Selahattin Demirtaş: Bu işte bir yalnızlık yok…

 

Beste, güfte, resim, öykü, makale… Selahattin Demirtaş cezaevinde hiç vakit öldürmüyor, aksine diriltiyor. Böylece kendisini de, sevenlerini de diri tutuyor. İçeriden dışarıya yansıyan görüntü bu, bu görüntünün ardında nasıl bir ruh hali, nasıl bir ufuk var? İçeriden dışarısı nasıl görünüyor, dışarıdan içeriye yansıyanlar nasıl bir karşılık buluyor? Bunları ve uzantılarını merak ettik, Express dergisinin eylül sayısı için Edirne Cezaevi’ne yirmi küsur soru gönderdik. Cevapları dikkatlerinize sunuyoruz: –Demirtaş’ın andığı filmin adına nazireyle– Bu işte bir yalnızlık yok, milyon kere haklılık var.

Cezaevinde yaptığınız at resmi sosyal medyada paylaşım rekorları kırdı. Size o resmi yaptıran esin neydi? Neden başka bir hayvan, bir varlık değil de at? At sizin için neleri temsil ediyor?

Selahattin Demirtaş: Cezaevinin resim atölyesindeki çok sayıda kartpostal arasından at resmini seçerek yapmıştım. Tabii ki bütün hayvanların ayrı bir güzelliği var. Ancak atın temsil ettiği asalet ve güç daha etkileyici geldi bana. Özellikle arayıp bulduğum bir resim değildi.

En son hangi filmi seyretmiştiniz? Anmak isteyeceğiniz yönetmenler, sizde iz bırakan filmler neler?

Dışarıda iken de uzun yıllardır sinemaya gitmeye imkân bulamıyordum. Daha çok da bilgisayardan ve televizyondan filmleri izleyebiliyordum. Sinemayı elbette çok severim. Ama sinema kültürüne çok da hakim değilim. Dün televizyonda Bu İşte Bir Yalnızlık Var filmini yanılmıyorsam beşinci kez izledim. Tanıdığım en önemli yönetmen Sırrı Süreyya Önder idi. Kendisi halen ünlü mü, bilmiyorum. Ancak yeni filmler bekliyorum kendisinden.

Cezaevinde yazdığınız Kara Gözlere Selam Olsun adlı öykünüz de epey yankılandı. Hatta Yılmaz Özdil, Kürt inşaat işçilerini anlatan bu öykünün tamamını Sözcü’deki köşesinde iktibas etti. HDP karşıtlarına bile “değen” o öykünün esin kaynağı neydi?

Edirne Cezaevi ile ilgili bir öykü yazmamı istedi arkadaşlar. Ben de Edirne Cezaevi’ne dışardan bakarak, gerçek yaşamla bağlarını kurarak yazmayı tercih ettim. Yoksulluk, haksızlık ve adaletsizlikle mücadele etmezsek kendi cezaevlerimizi kendi ellerimizle inşa etmek zorunda kalacağımızı anlatmaya çalıştım.

Sevdiğiniz, etkilendiğiniz öykücüler, romancılar kimler? En son hangi romanı, öyküyü okudunuz?

İçeride şu âna kadar 200’den fazla kitap okudum. Son zamanlarda çok iyi roman ve öykü kitapları yazılıyor. En son Ali Gür’ün Tavan Arası romanını okudum. Burhan Sönmez, José Saramago, Ahmet Ümit, Nermin Yıldırım, Petros Markaris’in kitaplarını severek okuyorum.

Şiir de yazıyorsunuz; cezaevinde yazdığınız Bulaşıcı Cesaret örgüt propagandası gerekçesiyle yasaklandı, ancak HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım tarafından meclis kürsüsünde okundu. O şiiri size yazdıran, sözünüzü şiir formunda söylemeyi tercih ettiren neydi?

Aslında ben şiir değil, şarkı sözleri yazdım. Yazdıklarımı içeride besteledim. Şiiri severim, ama şiir yazamam. Bulaşıcı Cesaret faşizme karşı direnişin şarkısı olsun diye yazıp bestelediğim güftedir. İçerde bağlama ile yaptığım besteleri dinleyicilerim beğeniyorlar. Dinleyicilerim dediğim, hücre arkadaşım Abdullah Zeydan’dır. Onun yalancısıyım. “Başkan valla çok güzel olmuş” diyor.

Şiir dendiğinde ilk aklınıza gelen şairler kimler?

Ece Ayhan, Can Yücel, Murathan Mungan, Nâzım Hikmet, Arjen Ari, Cegerxwîn, Özdemir Asaf ve Ahmed Arif ve daha niceleri.

Ezberinizde olan, kendi kendinize mırıldandığınız dizeler vardır herhalde. Bugünlerde en çok dilinize gelenler hangileri?

En geç ben anladım olup biteni

En geç ben, çevremde her şey çatırdarken

Görmek istemedikleriyle de birikir insan

Aydınlanmanın kararttığı bir çakımla

Geciken çözülürken

Murathan Mungan

“Hapishanede yapa yapa resim yapıyor, öykü, şiir yazıyor, önderlik yapamıyor” yolundaki eleştirilere ne diyorsunuz?

Bir şey demiyorum.

Hakkınızda açılan davaları bir avukat olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yirmi yıllık avukatım. Bugüne kadar hakkımda yaptığım konuşmalar nedeniyle 1.300’den fazla soruşturma açıldı. Bu soruşturmaların tamamı hukuk dışı ve siyasi amaçlı soruşturmalardır. Hepsinden de aklanacağımdan şüphem yoktur.

HDP’ye yönelik “hukuki” saldırıyla ne amaçlandığını ve bunun nereye varacağını düşünüyorsunuz?

İlk amaç referandumda HDP’yi baypas etmekti. Şimdiki hedef de önümüzdeki üç seçime doğru giderken HDP’yi zayıflatmaktır. AKP ve Erdoğan, mutlak iktidar ve başkanlık hedefleri önündeki en büyük engel olarak gördükleri HDP’yi sistematik olarak tasfiye etmek istiyorlar.

“FETÖ-PDY” üyesi ya da destekçisi olmakla suçlanarak on binlerce kişi cezaevine kondu. Cumhurbaşkanının, hükümet üyelerinin ve iktidar medyasının FETÖ-PDY-DHKPC-HDP-PKK’yi iç içe geçirerek, ısrarla ilişkilendirerek bir arada anmasına ne diyorsunuz?

Toplumu korkutarak, sanki gerçekte devletin bir beka sorunu varmış gibi göstermek adına tehdit alanını olabildiğince büyük ve canlı tutmaya çalışıyorlar. HDP’yi terör kavramı ile birlikte anmak ciddi bir manipülasyon ve algı operasyonudur. Türkiye’ye en büyük tehdidi oluşturan geçmişten bu yana AKP-FETÖ ortaklığıdır.

15 Temmuz davalarını izleyebiliyor musunuz? Duruşmalardaki ifadeler ve aradan geçen bir yıl zarfında ortaya çıkanlar, yazılıp çizilenler ışığında 15 Temmuz’da olan “şey”i nasıl tanımlıyor, nasıl yorumluyorsunuz?

15 Temmuz’da gerçek bir darbe girişimi olduğundan kuşku yok. Ancak bu darbe girişiminin önceden istihbaratının alındığı, darbeci gruplarla önceden pazarlıklar yapılarak darbeden vazgeçirildikleri, bu şekilde FETÖ’cü güruhun mal gibi ortada bırakılarak darbe teşebbüsüne girişimlerinin ve başarısız darbe girişimi nedeniyle tümden tasfiyelerinin planlandığı anlaşılıyor. FETÖ, AKP ile işbirliği içerisinde iken de Türkiye’de demokratik muhalefete büyük zararlar verdi. AKP ile yollarını ayırdıklarında da yine Türkiye ve demokratik muhalefete büyük zararlar verdi. Bunları besleyen büyüten de Erdoğan ve AKP’nin kendisidir. Bir gün FETÖ’cülerle birlikte olanlar ve besleyenler de yargıda hesap vereceklerdir.

CHP’nin Adalet Yürüyüşü’nün zamanlamasını ve çerçevesini nasıl yorumluyorsunuz? Bu yürüyüş nasıl bir siyasal iz bıraktı?

Toplum genelinde geç kalınmış bir hamle olarak eleştirilse de genel olarak adalet arayışı çerçevesinde, ekseriyetle destek gördüğü anlaşılıyor. Bu tür hamlelerin devamı gelmezse ya da çıta düşürülürse sırf toplumda birikmiş gazı alma misyonuna dönüşmüş olur. Önemli olan bundan sonra kesintisiz bir şekilde ne yapılacağıdır.

Adalet Yürüyüşü’nü HDP’nin Adalet ve Vicdan Nöbeti izledi. CHP’nin yürüyüşüne müdahale olmazken HDP’nin gerek Diyarbakır gerekse İstanbul’daki nöbetleri abluka altına alındı. Bu ablukayı nasıl yorumluyorsunuz?

HDP’ye ve önceki partilerimize siyasi tarihimiz boyunca hep ayrımcılık yapıldı. Kürtlerin öncülük yaptıkları bütün hamleleri terörize etmek resmi bir devlet politikasıdır. Aslında adalet diyerek yürüyen Kılıçdaroğlu’nun HDP nöbetini ziyaret ederek ablukanın kaldırılmasını istemesi lâzım. Adaletse, hepimiz için olmalı.

“HDP ve CHP birbirlerini eleştirmeyi erteleyebilirler” dediniz. Bunu söylemekteki muradınızı açar mısınız?

Referandumla birlikte oluşan “Hayır” cephesinin demokrasi blokuna dönüşebilmesi gerekiyor. Stratejik ittifaklar yapılmasa bile, taktik işbirlikleri için eksik yanlarımızın değil, ortak yanlarımızın ön plana çıkarılması gerekiyor.

Milli Eğitim Bakanlığı yönetiminin fiilen Bilal Erdoğan’a bağlı vakıflara devredilmesi, müfredatın dinselleşmesi –evrim teorisinin çıkarılması, “cihad”ın eklenmesi–, müftülere ve imamlara nikâh kıyma yetkisi verilmesinin TBMM gündemine getirilmesi gibi, laikliğin –mevcut halinin eleştirisi bir yana– lağvedilmesi yönündeki seferberliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP ideolojik bir yaklaşımla dinci bir devlet yapılanmasını gerçekleştirmek istiyor. Aslında buna İslami devlet demek çok da doğru bir tespit olmaz. AKP kendi dinini ve ucube kültürünü devlette hakim kılmaya çalışıyor. Bu çok tehlikeli bir yaklaşımdır. Buna karşı her yerde inanç özgürlüğüne ve laikliğe sahip çıkmak gerekir.

AKP MKYK üyesi Ayhan Oğan’ın “Yeni bir devlet kuruyoruz. Kurucusu da Tayyip Erdoğan’dır” açıklamasını ve AKP yöneticilerinin bunu tevil etmeye çalışmasını nasıl yorumluyorsunuz? Sözü edilen “yeni devlet” nasıl bir devlet, siz nasıl tanımlarsınız?

Tek adam yönetimine dayalı, otoriter, dinci, neoliberal; doğa, emek ve kadın düşmanı olan, hukukun üstünlüğünün ortadan kaldırıldığı, milliyetçi bir devleti kastediyor Ayhan Oğan. Söyledikleri herkesin bildiği milli bir sırrın açık yüreklilikle itirafından başka bir şey değil. Her biatçı AKP’linin gönlünde böyle bir devlet yatar. Bunu açıkça dillendirmekten ve suyu bulandırmaktan korkarlar sadece.

30 Temmuz tarihli Özgürlükçü Demokrasi gazetesinde yayınlanan Barışı Kurmak başlıklı yazınızda, “benim rolüm ve misyonum savaşı büyütmek değil, barışı kurmaktır” diyorsunuz. O yazı, size yapılan eleştirilere cevaben kaleme alındığını düşündürüyor. Öyle mi? Öyleyse, muhataplarınızın eleştirileri neler? Tarif ettiğiniz rol ve misyonun gerçekleşmesi için nasıl bir rotanın çizilmesi gerekiyor?

Özellikle havuz medyasının psikolojik harp çerçevesinde yaptırdığı sipariş haber ve yorumlarla benim devletle muhataplık açısından Abdullah Öcalan’ın yerine geçmek istediğim spekülasyonları yapılıyor. Maalesef Kürt hareketi içindeki bazı kesimler de her seferinde bu zokayı yutarak benim samimiyetimi sorgulamaya kalkıyorlar. İçerden ve dışardan yapılan eleştirilere verilen bir cevaptır. Barış inşa etmek, demokratik siyaset ile birlikte bütün toplumsal muhalefet kesimlerinin ortak görevidir. Bunun için de ciddi bir barış ve demokratikleşme programına ihtiyaç vardır. Geniş toplumsal kesimlerin desteğini de alabilecek kısa, orta ve uzun vadeli eylem planlarını da içeren makûl bir demokrasi ve barış için mücadele eylem planı hazırlanmalı, hayata geçirilmelidir.

Sarayın “masayı devirdik” beyanından beri iktidarın Kürt sorunu konusunda izlediği rotada bir değişiklik olması mümkün mü?

Bu parametrelerde imkânsız olduğunu söyleyebiliriz.

Irak Kürdistanı’nın önümüzdeki ay bağımsızlık referandumuna gitmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güney Kürdistan’ın kaderini, orada yaşayan halk kendisi belirler. Geriye kalan her kesimin de buna saygı duyması gerekir. Ancak biz arzu ederiz ki Kürdistan bölgesindeki kardeşlerimiz tam bir ulusal ittifak içinde ve parlamento kararı ile referanduma gidebilsinler. Her halükârda karar kendilerinindir. Sonuç ne çıkarsa çıksın biz onların yanında olacağız.

Kişisel olarak siyasi hayatınızın neresindesiniz?

Sonundayım diyebilmeyi ve bırakabilmeyi isterdim. Ama mücadele için yapacağım daha çok şey var. Siyasi hayatımın ortalarındayım gibime geliyor.

HDP şu an siyasi tarihinin neresinde? Eşbaşkanlarının, vekillerinin, binlerce deneyimli yöneticisinin hapsedildiği koşullarda, HDP’nin öncelikli hedefleri ne olmalı?

HDP sırf bir kadro hareketi değildir. Büyük bir halk hareketidir. Binlerle tutuklansak da HDP’yi tasfiye etmek imkânsızdır. HDP cezaevindeki yöneticilerine en üst düzeyde sahip çıkarken tek işi ve misyonu bu olamaz. Asıl görevi dışarıdaki mücadeleyi büyütmek, halktan ve sokaktan kopmamak, partiyi her an seçime hazır tutmaktır.

Söyleşi: Express, sayı 155, Eylül 2017

  • Selahattin Demirtaş’ın söyleşinin ardından duyurduğu öykü kitabı Seher, Dipnot Yayınları etiketiyle 16 Eylül’de raflarda yerini alacak.