Suriçi’nde müsadereye devam

 

Gün geçmiyor ki, İstanbul’un tarihî yarımadasından barınma hakkının ihlaline dair bir haber gelmesin. Şimdi de hedefte Eğrikapı mahallesi var. Kent Hareketleri durumu tespit etmek ve dayanışma için mahalleliyle buluştu, mücadele yöntemlerine dair fikir alışverişinde bulundu. Birdirbir.org, Eğrikapı toplantısından bildiriyor…

21 Mayıs günü İstanbul’un surdibi semtlerinden Eğrikapı’nın Kandilli Türbe Sokağı’ndan 15 kadar mahalleli Kent Hareketleri toplantısına geldiler. Ellerinde ödenmiş faturalar ve sarı kâğıtları ile dert yanıyorlardı. Dekont benzeri bu sarı kâğıt, Fatih Belediyesi Zabıta Müdürlüğü’nce hazırlanmış bir evraktı ve belediye bu evrakın “ecrimisil” olduğunu iddia ediyordu. Yani, mahalleliden evlerini kurdukları toprak parçası için “işgal bedeli” istemiş, ödemezlerse faiz bineceğini söylemişlerdi. Üstelik evlerinin yıkılacağı yönünde bir söylenti de dolaşıyor. Kent Hareketleri, hemen o haftanın cuma günü mahallede toplantı düzenleme kararı aldı.

Cuma akşamı saat 17:00 sularında, Edirnekapı’dan Eğrikapı’daki toplantıya doğru giderken, gözümüze surların dışına kurulmuş bir çadır ilişti. Çadırda çoluklu çocuklu bir Roman aile yaşıyordu. Belki de, surların içinden, mesela Sulukule’den “sürülmüş” bir aileydi. Eskinin yöntemlerine göre, bir kent yok edilmek isteniyorsa surları yıkılır, halkı dağıtılırdı. Bir kentte “istenmeyen” birileri varsa, surların dışına sürülürdü. Tarihî yarımadayı, yani İstanbul’u bir üçgen çizerek çeviren bu duvarlar, kentsel dönüşümle birlikte Sulukule’den, Ayvansaray’dan çıkartılmış pek çok aile için aynı işlevi yeniden kazanmıştı sanki.

Eğrikapı’ya vardığımızda ilk önce söz konusu gecekonduların bulunduğu Kandilli Türbe Sokağı’na gittik. Sokağın bir tarafı 19. yüzyılda yapılmış Panayia Suda Rum Ortodoks Kilisesi’nin duvarıyla sınırlanmış, diğer yanı ise surların biraz önüne yapılmış söz konusu gecekondularla. Bu esnada beklenmedik yağmur, bir evin bahçesinde yapılacak toplantıyı kahveye taşımamızı gerektirdi. Mahalleli komşularını toplayıp toplantının yapılacağı kahveye doğru gidiyordu. Kadınlar çoğunluktaydı ve normalde adım atmayacakları kahveye evleri için geldiler.

Kahvedeki toplantı, hukukî bilgilendirme ile başladı. Öncelikle evlerine gelen ve belediyece ecrimisil olduğu iddia edilen kâğıtların hiçbir geçerliliği olmadığı aktarıldı. Mahallenin “tapulu” sakinleri “benim evim yıkılmayacak ki” dediğinde, komşu mahalleri Sulukule ve Ayvansaray’daki tapulu yıkımlar hatırlatılarak bir gün sıranın kendilerine gelebileceği, asıl önemli meselenin “barınma hakkı” olduğu vurgulandı. Mahallelinin birlikte hareket etmesinin onları daha güçlü kılacağı başka mahallelerden örnek deneyimlerle anlatılmaya çalışıldı. Adını çok duydukları Sulukule bu açıdan pek de iyi bir örnek değildi. Zira orada mücadele verenler çoğunlukla mahalle dışından gelen insanlardı ve Sulukule’nin örgütsüzlüğünün sonucu ortadaydı. Tüm desteklere rağmen mahallelinin büyük bir kısmının direncinden yoksun kaldığından mücadele kaybedilmiş, mahalle yıkılmıştı.

Mahallenin kadınlarının bu konuda daha hassas olduğu açıkça görülüyordu. Aralarında Ayhan Hanım gibi  İBB önündeki havuza atlayarak bireysel eylemlerle bir yerlere varmaya çalışanlar da, çoktan eşyalarını toplamış yıkımı bekleyenler de var… Beklentilerdeki farklılık hemen farkedilir düzeyde. Öyle ki, kimi mahalleli en azından bir TOKİ konutuna razı, kimi sadece evini istiyor. Fakat şu an için en azından Kandilli Türbe Sokağı sakinleri birlikte hareket etmenin gücüne inanıyor. Bunun devamını getirmek hem mahallenin hem de Kent Hareketleri’nin gündeminde.

Mahalledeki söylentilere göre, sur çevresinde bir koruma alanı yaratmak bahanesiyle türetilmiş bir “yeşil alan” fikri bugün Eğrikapı’daki gecekonduları yıkım tehlikesine sürüklüyor olabilir. Bu bahane ilk anda koruma ilkeleri açısından oldukça haklı gibi dursa da, çevresindeki gecekondularla sivilleşen bölgede gündelik hayatın bir parçası haline gelen bu eski askerî yapıların etrafının ıssızlaşmasına da sebep olacak. Bir kültür varlığı olarak surun bu şekilde korunması onu yalnızlaştıracak, Miniatürk’teki bir maketten farksız kılacak. Mesele surları görünür kılmak, onları korumaksa, bunu yıllardır surlarla birlikte yaşayan halkla yapmanın yollarını aramak daha kalıcı bir koruma modelini oluşturur. Kaldı ki, böyle bir amaçla yıkım yapılacaksa, yıkıma Sulukule’de yeni yapılan çakma Osmanlı konutlarından başlamak gerekir. Çünkü Sulukule’de yeni yapılan üç katlı lüks konutlar Eğrikapı-Kandilli Türbe Sokak’taki tek katlı gecekondulardan surlara çok daha yakın ve daha büyükler. Ama mahallenin bir yanının Sulukule, diğer yanının Ayvansaray olduğu düşünüldüğünde, işin sonunun yeşil alan değil, kentsel dönüşüme vardığı, bu son paragrafın da boşa yazıldığı açık.

Yiğit Ozar / Toplumun Şehircilik Hareketi İMECE