On yılda On AKP Negatifi*

Haki Kemalizmden yeşil Kemalizme

Balkon Konuşmasıİktidara gelişinin onuncu yılında AKP’den on siyah görüntü. Bir dönüşüm/değişim sürecinin on basamaklı öyküsü. Aslında albümde ondan fazla fotografi var, ama sizin için seçtiklerimiz…

Birinci kare: Burada sadece üç tarih ve üç resimaltı vereceğim. 2002, AKP’nin birinci seçim zaferi; 2007, AKP hükümet oluyor; 2011, artık gündemde “AKP Devleti” var. AKP’nin gerek iktidara gelmesi,  gerekse üç kez üst üste oylarını artırarak seçim kazanması önemli bir gelişme. Statükonun durağan  kadim iktidarlarına karşı bir tepki, Anadolu’nun Kaplan ve Kedilerinin de, biraz İslami, çokça paracıl bir hamlesi.

İkinci kare: Kenardan merkeze, gecekondu söyleminden 4×4’lere… On yılda AKP’nin ve AKP’lilerin katettiği güzergâha baktığımızda, ideolojik olarak müthiş bir muhafazakârlığın yanı sıra sosyolojik ve finansal olarak bir sınıf atlama ve zenginleşme eğilimi açıkça görülüyor. On yıl önce adı sanı bilinmeyen şirketler bugün devlet ihalelerinde ilk üç sırada, on yıl öncesinin çapsız bürokratları, gazetecileri bugün yönetimde ve medyada yıldız konumunda.

Üçüncü kare: Eski rejimin kara koyunları yeni dönemin ak sultanları oldu. Komik olacak ama, neredeyse Mao Zedung’un kırlardan kentleri fetih stratejisinde olduğu gibi, AKP de, taşradan ve çevreden merkezi kuşattı. Eski mağdurlar yeni zalimler olmakta çok zorlanmadı. Değişim ve dönüşüm vardı ama, ilerleme yoktu. Bilhassa özgürlükler ve demokrasi alanında.

Dördüncü kare: Ortadoğu’nun eski Batılısı artık şimdilerde Batı’nın yeni Doğulusu haline geldi. İç politika alanındaki değişim kaçınılmaz olarak kendisini dış politikada da gösterdi. AB’nin aday üyeliğinden tüm İslam dünyasının yeni liderliğine soyunan bir Davudoğluland! Ne var ki, burada da yanılsama çok: İsrail’e büyük cakayla ve medyatik bir şekilde “One Minute!” fırçası atılırken, Ankara’nın yeni diplomasisi birkaç parendeden sonra yine eskisi gibi Washington hattında faaliyetlerini sürdürüyor. Üstelik burada dengesizlikten ve plansızlıktan olsa gerek, zaman zaman acayip manevralar da yapılıyor. (Bkz. mesela Brezilya ve İran ile birlikte nükleer manevra ya da Beşar Esad’la “aşk ve nefret” ilişkisi vs…)

Beşinci kare: Dış politika önemli. Komşularla “Sıfır Sorun” politikası da çok önemli. Fikren tabii… Çünkü fiiliyata bakınca, mesela Ermenistan Cumhuriyeti ile AB ve ABD’nin de desteği ile İsviçre’ye kadar götürülüp imzalanan protokoller, Bakü’nün çıkışıyla rafa kaldırıldı. Ya da Tahran’la ilişkiler, ilk başlarda çok yakın ve sıcak iken, İran, Erdoğan’ın randevularını son anda iptal edebildi. Irak Kürdistan’ının liderlerine kırmızı pasaport sağlayan Ankara, bir aralar Barzani’ye hakaretler yağdırdı, şimdi onları hâlâ özerk bir yönetimin temsilcileri olarak kabul etmek istemiyor. Azerbaycan’la “Bir Millet, İki Devlet” idik, hem Erivan’la ilişkiler hem de başka siyasi gelişmeleri yönetemeyen Ankara yüzünden Bakü, kardeşine doğal gaz satarken indirim bile yapmıyor. İsrail ve ABD ile ilişkilere hiç girmiyorum. Çok karmaşık, çok tutarsız.

Altıncı kare: Özellikle Ortadoğu’da ama genel olarak tüm diplomatik ilişkilerde Ankara’yı bloke eden bir pürüz var: Kurdophobia. Kıbrıs konusunda, yaklaşık 40 yıl önceki “Barış Harekatı”ndan bu yana KKTC’yi hiçbir devletin tanımadığı yetmiyormuş gibi, Ankara, iç politikada uygulamak istediği “Kürt=Terörist” politikasını dışarıda da yürürlüğe sokmaya çalışırken, yumuşak karnını da dünya âleme açık ediyor.

Yedinci kare: Dış politikada “Biz aks değiştirmedik, dünya değişti” açıklamasını getirmelerine rağmen, AB’den giderek uzaklaşan ve binbir dengesizliğin hüküm sürdüğü Arap-İslam-Doğu dünyasına üstelik de yeni lider havalarında sokulmaya çalışan Ankara, Yeni Osmanlılık eleştirilerini de pek kolay savamıyor. Osmanlı’nın gücüne yaklaşamamış bir Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlılık taslaması komik oluyor. Statükoyu terk eden Ankara diplomasisi, yeni konumunu henüz ve hâlâ tam olarak belirleyememiş durumda.

Sekizinci kare: Diplomaside olsun, iç politikada olsun, iki farklı hatta zıt algı/yaklaşım var: “Bir sorun var, bunu çözmek gerekiyor” ya da “Bir tehdit var, bunu ortadan kaldırmamız gerek”. Ankara, galiba Orta Asya’dan bu yana, ikinci akımın sıkı taraftarlarından biri. Her sorunu tehdit olarak gören bir anlayış, sürekli kırmızı çizgiler saptayıp, bir süre sonra bu kırmızı çizgilerin önce turuncu sonra sarı olduğunu görüyor, bir süre sonra da ortada çizgi filan kalmıyor. Ama Ankara bir çok konuda (Özellikle de Kürt, Ermeni ve Kıbrıs konularında) önemli gelişmeler kaydedilmiş olmasına rağmen, hâlâ büyük ölçüde tehdit/kırmızı çizgi stratejisiyle hareket ediyor.

Dokuzuncu kare: İç politikanın, her zaman birebir olmasa da, diplomasideki temsilcisi olan dış politika dengesiz, tutarsız, başarısız. Mesela içeride “İleri Demokrasi” söylemiyle gazeteciler, muhalifler içeri atılıyor, iktidar yargı erkini doğrudan yönlendirmeye çalışıyor, dışarıda da diğer şaşkın başkentlerle birlikte “Arap Baharını” anlamaya, kavramaya ve siyaset geliştirmeye kalkışırken, zigzaglar çiziyor.  Kendi kendini İslam Dünyasına rol model ülke olarak takdim eden Ankara, mesela Mısır’da iktidar değişikliğinden sonra “Laik rejim” önerisinde bulunup kendi dostlarını da ofsaytta bırakıyor.

Onuncu kare: AKP aslında on yılda Türkiye’deki siyasi, ideolojik, sosyal ve kültürel statükoyu büyük ölçüde değiştirmek için önemli bir süreç başlattı, hâlâ da sürdürüyor. Ne var ki, statükoyu kırarken, bir başka muhafazakâr yeni statüko inşası sorunlu. Eskisinden daha özgürlükçü, eskisinden daha demokrat olmadığı için AKP Devleti, eski derin devleti andıran uygulamalara imza atıyor. Türkiye klasik, yani askercil-milliyetçi Kemalizmden, hâki Kemalizmden çok çekti. On yıldır da Yeşil Kemalizmden çekiyor.

Ragıp Duran

(*) Bu metin, 29 Mart günü Londra’da SOAS’da (Afrika ve Doğu Çalışmaları Okulunda) yapılan konuşmanın Türkçe zenginleştirilmiş versiyonu. Konuşmanın orijinali:

[tentblogger-youtube yAfIlGQ4Duo]