Seçim süreci ve Biz*: Bir yol haritası için işaret levhaları

 

2018 bir seneyi değil, bir süreci imliyor. Resmi takvime göre, 2019 martından başlayarak art arda sıralanan üç seçim Türkiye’nin yakın vadedeki kaderini belirleyecek. O kaderin nasıl belirleneceği ise toplumsal muhalefetin “2018 süreci”ni nasıl yürüteceğine bağlı. Bu yönde bir yol haritası için işaret levhaları…

 

Hemen herkesin “iç savaş KHK’si” diye tanımladığı 696 sayılı, 24 Aralık tarihli KHK’yi en başa, büyük harfle yazalım. Türkiye 2018’e bu KHK’nin damgasını vurduğu OHAL’le giriyor. 2019’un başında ise, mevcut yasal takvime göre, yerel seçimlere gidiyor.

2108’e nasıl bir Türkiye’de girdiğimiz malûm: TBMM’den geçirilen YSK yasası, ocak ortasında Genel Kurul’a getirilmesi beklenen torba yasada seçim güvenliğini bütünüyle berhava edecek düzenlemeler, yine ocak ortasında altıncı kez uzatılacak olan OHAL, yıl boyunca doludizgin gelecek KHK’ler, yerel yönetimlere operasyonlar, ardı arkası kesilmeyen düzmece davalar, susturulmuş basın ve artık rıza üretemeyen, zor kullanarak ayakta kalmaya çalışan bir istibdat rejimi.

2018 Türkiye’sinin önünde, resmi takvime göre, 2109’da art arda sıralanan üç seçim var: Yerel seçimler, genel seçimler, başkanlık seçimi. 2019 martındaki yerel seçimler daralan ekonominin, iktidarı takvimi öne almaya –anayasal engele rağmen– mecbur bırakması da ihtimal dahilinde.

Bu takvim itibarıyla, 2018 herhangi bir sene değil, Türkiye’nin yakın vadedeki kaderini belirleyecek bir süreç. Bu süreç, 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarının tanınmamasıyla başlayan şedit dönemin1 son düzlüğü. Bu düzlük sonrasında ise bambaşka bir döneme girileceği aşikâr. O dönemin nasıl bir dönem olacağı çok büyük ölçüde bu süreçte belirlenecek.

Bu, iktidarın tercih ettiği koşullarda ve tarihlerde yapılacak –tercih ettiği koşullar oluşmadığında, güvenlik gerekçesiyle askıya alınması muhtemel– seçimlerin süreci. İktidarın tek adam rejimine, saray istibdatına meşruiyet üretmek, kurumsallaşmasını tamamlamak ve daimi kılmak üzere yürüteceği bir süreç.

“Arşın” ve “gül”

Bu süreç, toplumsal muhalefeti geniş bir direniş hattı kurmaya, diktatörlüğe geçit vermemek için birleşik mücadeleye çağırıyor. Ünlü deyişle, “Halep oradaysa arşın burada”. Ya da “gül işte burada, durma!”

Peki, nasıl?

Önce “arşın”: Süreç seçim süreci olduğuna göre, seçim süreci de oy kullanma ânından ibaret olmadığına göre, ve ama, iktidar –her türlü ölçütle, seçim denemeyecek bir seçimle de olsa– kendisini öncelikle sandıkta tescil etmeyi hedeflediğine göre, ve dolayısıyla, bu uğurda elinden gelen her şeyi yapacağı ortada olduğuna, ve dahi, sandıktan çıkamama ihtimali belirdiğinde seçimleri öteleme veya askıya alma yoluna gitmesi de söz konusu olduğuna göre… Dahası, ülkeyi bir iç savaş atmosferine sürükleyebileceği bile son KHK ile açığa çıktığına göre…

Peki, “gül” nerede? Muhalefetin, total futbol misali, tam saha pres yaptığı yerde. Briçte “rakibi kozdan tecrit etme” neyse, dövüş sanatlarında “rakibi kendi silahıyla vurma” veya “rakibin gücünü boşa çıkarma” neyse, onu yaptığı yerde. İçinde bulunduğumuz süreçte, seçim sürecinde. “Seçim”e değil, seçim sürecine odaklı mücadelede, geniş tabanlı birleşik mücadelenin örgütlenmesinde.

Bu süreçte, en kötü ihtimali de hesaba katarak, ciddiyetle katarak, ve ama, seçim sürecinin toplumsal muhalefete bir meşruiyet alanı –hem mevcut baskı rejimini hem toplumun siyasal kültürünü dikkate aldığımızda– açtığını ve kitlesel bir zemin elde etme imkânı verdiğini göz önünde tutarak, sandığa değil sürece odaklanarak, “serbest, adil seçim” dayanaklı bir hamle ya da ivmeyle, 2018 yarılandığında, sağlam bir direniş hattının, geniş bir demokrasi cephesinin tabandan örgütlenmiş olması hedefiyle yürüyüşe geçmek: “Gül” orada.

Bu taban örgütlenmesini, bu “demokrasi cephesi”ni hem KHK 696’nın imlediği taarruza karşı bir savunma hattı hem geleceğe yürüyüşün yolu ve yordamı olarak düşünmek: “Arşın” o.

Söz konusu seçimlerin, 1950’den bu yana yapılan seçimlerin hiçbirine benzemeyeceği gün gibi açık. Benzetilebileceği tek seçim –o da kısmen– çok partili rejimin ilk seçimi: “Açık oy – gizli tasnif”le yapılan ‘46 seçimleri. Benzerlik sadece oy kullanma – sayım yapma ve parti-devlet olarak iktidar imkânlarını kullanma bahsinde. Seçim süreci koşulları ise birçok bakımdan 1946’ya rahmet okutur halde. Cumhuriyet tarihinde, 7 Haziran sonuçlarının tanınmamasının ve 16 Nisan referandumunda “atı alanın Üsküdar’ı geçmesinin” eşi benzeri yok.

Benzerlik, kendisini tek adam koltuğundan eden 2017 seçim sonuçlarını tanımayan Yahya Jammeh’in ülkesi Gambiya’yla, Mübarek Mısır’ıyla, Saddam Irak’ıyla, Kaddafi Libya’sıyla, Esad Suriye’siyle. Ve tabii cumhurbaşkanının KHK 696’nın mürekkebi kurumadan ziyaret ettiği, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin soykırım ve savaş suçlusu olarak mahkûm ettiği, tutuklama kararı aldığı Ömer el Beşir’in Sudan’ıyla. Bir de, mazallah dedirten bir örnek var: Seçim yolsuzluklarının yol açtığı silahlı çatışmalarla iç savaş manzaralarına sahne olan Honduras.

Sekiz levha

2018’e, böyle bir sürece girerken nasıl bir yol haritası çizilebilir? İşaret levhalarımız neler olabilir? fiu sekiz levha, söz konusu haritanın ipuçlarını verebilir:

I. Birleşik mücadele

Herkes biliyor, söylüyor. Ülkenin üstüne çöreklenen saray rejiminden kurtulmak için “birleşik mücadele”den, demokrasi güçlerinin birleşik mücadelesinden başka bir yol görünmüyor.

II. Birleşik zemin

“Birleşik mücadele”nin temenni değil, gerçeklik olması için bir “birleşik zemin” gerektiği de herkesin malûmu. Bu “birleşik zemin”in temel taşlarından biri olarak, elimizde denenmiş, eksiğiyle gediğiyle birlikte 16 Nisan’da iyi sınav vermiş Hayır Meclisleri var. Bu meclislerin kendini yeniden adlandırıp tanımlayarak daha geniş bir “birleşik zemin”in, “birleşik mücadele”nin başlıca öznelerinden biri kılması mümkün.

III. Bağlam: Seçim süreci / gündemi

1) Seçimler hakkında, üstelik Türkiye’deki mevcut durumda, ne düşünürsek düşünelim, 2018’de seçim sürecine, eski deyişle sath-ı mailine girileceği ortada. Bu süreç sandığa varır mı? Varır veya varmaz, aslolan sürecin kendisi.

İçinde bulunduğumuz duruma son verecek gerçek bir hareketin vücut bulacağı yer verili koşulların öncüllerinden başka bir yerde değil. Tarihi insanların yaptığı, ama kendi seçtikleri koşullarda değil, verili koşullarda yaptığı da herkesin malûmu.

Ekonomik göstergelerin ve iktidara desteğin 7 Haziran seviyesinde, hatta gerisinde olduğunu söyleyen anketler, erken/baskın seçim ihtimaline sinyal verdiği biliniyor. Erken veya zamanında, her halükârda iktidarın kendisine en uygun tarihte ve zeminde olacak şekilde seçime gitmeye hazırlandığı ortada:

KHK 696… Yeni YSK yasasının 2017’nin son günlerinde TBMM’den apar topar geçirilmesi… Muhalefetin yoğun tepkisi üzerine, sandık başkanlığına ve sandık müşahitliğine ilişkin düzenlemenin YSK yasasından çıkarılıp 15 Ocak’ta TBMM Genel Kurulu’na getirilecek olan torba yasaya aktarılması… Belediye başkanlarına yapılan ve sürdürüleceği görünen operasyonlar, kamu maliyesinin kısıtlarının kaldırılıp muslukların sonuna kadar açılması…

Bu koşullarda “bekleyelim, görelim” denebilir mi? İktidarın ilan edeceği seçim tarihine göre ve onu ilan edene dek döşediği zeminde mi şu veya bu yönde hareket etmeyi kararlaştıracağız?

Yerel seçimlerin ötelenmesi, hatta belki de hiç yapılmaması bile (cumhurbaşkanı “belediye başkanlarının atamayla göreve gelmesi daha doğru” diyebildiğine göre)2 ihtimal dışı sayılmaz. Ama bu da “seçim süreci”ne dahil bir durum değil mi? Bu durum için de hazırlıklı olmak gerekmiyor mu?

2) Kadıköy Demokrasi Meclisi imzasıyla, “Hayır Meclisleri’nde faaliyet yürütmüş tüm arkadaşlara” 2 Aralık toplantısı için yapılan “Hayır bitmedi, mücadeleye devam” başlıklı çağrı şu cümleyle başlıyordu: “Tek adam rejimine karşı demokratik rejim hedefiyle, 2019’da yapılması beklenen seçimlerin önemli bir olanak sunduğu bu süreçte, ‘Hayır Bloku’nu genişletecek bir mücadele programı ve seçim programı tartışmasını önümüze koymalıyız.”

Anahtar kavramlar: Önemli olanak, süreç, Hayır Bloku, mücadele programı, seçim programı. Bu beş kavramı birlikte düşünmek ne denli önemliyse, eşitler arasındaki birinciliği “süreç”e vermek de o denli önemli. Zira, bu kavramları çerçevelendirirken boşluklar, esneme payları, anlaşmazlık noktalarına, kopmalara götürmeyecek parantezler koymak gerekiyor. Başlangıç noktasında sürecin bütününü köşelendirerek kurgulamak gerçekçi olmadığı gibi, daha yola çıkarken tökezleme, hatta yüzüstü kapaklanma riskini taşıyor.

Adı üstünde: süreç. John Lennon’ın şarkı sözlerindeki “hayat” yerine onu koyarak söylersek, “süreç, sen başka birtakım şeyler planlarken olan şeydir”. Ya da ünlü deyişle, Goethe’nin daha şiirsel söylediği, ama siyasal literatüre yerleştiği şekliyle, “teori gridir, hayat ağacı ise yeşil”.

3) 2 Aralık’taki toplantıda ortaya çıkan eğilim ve onun doğrultusunda alınan karar özetle şuydu: Seçim sürecini önemli bir olanak olarak görüp değerlendirmek üzere, “seçim süreci perspektifi” ile çalışmaya başlamak.

IV. Seçim süreci perspektifi

1) Gerek 2 Aralık’taki toplantıda, gerekse sonrasında çeşitli ortamlarda ve mecralarda yürütülen tartışmalardan, “seçim süreci perspektifi”nin lehinde ve aleyhinde öne sürülen görüşlerden hareketle, söz konusu perspektifin anahatları şöyle çizilebilir:

a) “Her an seçim olacak gibi, hiç seçim olmayacak gibi” şiarıyla harekete geçilmesi. Bu sürecin, kavramın sözlük anlamıyla, “süreç” olarak görülmesi. “Sandığa gitme ânı”na değil, o âna gelene kadar toplumsal muhalefetin dinamiklerini geliştirmeye ve açığa çıkarmaya odaklanan, o an geldiğinde (gelirse), sandığa gidip gitmeme tercihini şimdikiyle kıyaslanmayacak bir güçle yapmayı hedefleyen çift şeritli bir mücadele perspektifi.

b) Tırmanan ve kurumsallaşan faşizme karşı, seçim sürecinin olanaklarından –toplantı, gösteri, yürüyüş, propaganda, kampanya vb.– yararlanarak geniş çaplı bir direniş hattı, bir “birleşik mücadele” zemini kurmayı hedefleyen bir taban inisiyatifinin Hayır Meclisleri tecrübesinin ve benzeri tecrübelerin içinden oluşturulması.

c) Bu taban inisiyatifinin adı ve içeriği yeniden tanımlanan Meclisler zemininde vücut bulacak bir taban hareketine, geniş çaplı bir direniş hattına önayak olması, bu hattı seçim gündemi içinden, seçim gündemi –ve ona içkin temel haklar– alanında kurması.

d) Bu taban inisiyatifinin yerel seçimler bağlamında, en geniş ve en somut ortak paydayı oluşturabilecek mücadele başlıklarına odaklanması. Bu başlıkları seçim süreci gündemi önümüze koyuyor zaten:

Seçim güvenliği –YSK yasası ve torba yasaya aktarılan sandık başkanı ve sandık müşahitlerine ilişkin düzenleme… OHAL ve KHK’ler… Seçilmiş belediye başkanlarının azledilmesi, kayyım atamaları… Kent ve doğa kıyımı… Yolsuzluk ve rant rejiminin yaptığı ekonomik tahribat, yarattığı yoksulluk, yoksunluk…

Başa dönerek özetlersek: “Her an seçim olacak gibi, hiç seçim olmayacak gibi” ve CHP Parti Meclisi üyesi Zeki Kılıçaslan’ın, Express’in aralık sayısındaki söyleşisinde dediği gibi, “önemli olan sürecin kendisi”.

2) Seçim süreci perspektifini hayata geçirmek üzere, 2 Aralık toplantısı için yapılan çağrının ikinci cümlesindeki ifadeyle, “Demokrasi Meclisleri’nin yerellerde hızlıca örgütlenmesi”.

V. Meclisler: Ad ve içerik

1) Hayır Meclisleri’nin “2018 süreci”nin ve yürütülecek mücadelenin gündemiyle, öncelikleriyle uyumlu olarak adlandırılması ve içeriklendirilmesi için çeşitli Hayır Meclisleri’nde öne çıkan iki ad görülüyor: Demokrasi Meclisleri ve Yurttaş Meclisleri. Yalın olarak, sadece semt adıyla birlikte Meclis denmesi de ortaklaşılan bir seçenek.

Ad kuşkusuz önemli –içeriği tarif etmek bakımından. Ama aslolan içerik elbette. Ad tartışmaktan ziyade içerik tartışmanın daha yerinde olacağı malûm. Zaten hangi adda ortaklaşılırsa ortaklaşılsın, kısaltılarak ve yalın haliyle kullanılması hayatın olağan akışı gereği, Meclis – Meclisler olarak anılacağı aşikâr.

2) Aslolan içeriktir diyorsak, Meclis kavramının içeriğinden başlamakta fayda var. “Birleşik mücadele”yi ve bu uğurda “Hayır Meclisleri’nin canlandırılması gerektiğini” vurgulayan HDK eşsözcüsü Onur Hamzaoğlu’nun, Gazeteduvar’daki şu sözleri, önümüzdeki meselenin iyi bir özeti: “Hayır Meclisleri’nin içeriğini kapsayacak bir karşılığı bulursak faşizme karşı mücadele için araçlarımızı sağlarız.”

3) Hayır Meclisleri’nin içeriğini ve işleyişini kapsayacak en özlü ve ortaklaşmaya en açık karşılık demokrasi ise, söz konusu meclisleri, şimdilik burada, Demokrasi Meclisleri olarak adlandırabiliriz. Bu, içeriğe ve iç işleyişe içkin, muhayyer bir adlandırma olarak işlev görebilir.

VI. “Demokrasi Meclisleri”

1) Birleşik mücadele için –gayet elverişli bir zemin olduğu referandum sürecinde tecrübe edilen– meclislerin fikren ve fiilen canlandırılması, yaygınlaştırılması, katılımın çoğalması, çoğullaşması yönünde hızlı ve sağlam adımlarla yol alınması acil gündem olarak önümüzde duruyor.

Tecrübe demişken… Onur Hamzaoğlu, andığımız söyleşisinden iki hafta sonra, bir başka söyleşide söyledikleriyle, alıntıladığımız sözleri gelişigüzel sarfetmediğini gösterdiği gibi, Hayır Meclisleri’nde faaliyet yürütmüş olanlara ve olmayanlara, kulağa küpe kabilinden bir değerlendirme yapıyor. Özetle:

“Hayır Meclisleri, gelecekte düşündüğümüz meclisler mozaiğinin önemli nüvelerinden biri, bir formatı olmuştur. Bu meclislerde emek ve işçi düşmanı olmayan halklar, kişiler bir araya gelmiştir. Ortak hedefleri halkların emeğini, özgürlüğünü bu ülkeye nakşedebilmektir. Hayır Meclisleri bugün hâlâ birçok kentimizde günlük olgular üzerinden varlığını sürdürmektedir. Nasıl ki Gezi isyanı Türkiye siyasi tarihinde bir ilktir, referandum sürecinde kazanmış olduğumuz Hayır Meclisleri deneyimi de (öyle) önemli bir deneyimdir. Muhalefet için gerçek bir zaferdir.”3

2) Meclislerin fikren ve madden canlandırılması doğrultusunda, Hayır Meclisleri’nde olduğu gibi, birey hukukunun temel alınması ve bununla birlikte siyasal aidiyetlerin bu hukuku perdelemeden, yok saymadan ifade bulması için meclis kavramının hakkını veren yol yordamlar geliştirilmesi; “Demokrasi Meclisleri”ni etkili, işlevli kılabilmek için karar alma süreçlerinin mümkün olan en geniş katılımla işlemesinin ilke edinilmesi ve karar alma kurallarının belirlenmesi; alınan kararların uygulanmasıyla görevli –dönüşümlülük temelinde– kurullar oluşturulması, bu kurulların üyelerinin seçiminin mümkün olan en geniş katılımla ve birey hukukuna dayalı usûllerle yapılması yönünde önerilerin tartışılması ve karara bağlanması, söz konusu acil gündemin öncelikli başlıkları.

VII. Takvim

Önümüzde bir hayli sıkışık bir takvim var. Bu takvime ayak uyduracak, dahası bir adım öne geçip gündem oluşturmayı gözeten bir sıralama yapmak acil mecburiyet olarak önümüzde duruyor. İlk sıraya, eşyanın tabiatı gereği, geniş katılımlı kent ve semt forumlarını / toplantılarını koymak gerekiyor. Ve o buluşmalardan hareketle, takvimin ve gündemin önümüze koyduğu başlıkların periyodik etkinliklere / kampanyalara dönüştürülmesi hedefiyle “başlama vuruşu”.

Bu bahiste kritik bir tarih öne çıkıyor. Sandık başkanı ve sandık müşahitlerine ilişkin düzenlemeleri içeren torba yasanın TBMM Genel Kurulu’na getirileceği ve OHAL’in altıncı defa uzatılacağı 15 Ocak haftası.

Bu kritik dönemeç öncesindeki hafta, sahaya çıkmanın tam zamanı olarak kendisini ortaya koyuyor. Ne söyleyeceğimizi de söylüyor:

– Bu YSK yasasıyla, bu OHAL’le, bu KHK rejimiyle seçime gidilemez!

– YSK yasasının iptali, OHAL’in kaldırılması, tutuklu milletvekillerinin, belediye başkanlarının, sivil toplum sözcülerinin, hak savunucularının, gazetecilerin serbest bırakılması, düzmece davalara ve basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılara son verilmesi, seçimlerin ön şartıdır. Bunlar yerine getirilmeden seçimlere gidilemez!

– Toplantı, gösteri, yürüyüş, propaganda serbestliği olmadan seçim olamaz!

– Bu şartlarda seçime gidilmesi toplumun iradesinin gaspıdır! Bu şartlarda sandıktan çıkacak sonuç gayrımeşrudur!

– Seçimler haktır, anayasal şarttır, ama ön şart “adil ve serbest” olmasıdır. Seçme ve seçilme hakkına tecavüz edilemez. Seçmen iradesi gaspedilemez!

Bunlar seçim süreci boyunca bizleri buluşturacak, ortaklaştıracak başlıklar. Ama buluştuğumuz yer sadece onlar değil, berisi ve ötesi.

VIII. Buluştuğumuz yer

Meclislerin “her an seçim olacak gibi, hiç seçim olmayacak gibi” şiarıyla ve “seçim süreci perspektifi”yle yapacakları taban hareketi çalışması, seçim yapılsa da yapılmasa da, sürecin nihai evresinde seçimler boykot edilse de edilmese de, bizleri büyüyen ve güçlenen bir birleşik mücadele – birleşik zemin temelinde, geniş açılı bir “demokrasi cephesi”nde buluşmaya götürebilir.

Mümkün mü? Mümkün. Çünkü 2103’ten beri, nesnel olarak, bütün mümkünlerin kıyısındayız. Ve 2018 itibarıyla, dolaşımdaki dört dörtlük bir belgeselin4 adıyla söylersek, Uçurumun Kenarındaki Türkiye’deyiz. Faşizmin karanlığına yuvarlanmamak için, yuvarlansak da derhal ayağa kalkıp mücadeleye devam etmek için, buluşacağımız yerin geniş tabanlı, geniş açılı bir direniş hattı, bir “demokrasi cephesi” olması mümkün.

Bu “mümkün”ün taşlarını döşemek için buluşabileceğimiz başlıca yerlerden biri, referandum sürecinde buluştuğumuz yer: Meclisler.

Meclisler vazgeçemeyeceğimiz bir fikir; vazgeçemeyeceğimiz, hem tarihsel hem güncel olarak, tecrübeyle sabit. Ama, 2017 sonu itibarıyla, maddesi güçten kuvvetten düşmüş bir fikir. O maddeyi canlandırıp büyütmek için buluşacağımız yer yine Meclisler. Ve Express’in Kasım 2016 kapağındaki şu söz: “İşte bunu bir güzel düşünelim: Birbirimizden vazgeçemeyiz.”

Bütün bunları bir güzel düşünelim. Yönümüzü, yolumuzu, yürüyüşümüzü tartışalım, tartalım, bir yol haritasında ortaklaşalım, buluşalım, vakit kaybetmeden yola koyulalım.

Yol demişken… Yol boyunca buluşacağımız yer: Yoldaşlık-omuzdaşlık hukuku. Ve başlangıç noktasında buluştuğumuz yer: Etik mecburiyet. Dördü bir arada, eşzamanlı: Mesullenmek, meclislenmek, geçit vermemek, geleceğe yürümek.

Arşın da orada, gül de…

Yücel Göktürk

Desenler: Juan Genovés

Express, sayı 159, Ocak 2018

 

NOTLAR

*     “Biz”in tanımı ve bu yazıyı öncelleyen kavramsal çerçeve için bkz. http://birdirbir.org/secim-gundemi-ve-taban-hareketi-inisiyatifi-biz-ve-13-soru/

1 5 Haziran 2015’te beş kişinin ölümüne 400’ü aşkın kişinin yaralanmasına neden olan bombalı saldırıdan Mayıs 2017’ye dek 1553 yurttaş can verdi. Sur, Cizre ve Nusaybin’deki can kayıplarını bu sayıya dahil değil. Ayrıntılı bir döküm için bkz.“Biz”liğin Aynasından Yansıyanlar, İstanbul, Bilgi Üniversitesi Yayınları, Aralık 2017.

2 Bu duyuma “iddia” olarak yer veren yazının cumhurbaşkanlığı tarafından tekzip edilmediğini ve söz konusu cümlenin devamında “2019’dan sonra gündeme gelecek” denmesinin “seçim yerine atama” ifadesinin önemini azaltmadığını, o ifadenin nasıl bir siyasal tutumla karşı karşıya olduğumuza ayna tutuğunu belirtmek gerekiyor. http://t24.com.tr/haber/erdogan-belediye-baskanlarinin-atamayla-goreve-gelmesi-daha-dogru-2019dan-sonra-gundeme-gelecek-dedi,486587

3 http://mezopotamyaajansi.com/tum-haberler/content/view/9609  

4 Ekümenopolis’le tanıdığımız İmre Azem’in yönetmenliğini üstlendiği film, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL’lere ve 16 Nisan referandumuna odaklanıyor; belgeselde Mücella Yapıcı, Deniz Özgür, Fatih Polat, Gül Köksal gibi isimler de yer alıyor.