Paris-Marakeş Rallisi: Fosil kafalar iklimi kurtarır mı?

 

Bugünlerde (7-18 Kasım 2016) Fas’ın Marakeş kentinde 197 ülkenin katılımıyla toplanan COP22, küresel iklim değişikliğinin önüne geçme ve seragazı salımlarının azaltılması konusunda kısa vadede etkili olmayı hedefliyor. Ne kadar başarılı olunur, ayrı tartışma, ama başta kömür olmak üzere fosil enerji kaynaklarının terkedilmesi yolunda giderek yaygınlaşan küresel eğilimin Türkiye’deki karşılığını bu zirve sayesinde daha net görmek mümkün. Özet, demokrasi maceramız gibi: Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine. Ama Türkiye’nin kapkaççı ve tehlikeli enerji politikalarına karşı mücadelenin zemini de yerküreye yayılmış bilincin ta kendisinde…


Foto---Birdirbir---Hamdi-Atay

Yine yılın o vakti geldi çattı. 1992’den beri, yani 24 yıldır müzakereleri devam eden BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) tarafı olan 197 ülkenin temsilcileri, sivil toplum örgütleri, farklı çıkar grupları ve uluslararası kuruluşlardan oluşan binlerce kişilik bir kadro 7-18 Kasım 2016 tarihleri itibariyle Fas’ın Marakeş kentinde COP22 (22. Taraflar Konferansı) için buluşuyor. Geçen sene büyük bir tantanayla kutlanan Paris Antlaşması’nı üreten COP21’den sonra taraf ülkeler, bu sefer geçtiğimiz 22 Nisan’da 175 ülkenin katılımıyla bir seferde imzalanan tarihteki en yüksek katılımlı uluslararası antlaşma olan bu metnin beklenenden çok daha önce yürürlüğe girmesini de kutluyor olacaklar. İşlevsellik kazanması yedi yıldan fazla süren Kyoto Protokolü’nden farklı olarak küresel seragazı salımlarının yüzde 55’inden sorumlu en az 55 ülkenin parlamentolarında hızla onaylanmasıyla Paris Antlaşması 4 Kasım 2016 günü yürürlüğe girdi. Trump’ın başkan seçilmesi halinde taahhüt ettiği gibi antlaşmadan çekilmesini en azından dört yıllığına engellemek isteyen Obama yönetiminin baskıları da bu noktada etkili olmuş görünüyor. Peki bu gelişmeler tarihsel eşitsizliklerin üstesinden gelmek ve iklim adaletini sağlamak için yeterli olacak mı? Bu soruyu cevaplamak için bizi Paris’ten Marakeş’e getiren bazı köşetaşlarına bakmakta fayda var.

Kömüre veda (ama nasıl?)

Mevcut haliyle Paris Antlaşması’nın küresel sıcaklık artışını 1,5-2 derece eşiğinde sınırlamak için yetersiz olduğunu biliyoruz. Ülkelerin mevcut seragazı azaltım taahhütlerine (NDC) sıkı sıkıya uyması halinde bile yüzyılın sonunda 2,7-3,7 derece daha sıcak bir gezegende yaşıyor olacağız. Bu sebeple de küresel ekonomik dönüşümün sıfır karbonlu bir gelecek için acilen başlaması ve öngörülenden çok daha hızlı yol alması şart. Bununla beraber, özellikle enerji sektöründe bir dönüşümün izlerini görmeye başladığımız da söylenebilir

Küresel birincil enerji talebinin yüzde 29’unu karşılayan kömür, 2013 verilerine göre karbondioksit emisyonlarının yüzde 46’sından sorumlu. Paris sonrası kömür sektöründe olan bitenler, tam da bu nedenle kritik. Seragazı azaltım hedefleri, hava kirliliğiyle mücadele, ekonomik yapıda değişim ve kayagazının dünya enerji piyasalarını hallaç pamuğu gibi atması gibi sebeplerle ABD, Avrupa Birliği ve Çin’de kömür tüketimi azalıyor. ABD’de 2016 yılının ilk çeyreğindeki kömür üretimi 1981 yılından bu yana en düşük seviyede gerçekleşirken, 2010 yılı sonundan bu yana ABD’deki en büyük dört kömür üreticisinin toplam piyasa değeri yüzde 99 oranında azaldı. Uluslararası Enerji Ajansı, Avrupa Birliği’nde kömür kullanımının 2030 yılında yüzde 46, 2040 yılında ise yüzde 65 oranında düşüş göstereceğini öngörüyor. Asıl değişim ise, dünyanın en büyük kömür üreticisi-tüketicisi olan Çin’de gerçekleşiyor. Çin’in kömür tüketimi 2014 yılında yüzde 2,9, 2015 yılında ise yüzde 3,7 oranında düştü. “Yeni normal” adı verilen, ne pahasına olursa olsun büyümeyi değil, yüksek katma değerli bir ekonomiye doğru geçişi hedefleyen Çin’in kömür tüketimindeki düşüşün devam edeceği öngörülüyor.

Türkiye, kömür piyasalarındaki gidişata istisna teşkil eden birkaç ülkeden birisi. Yerli kömür kaynaklarının tümünün ekonomiye kazandırılması, 2009 yılından bu yana enerji arz güvenliği stratejisinin ana sacayaklarından birisi. Bu amaç uğruna 2012 yılı “kömür yılı” ilan edilmişti. Buna rağmen, 2009–2015 yılları arasında inşa edilen yeni elektrik kurulu gücünün sadece yüzde 2’si yerli kömüre (ekseriyetle çok düşük kaliteli linyite) dayalıydı. Elektrik fiyatlarındaki düşüş sonucunda rekabet gücünü kaybetmeye başlayan, banka kredilerini ödemekte zorlanma riskiyle karşı karşıya kalan linyit santrallerini (özellikle son altı-yedi yıl zarfında özelleştirilmiş olanlar) su üzerinde tutabilmek için yaz başında kabul edilen bir yasa ile bu santrallerde üretilen elektriğin bir kısmına şebeke önceliği ve piyasadaki elektrik fiyatının üzerindeki bir fiyattan alım garantisi sağlandı. Temmuz ayında alınan  ve daha sonra güncellenen bir Bakanlar Kurulu kararı ile de kömür ithalatına ek vergi yükümlülüğü getirildi. Tüm bu havuç ve sopa mekanizmaları, yatırımcıların linyit projelerine ilgisini artırmadı. Son dönemde linyit santralleri mega projeler olarak paketlenip Çin başta olmak üzere yabancı yatırımcılara sunuluyor. Bu çabanın da nafile kalma olasılığı yüksek.

Ekim ayı sonlarında İklim Eylem Ağı (CAN) tarafından NewClimate ve İklim Ağı işbirliğiyle hazırlanan ve kamuoyuyla paylaşılan bir çalışmaya göre, Türkiye’nin Paris Antlaşması kapsamında daha iddialı ulusal hedefler (örneğin 2050 itibariyle yüzde yüz yenilenebilir enerji hedefi) benimsemesi durumunda ülkenin fosil yakıt ithalatından yapabileceği tasarrufun 23 milyar doları bulacağı, yenilenebilir enerji piyasasında yaratılacak yeni iş sayısının 64 bin civarında olacağı görülüyor. Rapora göre iklim politikalarının faydaları sadece ekonomik bağlamda olmayacak. Daha iddialı politikalarla beraber mevcut enerji politikalarının halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması ve 2030’a dek toplam 35 bin erken ölümün engellenmesi mümkün. Yani özetle iklim değişikliği ile gerçekçi bir mücadele istihdama engel olmadığı gibi, pek çok yan fayda da sağlayabilecek.

COP22 yolunda Türkiye’de değişmeyen işler

Türkiye’nin COP21 sonrası nasıl bir yol izleyeceği aslında Paris’e gitmeden önce sunduğu ulusal katkıyla çoktan belli olmuştu. Her ne kadar bağlayıcılığı olmayan bu niyet belgesinde seragazı salımlarının 2030 yılına kadar referans senaryoya göre yüzde 21’e kadar azaltılmasının planlandığı belirtilse de, aslında Türkiye 2030’a kadar seragazı salımlarını yüzde 116’dan fazla artırmayı planlıyordu. Bu artıştan indirim senaryosuna göre aslında Türkiye seragazı emisyonlarının artış hızında bile bir artış öngörmüştü. Sunulan belge ülke çapında planlanan 70’den fazla yeni kömürlü termik santralin inşa edilmesine, yani ülkece hızlı bir şekilde kalkınıp dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmemize engel teşkil etmeyecek şekilde hazırlanmıştı zaten. Buna rağmen antlaşmanın kabul edilmesinden yaklaşık bir ay sonra, 11 Ocak 2016’da TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu Paris Antlaşması’nın Türkiye için sıkıntı yaratabileceğinden ve gelişmiş ülkeler gibi seragazı azaltım yükümlülüğü getirebileceğinden bahsediyordu. Bu konuşmadan yaklaşık bir hafta sonra Anadolu Ajansı’nın “sektör temsilcilerine” dayandırdığı haberde kömüre alım beklentisi olduğundan, Paris Anlaşması sonrası termik santral yatırımlarına engeller geleceğinden ve Türkiye’nin 4 yıl içinde linyit yataklarının tamamını değerlendirmesinin mümkün olduğundan bahsediliyordu. Yani dört yıl içinde bu kömürü yaktık yaktık, sonra işimiz zor mesajı veriliyordu.

New York’ta 22 Nisan’da düzenlenen imza seremonisine Türkiye’den eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı katıldı katılmasına da, ertesi günü ayağının tozuyla Adana’da, bizzat kendi memleketinde, Sabancı Holding’in Tufanbeyli Termik Santrali’nin açılışına koştu. Yani bir gün önce Paris Antlaşması’nı imzalayıp hemen ertesi gün kömürlü termik santral açmak da bu dönemeçte Türkiye’ye nasip oldu. Sermayenin termik santral yatırımlarına kaymasının önündeki tek engel, kömürün geleceğinin belirsizliği değildi elbet. Halihazırda Türkiye’de tarumar edilen çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreçleri de –eski bakanın deyişiyle– yatırımların hızlı bir şekilde ilerlemesine engel oluyordu. Neyse ki damat-bakan Berat Albayrak’ın haziran başında açıkladığı “kılçıksız” enerji modelinde devletin en ucuz elektrik fiyatını teklif eden firmaya, tüm yasal izinleri (ÇED, ruhsat vs.) hazır sahaları ücretsiz olarak devretmesi öngörülüyor. Cerattepe’deki altın madeninden Bursa’da dönmedolap haline gelen DOSAB termik santraline kadar yolu açan meşhur Madde 80 imdada yetişti. Özellikle 15 Temmuz sonrası yaşanan ekonomik türbülansı hafriyatçılıkla dengelemek için çok sayıda destek, teşvik ve istisna öngören bu KHK maddesinin kırık-çarık da olsa ekoloji mücadelesinin elindeki son yasal araç olan mahkeme yollarını fiilen çıkmaz sokağa soktuğu gerçeğini de hatırlamakta fayda var.

Fosil kafalar iklimi kurtarır mı?

Bu haftadan itibaren Marakeş’te masada olacak konulardan iki tanesi de Paris Antlaşması’nın adını koyduğu 1,5 derece hedefinin gerçekleşip gerçekleşemeyeceği ve mevcut iklim etkileri kaynaklı kayıp ve zararların nasıl karşılanacağı olacak. Bu anlamda hem en yetkin bilimsel örgüt olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 2018’e kadar hazırlayacağı özel raporun hem de COP22’de ortaya çıkması beklenen kimi büyük ülkelerin azaltım konusundaki hedeflerine ulaşma planlarının işlevsel olacağı söylenebilir. Yine de “negatif emisyonlar” ve uluslararası sivil havacılık teşkilatı ICAO’nun karbon denkleme (offset) piyasalarına açılması gibi cin fikirli nevliberal cambazlıklara karşı da uyanık olmak gerekiyor. Yani gezegenin geleceğini uluslararası müzakerelerle enerji piyasalarının belirleyeceği fikrini savunan fosil kafalara karşı umudun türküsünü yazmak şart. Paris’ten Marakeş’e giden yol bu yüzden de Nevada Standing Rock’ta petrol boru hattına karşı mücadele eden yerli halklarla, bugün Aliağa’da dev kül dağları yaratan termik santrallere, Artvin’de koca bir şehri tehdit eden madene karşı mücadele eden iklim ve çevre adaleti savunucularının eylemleriyle yazılıyor. Olağanüstü hallerin olağanlaştırılmasına karşı, sosyal adalet olmayan bir yerde iklim adaleti için bu yolda enternasyonalist dayanışmayla ve sağlam adımlarla yürümeye devam etmek gerekiyor.

Ethemcan Turhan – Arif Cem Gündoğan – Cem İskender Aydın – Mustafa Özgür Berke

Fotoğraf: Hamdi Atay