O esnada Fransa’da: Juppé başk…

 

far-right-national-front-comes-out-second-in-local-french-elections-1427124973Dünya Donald Trump’ın ABD başkanı seçilmesinin şokunu henüz hazmedememişken bir şok dalgası da Fransa’dan gelecekmiş gibi gözüküyor.

Merkez sağ 2017 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi ortak adayını belirlemek için tarihinde ilk kez önseçim düzenlemeye karar verdi. Nicolas Sarkozy’nin yönettiği LR (eskinin UMP’si, Sarkozy’nin 2012 mağlubiyeti sonrası siyasete geri dönüş yaptığı sırada adını Les Républicains [Cumhuriyetçiler] olarak değiştirdi –Sarkozy’nin ABD sağına duyduğu sempatinin bir başka göstergesi mi?) liderliğinde düzenlenen seçimler teorik olarak tüm sağ adaylara açık. Aşırı sağcı Marine Le Pen dışında tüm kayda değer sağcı adaylar da katılıyor zaten.

20-27 Kasım tarihlerinde düzenlenen ön seçimde oy kullanabilmek için “sağ değerlere sahip olduğunu” teyit eden bir imza atmak ve iki euro’luk katılım ödemek yeterli.

Normal koşullarda Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri, son adaylar belirlenip, programlar açıklanıp kampanya başlayana kadar dikkatimizi çekmeyebilirdi. Fakat koşulların “normal” olmadığı artık iyiden iyiye belli. İki yıldır Fransa’yı derinden sarsan terör saldırıları, bir türlü içinden çıkılamayan ekonomik kriz, göçmenler-laiklik-güvenlik eksenine hapsolmuş bir kimliksel buhran, AB’nin kimse için herhangi bir güven dayanağı oluşturamaması Fransa halkını çıkışı zor gözüken bir buhrana mahkûm etmiş durumda.

Hollande’ın sicili ve “solun solu”nda durum

Dalia-Grybauskaitė-Angela-Merkel-François-Hollande2012’de cumhurbaşkanı olan François Hollande’dan tüm bu sorunları çözmesini muhtemelen kimse beklemiyordu. Buna rağmen iktidarda geçirdiği dört yılın yarattığı hayal kırıklığının tarihte benzeri yok. Eşcinsel evlilik dışında verdiği hiçbir seçim vaadini gerçekleştir(e)memiş olması yeterli bir sebep olabilirdi. Fakat üstüne üstlük, başta sağ partilerin bile neredeyse cesaret edemeyeceği ultra-liberal iş yasası reformu olmak üzere, alenen sağcı bir politika izlemesi onu iktidara taşıyan seçmen kitlesinin büyük kısmında haklı bir ihanet hissi yarattı.

3259397-jean-luc-melenchon-i-m-dangerousDurumun kısa özeti rakamlarla şöyle: 2016 ekim ayı sonunda Hollande’ın cumhurbaşkanlığına olumlu bakanların oranı, tüm anketlerde, Sarkozy’ye ait kırılması zor rekorların da altına inerek, yüzde 25’lere düştü. Buna rağmen Jean-Luc Mélenchon önderliğindeki “hakiki” sol, liberal hegemonyayı kırıp antikapitalizmi ciddi bir siyasi alternatif olarak kabul ettirmeyi başaramıyor.

Solun solu içindeki bölünmeler, günümüz Fransa’sında seçmenlerin büyük çoğunluğunun liberalizm karşıtı söylemleri hâlâ ikna edici görememesi ve sol partiler ile birçok açıdan yeni bir proleter sınıf olarak görebileceğimiz göçmen kökenli nüfus arasındaki kopukluk (seçim kampanyası başladığında bu konuyu doğrudan irdeleme fırsatımız olacaktır) gibi temel sebeplerin yanında, iki turla düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kazanma ihtimali zayıf adayların işini iyice zorlaştırdığı da bir gerçek. Özellikle de aşırı sağın gitgide yükselen oy potansiyelinin yarattığı tehdit, seçmen üzerinde ciddi bir baskı yaratarak hiç de azımsanamayacak bir kesimi uzun zamandır tercih ettiği adaydan ziyade, en korktuğu adayın önünü kesebilecek mutabakat adaylarına oy vermeye itiyor.

Sonuç itibariyle, 2017 seçimlerinin Fransa solu için büyük bir felaket olacağını tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok. 2002’de olduğu gibi ikinci turda çok büyük ihtimalle solcu bir aday olmayacak. Üstelik bu sonuç, beklenmedik bir darbeyle soğuk duş etkisi yaratan 2002’nin aksine göstere göstere geliyor, yaratacağı travma da haliyle daha büyük olacaktır.

“Kuzu kuzu Juppé’ye”

goldene-morgenroeteAylardır düzenlenen anketler hiçbir senaryoda solcu bir adayı ikinci turda göstermezken, aşırı sağcı Millî Cephe’nin (FN) lideri Marine Le Pen’in, babasından 15 yıl sonra ikinci turda olacağı kesin gözüküyor, hatta ilk turu birinci bitirme ihtimali de gayet yüksek. Fakat Fransa’da son yıllardaki sağa, hatta aşırı sağa doğru erozyon milliyetçilerin oyunu ne kadar artırırsa artırsın, Le Pen’in ikinci turda cumhurbaşkanı seçilme ihtimali yok (gerçi bundan bir yıl önce buna benzer iddialı cümlelerin Trump için de kurulduğunu unutmamakta fayda var). Zira her durumda içi kan ağlayan solcu seçmenin yeterli bir kısmı ikinci turda “kuzu kuzu gidip” oyunu Le Pen’in karşısındaki diğer sağcı adaya verecek.

Bu tablonun, özellikle de Trump’ın ABD’deki zaferinden beri birçok ciddi medyanın analiz etmeye koyulduğu ve birçok Batı demokrasisinde aşağı yukarı aynı olan derin siyasi sebepleri bir yana, ortaya şöyle bir somut sonuç çıkıyor: 20-27 Kasım tarihlerindeki sağ önseçiminde aslında Fransa’nın bir sonraki cumhurbaşkanı seçilecek. Tüm istatistiksel senaryolar sağ önseçimi kazanan adayın ikinci turda Le Pen’in önünde seçileceğini açıkça ortaya koyuyor. Dolayısıyla, her şeyden önce, Fransa demokrasisi en azından matematiksel bir abeslikle karşı karşıya: Öyle görünüyor ki, 66 milyon Fransızın kaderini 44 milyonluk toplam seçmen değil, iki milyon sağcı seçmen belirleyecek. Yeri gelmişken: Kimilerinin çok meraklı olduğu başkanlık sisteminin demokrasinin temsiliyet unsurunu lağvetme biçimlerinin belki de en çarpıcı örneğiyle karşı karşıyayız.

La-perspective-d-un-proces-Sarkozy-avant-2017-s-eloignePeki muhtemel cumhurbaşkanı kim? Sağ önseçiminde esas yarış, Fransız siyasetini yakından takip etmeyenlerin bile iyi bildiği iki isim arasında geçiyor: eski cumhurbaşkanı (2007-2012) Nicolas Sarkzoy ve eski başbakan (1995-1997) Alain Juppé. 2012’de cumhurbaşkanlığı gayet olumsuz bir bilançoyla sona eren, seçimleri kaybettiğinde siyaseti bıraktığını söyleyen ve geçtiğimiz yıl kurtarıcı edasıyla geri gelen Sarkozy, partisi LR’in kontrolünü eline geçirmeyi kolayca başardı. Fakat gerek karşı karşıya olduğu yargı skandalları (illegal siyasi kampanya finansmanı başta olmak üzere), gerekse aşırı sağ oylarını söğüşlemek için tutturduğu söylemin birçok kişi tarafından Le Pen’in yükselişine çanak tuttuğu düşünüldüğü için, cumhurbaşkanlığına giden yolun geri kalanı o kadar da kolay gözükmüyor.

7782452021_alain-juppe-recueille-41-d-intentions-de-vote-au-premier-tour-des-primaires-de-droiteSarkozy’nin önündeki en büyük engel olan “mülayim” sağcı Alain Juppé’nin de yargıyla yıldızı pek barışmıyor. Hatta 2004’te, kamusal fonları istismar etmekten hüküm giymiş, 14 ay şartlı hapis ve bir yıl siyasetten men cezalarına çarptırılmıştı. Fakat diğer önseçim adaylarıyla düzenlenen ilk tartışma programında kendisinin de dediği gibi, “aradan uzun zaman geçti”. “Tüm Fransızlar bu dosyalardan haberdar. Eğer bunların cumhurbaşkanı olmama engel olması gerektiğini düşünüyorlarsa bu kararlarına saygı duyarım.” Belli ki sağcı seçmenin ciddi bir kısmı öyle düşünmüyor, zira anketlerin büyük çoğunluğunda, Juppé yarışı Sarkozy’nin önünde götürüyor. Hatta önseçimleri kazandığı takdirde cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunu Marine Le Pen’in önünde bitirebilecek tek aday olarak göze çarpıyor.

Macron faktörü

Macron_Alcock_002__1050056cSarkozy ve Juppé yaklaşan seçim öncesi son kozlarını oynayadursun, sağdaki hesapları biraz olsun bozabilecek bir aday daha var: Emmanuel Macron. Macron Fransız sosyal demokrasisinin geldiği noktayı gözler önüne sermesi açısından oldukça önemli bir kişilik. Zira Hollande o zamana kadar dünyaca ünlü Rothschild grubunda ticarî bankacı olarak çalışan 38 yaşındaki bu teknokratı önce ekonomi danışmanlığına, 2014’teyse ekonomi bakanlığına getirerek dümeni alenen liberal sağa kırdığının sinyallerini vermişti.

Macron kısa sürede sağcıların desteğiyle hükümetin en popüler ismi oluverdi. Öyle ki, geçtiğimiz ağustos ayında “ne solcu ne sağcı” olduğunu ilan ederek hükümetten istifa etti ve 2017 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olacağını açıkladı. Bağımsız bir merkez sağ adayı olarak Macron, önseçimleri hangisi kazanırsa kazansın, Juppé veya Sarkozy’den ilk turda bir miktar oy koparacaktır. Sosyalist Parti iktidarının ekonomi bakanından bahsediyoruz!

İyimserlik?

Kısacası, Fransa berbat bir 2017 seçim kampanyasına kendini hazırlıyor. Sosyalist Parti’nin hak ettiği şekilde esamesinin okunmayacağı, hakiki sol adayların seslerini duyurmakta güçlük çekeceği, din, kimlik, güvenlik ve göçmenler meselelerinin damga vuracağı, sağcı ve aşırı sağcı adaylar arasında geçen bir kampanya yaşanacak. Umarız Jean-Luc Mélenchon beklenmedik bir ivme yakalayıp bu tabloyu nefes alınabilir kılabilir, fakat iyimser olmak çok zor.

İyimser olabileceğimiz belki tek bir nokta olabilir: Hollande önderliğinde merkez solun, yıllardır sağın peşinden koşan liberal sosyal demokrasinin, en azından bu haliyle miadını doldurmuş olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiş olacak. Ardından sosyalistlerin toparlanıp seçmenin aslında sırtını çevirmediği sol değerlere yeniden sahip çıkmaya başlamak için beş senelik bir süresi olacak. Bir dahaki seçimlere kadar…

Alican Tayla