[7] Keza iki ülke arasındaki anlaşma için İsrail parlamentosundaki oylamada yedi bakan lehte oy kullanırken, Savunma Bakanı Avigdor Liberman, Eğitim Bakanı Naftali Bennett ve Adalet Bakanı Ayelet Shaked ret oyu kullanmıştır.[8]

Ne var ki anılan açıklama ve reflekslerin bütünü, kısmen doğru ve kısmen belirleyici olmakla birlikte talidir. İsrail ile ilişkilerin normalleşme çabası yok hükmündedir, çünkü normalleştirilecek bir durum yoktur. Konjonktürel görüngüler türünden retoriklerin ve diplomatik demagojilerin üst üste binmesi, iki kapitalist devletin ekonomik ve askerî ilişkilerinin ivme kazandığı bir zaman dilimini örtbas etmektedir.

ihh-baskani-bulent-yildirim-israili-affetmek-soz-konusu-olamaz-h1461068862-2359acAnlaşmanın[9] şok etkisi yaratması İsrail’in tarihsel varlığı ile AKP’nin kendini var etme tarzından kaynaklanmaktadır. Topyekûn savaş mantığı ile kurulan İsrail devletinin coğrafî sınırları içerisinde dirimselliği sağlayabilmek için siyasî-askerî-teritoryal kriz çıkaran ve yöneten bir yapıda olması, onu bir savaş makinesi olarak tanımlamayı kaçınılmazlaştırır. Marx’ın 18 Brumaire’deki devlet tanımlamasında geçen bir ifadesini hatırlayabiliriz: “toplumunun bütün bedenini bir zar gibi saran ve bütün deliklerini tıkayan” … “karmaşık ve yapma devlet mekanizması”. İsrail devleti de topyekûn savaş aygıtı olarak gündelik hayatın akışından ekonomik ve siyasî ilişkilere değin tüm ilişki biçimlerini sararak akışkan bir müdahillik yaratır. Bir tehlikenin varlığını diri tutarak kitleyi seferber eder. Bu nedenle burjuva pragmatizmi uyarınca uluslararası hukuk dâhil, diplomasiden ziyade somut güce ve de facto[10] olana öncelik tanır.

Savaş aygıtı mimarisine sahip bir devletin pragmatist olması, kapitalist devletin ontolojisinden bağımsız değildir. Sermaye sınıflarının birikim sürecini düzenlemek ve askerî-endüstriyel kompleksi beslemek zorunda olan İsrail ve Türkiye ilişkilerini hiçbir zaman normalleştirecek kadar anormalleştirmemiştir. Kesintisiz askerî ve ticarî ilişkileri sürdüren iki ülke bütün kriz fenomenlerinin vuku bulduğu dönemde (yıllar arası oynamalara karşı) ekonomik ilişkilerini elleri ovuşturacak memnuniyet seyrinde tutmayı başarmıştır.

Yağdır Mevlâm 

Liberal analizlerin kabul ettiği perspektiften yaklaşarak, iki ülke arasında Davos, Alçak Koltuk ve Mavi Marmara’yı kırılma noktaları kabul edersek Davos–2009, Mavi Marmara–2010, Alçak Koltuk Krizi–2010 yıllarındaki ekonomik veriler, kapitalist ilişkilerin kesintisiz devam ettiğini ortaya koyar.

Türkiye ile İsrail arasında imzalanan ve 1 Mayıs 1997 tarihinde yürürlüğe giren Serbest Ticaret Antlaşması’ndan sonra 2000 yılında 1 milyar dolar olan ticaret hacmi 2014 itibarıyla 5,8 milyar dolara çıkmıştır. Ekonomi Bakanlığı’nın resmî verilerine göre, 2004 yılında 2.029.435 olan ticaret hacmi, 2009’da 2.603.186 dolara yükselmiştir. İki kırılma noktasının yaşandığı 2010’da iki ülke arası ticaret hacmi 3.439.786 dolara çıkmış, 2011’de 4.448.462 dolara fırlamıştır. Normalleşme beklentileri çerçevesinde krize girmiş olması gereken ilişkiler, diplomatik gerilimleri öğüterek artmaya devam etmiş, 2014’te 5.832.164 doları bulmuştur:[11]

İsrail ve Türkiye menşeli şirketlerin karşılıklı yatırımları “fenomenal krizler”den etkilenmemiştir. Basında geniş yer bulmuş Ofer Grubu’nun Tüpraş hisselerini satın alması ve iptal edilen Galataport ihalesi dışında İsrail’in en büyük bankası olan Hapoalim Bank’ın BankPozitif’in yüzde 57,5 oranında hissesini devralarak Türkiye’de bankacılık sektörüne girmesi[12], 2006 Haziran’ında ise İsrailli Karmel Halıları’nın 9 milyon dolar yatırım yaparak Türkiye’deki Atlas Halı şirketinin hisselerinin yüzde 51,1’ni satın alması sayılabilir. [13]

Türkiye’den İsrail’e doğru olan akışta ise, Zorlu Holding başı çeker. Müteahhitlik firmalarının İsrail’de bugüne kadar üstlendikleri 104 projenin toplam değeri 580 milyon dolar iken, İsrail’deki en büyük yatırımlardan birisi Zorlu Holding’in elektrik santralleridir. Zorlu Endüstriyel ve Enerji Tesisleri İnşaat Ticaret AŞ projelerinin toplam kapasitesi İsrail’in mevcut elektrik üretiminin yüzde 10’u dolayındadır.[14] Zorlu Enerji’nin yüzde 42.15 ortak olduğu Ezotech Electric Şirketi tarafından inşa edilen ikinci santral olan Ramat Negev Kojenerasyon Santrali, 120 megavat kurulu güç kapasitesine sahiptir.[15] İsrail’le “normalleşme” haberleri sonrası Zorlu hisseleri haftaya yüzde 7.0’lik sıçramayla başlamıştır.[16]

Tam otomatik ticaret

Silah ticareti başka bir önemli kalemdir. İsrail Savunma Bakanlığı Yabancı Savunma Yardım ve İhracat Dairesi (SIBAT) Başkanı Tuğgeneral Shemaya Avieli, 2013 yılında Haaretz gazetesine yaptığı açıklamada “Türkiye’ye yapılan silah ihracatı hiçbir zaman sıfır olmamıştır” demişti.[17] “Sıfır olmamıştır” ifadesi iki ülke arası askerî-endüstriyel ilişkilerin diplomatik ve siyasî gerilimler nedeniyle kesintiye uğramadığını vurguladığı gibi, “Türkiye’den yeni alışveriş talepleri de var, biz de bunları inceliyoruz” mânâsına da gelmekteydi. Aynı yıl SIBAT, İsrail savunma sanayiinin 2012 yılı ihracatının 7.5 milyar dolar olarak gerçekleştiğini açıklamıştı. Ve bu ihracat kalemi içinde Türkiye önemli bir yer tutmaktadır.

recep_tayyip_erdogan_one_munite_cikisini_hangi_israil_cumhurbaskanina_yapmistir_h151056_0284dStockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2016’da yayımladığı rapora göre, en fazla silah ithal eden ilk on ülke arasında Türkiye 6. sırada yer almıştır:[18] Hindistan, Suudi Arabistan, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Avustralya, Türkiye, Pakistan, Vietnam, ABD, Güney Kore. Türkiye son yıllarda savunma sanayiine verdiği ağırlığa paralel silah ithalatçısı olarak 2006-2010 yılları arasındaki küresel silah ithalatı içindeki payını 2.5’ten, 2011-2015 yılları aralığında 3.4’e çıkarmıştır. Ortadoğu’daki emperyalist müdahalelerin ve Suriye savaşının etkisiyle (nizami) harp yatırımlarına ağırlık veren AKP iktidarı, bu bağlamda İsrail ile savaş teknolojisi alanında işbirliğine devam etmiştir.

TÜİK verilerine göre, Türkiye İsrail’e 2010’dan bu yana yaklaşık 11 milyon dolarlık harp silahları ve mühimmatı ihraç etti.[19] 2013’te İsrail’den yapılan silah ithalatı ise 4.7 milyon lira civarında gerçekleşti.[20] Bu süre zarfında iki İnsansız Hava Aracı/Heron ihalesini İsrail’in ulusal savunma şirketi Israil Aerospace Industries aldı ve 10 adet Heron için 183 milyon dolar ödendi.[21] İki ülke arasındaki askerî ticaret 1996’da imzalanan Askerî İşbirliği Antlaşması ile başlamış ve AKP iktidarı döneminde artarak devam etmektedir: Türkiye İsrail’den aralarında “Popeye” füzeleri (88 milyon dolar) ve Heron insansız hava araçları (131 milyon dolar) olmak üzere çeşitli savaş aletleri, F-4 savaş uçakları (1,1 milyar dolar), F-5 savaş uçakları (130 milyon dolar) ve M-60 tankları (754 milyon dolar) satın aldı.[22]

Gaz siyaseti

Bugün, hem Erdoğan hem de Netanyahu —Arrighi’den hareketle söylersek— devletlerinin teritoryal ve kapitalist çıkarlarının sözcüsü olarak jeopolitik ve enerji kaynakları gibi pek çok nedenden ötürü kesişim kümesinde yer almak zorunda kalmıştır. Türkiye’nin ve İsrail’in açık savaş politikasından yana tavır almasında sui generis köktenciliklerin revaç kazanması belirleyicidir. Ancak köktencilikleri ortaklaştıran, Suriye’de değişen siyasal iklim ve enerji stratejilerinin akıbetidir.

Ortadoğu’yu ilgilendiren jeostratejik enerji kaynakları hesabı başlı başına bir konudur. İsrail-Türkiye yakınlaşması bağlamında doğalgaz sevkiyatı kritik bir konumdadır. Rusya ile uçak krizinin yaşanması üzerine Rusya’ya olan enerji bağımlılığına karşı İsrail’i doğalgaz arzını çeşitlendirecek bir seçenek olarak görmesi gibi bir faktör rol oynamaktadır. Netanyahu’nun İsrail parlamentosunda yaptığı konuşmada, Türkiye’ye İsrail gazının ihracı konusunda Ankara’yla görüşmeler yapıldığını ifade etmesi bu bağlamda önem kazanmaktadır.[23]

Fransızlar tarafından yapılan sismolojik araştırmalara göre, Doğu Akdeniz’in Kıbrıs ile İsrail arasında kalan bölümünde 3,5 milyar metreküp doğalgaz bulunduğu ve 700 milyar dolar değerindeki doğalgazın bütün dünyanın bir yıllık enerji ihtiyacını karşılayabileceği belirtiliyor.[24] ABD Jeoloji Araştırma Kurumu’nun 2000’lerin başında başlattığı çalışmada Doğu Akdeniz’de çok sayıda petrol ve doğal gazkaynağı saptanmıştı. Savaşın henüz başlamadığı dönemde Suriye sondaj çalışmaları için Rus şirketi Soyuzneftegaz’la anlaştı ve Jasem Ucaka’ya göre, Suriye’nin yeraltı zenginliklerinden elde edilecek pay yaklaşık 123 ile 567 milyar dolar arasında hesaplanmıştı.[25]

 

İsrail’in Doğalgaz Rezervleri ve Ticari Değerleri (DEİK İsrail Ülke Bülteni, Mart 2013)

2008 2009 2010 2011* 2012*
Doğalgaz Üretimi (milyar m3) 1.0 1.0 1.0 1.5 3.0
Doğalgaz Tüketimi (milyar m3) 1.0 2.3 2.7 3.5 4.5
Kanıtlanmış Doğalgaz Rezervleri (milyar m3) 30 30 40 50 50
Doğalgaz İthalatı (milyar m3) 1.3 1.7 2.0 1.5
Doğalgaz İthalatının Toplam Değeri (milyon dolar) 455 770 941 750

Kaynak: Business International Monitor (BMI) (*) BMI tahminî rakamları

 

Suriye’de Esad karşıtlığı konusunda ortaklaşan iki devletin Suriye’de (Rusya’nın müdahilliğiyle birlikte) dengeleri lehlerine çevirmek için enerji ve ilgili başlıklarda anlaşmaya varmaları şaşırtıcı değildir. Boru hatları rekabetinin havada uçuştuğu coğrafyada, Necdet Pamir’in belirttiği üzere, İsrail kısa vadede doğalgazının yüzde 40’ını ihraç etme yönünde bir eğilimle Türkiye’yi çok uzun süre güney yönünden besleyecek bir potansiyele sahiptir.[26] Ancak bölgedeki çatışmalar, görüşmeler, gaz sevkiyatı için teknik ve altyapı hazırlıklarının tamamlanması ve Suriye’nin toprak bütünlüğü sorunsalı İsrail-Türkiye doğalgaz ticaretini sürüncemede bırakabilir.

Zorunlu ortaklık

Marx, Kapital’in ilk cildinde “Biriktir. biriktir! Musa da bu. Peygamberler de bu!” ifadesini yazarken nüktedanlığından fazlasını göstermiştir. Marx’ın belirttiği üzere klasik iktisat burjuvazinin tarihsel görevini şu formülle ifade etmişti: “Birikim için birikim, üretim için üretim.” Bu şiarın ölçeğini kapitalist devlet ölçeğinde genişlettiğimizde askerî ve ticarî ilişkilerin görüş mesafesini kaplayan hemen her fenomeni yuttuğunu görebiliriz. O nedenlidir ki Netanyahu, “önemli bir adım” olarak nitelendirdiği anlaşma için “bu kelimeyi özellikle kullanıyorum; İsrail ekonomisine muazzam etkileri olacak” demiştir.[27]

Stratejik Derinlik’in içinde debelenen, hareket ettikçe batan ve yukarı tırmanmak için elindeki her türlü diplomatik ve siyasal pozisyonu halat olarak kullanan AKP, İsrail’le ilişkileri normalleştirmemiş, zorunluluktan ötürü iyileştirmiştir. Uluslararası kamuoyunda IŞİD’i destekleyen ülke imajının kuvvet kazanması, temel hak ve özgürlükler konusunda sicilinin parlak olmaması, BM gibi kurumlarda da müdahil olduğu olağanüstü hal sürecinin dünya basınında daha fazla yer almaya başlaması, Suriye’ye ilişkin hesaplardaki sapmanın içeriye dezavantaj olarak yansıması gibi küresel ve bölgesel pek çok gelişme AKP’yi partner arayışından ziyade çelişkileri asgari seviyeye indirmeye yöneltmiştir.

İsrail ile “normalleşmede” AKP’nin “stratejik ortağı” Körfez “sermayesi” cephesinin etkisi yadsınamaz. Panama Belgeleri’ndeki kayıtlara göre, Suudi kralı Salman, Muhammed Eyad Kayali isimli bir kişi aracılığıyla Netanyahu’ya 80 milyon dolar ulaştırmıştır.[28] İlaveten, Eli Lake, 2014’ten bu yana İsrail ve Suudi Arabistan temsilcileri arasında, İran’ın nükleer programı dahil, çeşitli konularla ilgili olarak çeşitli toplantılar düzenlendiğini belirtmişti.[29]

Ortak düşman – ortak çıkar korelasyonunun motivasyon kaynağına dönüştüğü bugünlerde alt-emperyal hesaplar yapan AKP iktidarının “umulmadık” şeyler yapmayacağı ortadadır. Verilen tavizler özü itibariyle söylemsel düzeydedir. AKP iktidarı ezcümle iki noktaya kilitlenmiştir: Birincisi, Batı kamuoyundaki görünümünü ve burjuva demokrasisi notunu pozitife çevirebilmektir. Çünkü uluslararası savaş suçları için kanıt toplayan ve istatistik tutan kurum sayısı az değildir. İkincisi, bölgesel ihtilafların sayısını azaltarak iç politikada başkanlık monokrasisi gibi projelere ayrılacak zamanı ve eforu artırmaktır.

Bölgedeki nesnel koşulları irrasyonel biçimde dışlayan AKP, dış politikayı iç politikayı belirleyen bir öğeye dönüştürdüğünden ve emperyalistlerin Ortadoğu siyasetinin pratisyeni olduğundan bu yana, memlekette eskatolojik bir akıbete yol açmıştır. Siyasal İslam’la karakter kazanan irredantist eğilim sanıldığı gibi AKP’ye yeni ufuklar sunmamış, aksine, hareket alanını daraltmıştır. Dış politikadaki yanlış stratejik hesapların daha çok ölüm olarak iç politikanın hanesine yazılması ise AKP’nin gündeminde değildir. “Normalleşen” tek şey partinin siyasal raf ömrünü uzatacak, devlet iktidarını pekiştirecek karşılıklı çıkarlardır.

Kansu Yıldırım

 

[1] Essential Works of Lenin: ‘What Is to Be Done?’ and Other Writings, ed. Henry M. Christman, Dover Publications, s. 57

[2]  “Alçak koltuk krizi”, https://tr.wikipedia.org/wiki/Al%C3%A7ak_koltuk_krizi

[3] http://www.mfa.gov.tr/turkiye-israil-siyasi-iliskileri.tr.mfa

[4] http://www.mfa.gov.tr/turkiye-israil-siyasi-iliskileri.tr.mfa

[5] “Başbakan Açıkladı! İsrail Tazminat Ödeyecek”, http://www.haberler.com/basbakan-binali-yildirim-turkiye-israil-8564269-haberi/

[6] Entsar Abu Jahal, “Gazze’de yardımlar camilere akarken halk hâlâ çadırlarda yaşıyor”, Al Monitor, http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2016/04/palestine-gaza-raising-funds-rebuilding-destroyed-mosques.html

[7] Vahdet: “Reddediyoruz”, 27.06.2016, http://gazete.netgazete.com/gazeteler.php?id=36

[8] “Bayit Yehudi ministers to oppose Turkey deal in Security Cabinet vote”, Jpost http://www.jpost.com/Breaking-News/Bennett-and-Shaked-plan-to-vote-against-Israel-Turkey-reconciliation-457939; http://aljazeera.com.tr/haber/israil-kabinesinden-onay

[9] Israel and Turkey to Restore Full Diplomatic Ties, WSJ, http://www.wsj.com/articles/israel-and-turkey-to-restore-full-diplomatic-ties-1466965042?mod=e2tw

[10] De facto güç eşliğinde kendi meşruiyetini ve mağduriyetini yaratma konusunda Netanyahu’nun Bar-Ilan Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği konuşma hatırlanabilir: Konuşmasında Filistinlilere ve diğer Arap devletlerine “zeytin dalı uzatıyormuş” gibi bir izlenim uyandıran Netanyahu, İsrail-Filistin barışının gerçekleşmemesinin sorumlusu olarak Filistinlileri işaret ederek, İsrail’i müdafaada (bir mağduriyet karinesi) ve Filistinlileri de müsebbip pozisyonunda resmetmişti. “Full Text of Netanyahu’s Foreign Policy Speech at Bar Ilan”, Haaretzhttp://www.haaretz.com/news/full-text-of-netanyahu-s-foreign-policy-speech-at-bar-ilan-1.277922

[11] Ekonomi Bakanlığı Ticaret Verileri, https://www.ekonomi.gov.tr/portal/faces/home/disIliskiler/ulkeler/ulke-detay/%C4%B0srail/html-viewer-ulkeler?contentId=UCM%23dDocName%3AEK-160225&contentTitle=T%C3%BCrkiye%20ile%20Ticaret&_afrLoop=173190872172286&_afrWindowMode=0&_afrWindowId=null#!%40%40%3F_afrWindowId%3Dnull%26_afrLoop%3D173190872172286%26contentId%3DUCM%2523dDocName%253AEK-160225%26contentTitle%3DT%25C3%25BCrkiye%2Bile%2BTicaret%26_afrWindowMode%3D0%26_adf.ctrl-state%3Didtm7sp5e_319

[12] http://www.cnnturk.com/2005/ekonomi/genel/12/15/israilin.bankacilik.devi.turkiyede/146266.0/index.html

[13] “Türkiye İsrail ekonomik ilişkileri”, Aljazeera, http://www.aljazeera.com.tr/makale/turkiye-israil-ekonomik-iliskileri

[14] “Türkiye İsrail ekonomik ilişkileri”, Aljazeera, http://www.aljazeera.com.tr/makale/turkiye-israil-ekonomik-iliskileri

[15] “İsrail ile anlaşma Zorlu Enerji’ye yaradı”, Evrensel, http://www.evrensel.net/haber/283678/israil-ile-anlasma-zorlu-enerjiye-yaradi

[16] “Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yönelik adımların etkisiyle bu ülkede yatırmaları bulunan Zorlu Enerji hisselerini yükseltti”, http://www.haberturk.com/ekonomi/borsa/haber/1259443-zorlu-enerji-hisseleri-brexit-ile-yukseldi

[17] “Israel’s Military Exports Totaled Some $7.5 Billion in 2012”, Haaretz, http://www.haaretz.com/israel-news/.premium-1.537501

[18] https://www.sipri.org/media/pressreleases/2016/at-feb-2016

[19] “AKP’nin İsrail’e silah ve askeri ekipman sattığı belgelendi”, Karşı, http://www.karsigazete.com.tr/gundem/akp39nin-israil39e-silah-ve-askeri-ekipman-sattigi-belgelendi-h5193.html

[20] “Silah alımında İsrail’e ‘one minute’ denilmedi”, Milliyet, http://www.milliyet.com.tr/silah-aliminda-israil-e-one/gundem/detay/1817795/default.htm

[21] M. Akgün, S. S.Gündoğar, A. Görgülü, “Zor Zamanda Siyaset: İsrail-Türkiye İlişkileri”, TESEV, sf. 3

[22] A.g.e., sf. 3

[23] “Türkiye-İsrail yakınlaşması: Doğalgaz ve Suriye faktörü”, BBC Türkçe, http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/12/151217_turkiye_israil_selin_girit

[24] “Doğalgaz Türkiye-İsrail ilişkilerini düzeltebilir”, DWhttp://www.dw.com/tr/doğalgaz-türkiye-israil-ilişkilerini-düzeltebilir/a-19343334

[25] Hamide Yiğit, AKP’nin Suriye Savaşı, Tekin Yayınevi, 2014, sf. 73

[26] “Türkiye-İsrail yakınlaşması: Doğalgaz ve Suriye faktörü”, BBC Türkçe, http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/12/151217_turkiye_israil_selin_girit

[27] “Netanyahu: ‘Anlaşmanın ekonomik etkisi muazzam”, Aljazeera, http://www.aljazeera.com.tr/haber/anlasmanin-ekonomik-etkisi-muazzam

[28] “Panama belgeleri… Suudi Kral’dan İsrail Başbakanı’na 80 milyon dolar”, Cumhuriyet, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/530612/Panama_belgeleri…_Suudi_Kral_dan_israil_Basbakani_na_80_milyon_dolar.html

[29] “Israelis and Saudis Reveal Secret Talks to Thwart Iran”, Bloomberg, https://www.bloomberg.com/view/articles/2015-06-04/israelis-and-saudis-reveal-secret-talks-to-thwart-iran