TEOG neydi, yeni sistem nasıl olabilir?

 

Eğitimde TEOG (temel eğitimden ortaöğretime geçiş) yerine gelecek yeni sistem bugün açıklandı. Yeni sisteme göre, sekizinci sınıfa gelen öğrenciler yakın beş liseden birini tercih edecek, sınav isteğe tabi olacak. Kusurları hemen görülmeye ve sıralanmaya başlanan bu sistem, eğitim yılı müfredattaki evrim/cihat tartışmalarıyla başlamışken, cumhurbaşkanı bir televizyon canlı yayınında konuyu TEOG’a getirerek “Başbakanıma bir kere söylerim olur biter. Neler çekti, bu ülke, yetti artık” diyerek milyonlarca insanı, yüz binlerce çocuğun geleceğini etkileyen sınavın kaldırılacağını açıklamasıyla gündeme gelmişti. Üniversitelerin hali bir yana, Türkiye’de ilk ve orta öğretim, finans piyasası gibi, uzaktan bakanın içinden çıkamayacağı girift, belirsiz, riskli bir saha, her başlığı ayrı bir mücadele alanı haline geldi. TEOG’u ve genel eğitim manzarasını Express’in ekim sayısında, Eğitim-Sen Eğitim Sekreteri Özgür Bozdoğan, Veli-Der Başkanı İlknur Kaya Bahadır ve Bilimsel ve Laik Eğitim Hareketi’nden Cihan Uyanık’la konuşmuştuk…

TEOG’un kaldırılması, müfredattan sonra en büyük tartışma konusu oldu. Hayatlarını bu tür sınavlara göre düzenleyen aileler açısından bu ani karar ne anlama geliyor?

İlknur Kaya Bahadır: Sistemde bir değişiklik olacaksa okulların kapanmasına yakın ilan edilirdi, bu yıl hiçbir ilan yapılmadı. Her şey aynı şekilde devam edecek gibiydi. Her ne kadar dershaneler kaldırıldı desek de devam ediyor, veliler de sınava dair bütün hazırlıklarını yapmıştı. Aldığımız haberlere göre, bu açıklamadan birkaç gün önce, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) okullara sınav takvimi göndermiş, soru örnekleriyle birlikte… “Açık uçlu soru soracaklar mı, sormayacaklar mı? Açık uçlu sorulursa nasıl olacak?” Velilerin en büyük kaygısı buydu. Bir anda “sınavı kaldırıyoruz” deyince büyük bir şaşkınlık içinde kaldılar. Bir grup “çocuklarımız bu stresten kurtuldu” diye sevindi. Bir grup da “o kadar hazırlandık, çocuk o kadar şartlandı, özel ders aldıran, kursa gönderen var, ne olacak bu çocuklar” dedi. Sevinenler de yerine neyin konacağını bilememekten dolayı kaygılı. Genel talep, bir değişiklik yapılacaksa bile en azından bu yıl için yapılmasın, çünkü herkes buna göre konumlandı. Sınava girmezlerse çocukların nereye kaydolacağına dair bir belirsizlik var. Adrese dayalı sistem için veli şunu söylüyor: “Benim mahallemde imam hatipten başka okul yok, o okula mı vereceğim? Yan mahallede fen lisesi var, onlar neye göre çocuğunu oraya verecek?” Büyük bir kaos oluşmuş durumda. Bakanlık açıklama yapmadığı için endişe, öfke hâkim. Öfkeyi üstüne basarak söylüyorum. Çocuklarımızın geleceğiyle nasıl bu kadar rahat oynayabiliyorlar, akşamdan sabaha nasıl değişiyor diye ciddi bir öfke var. Okullar kapanmak üzereyken bu tartışmayı açmış olsalardı, yaz boyunca ciddi bir mücadele hattı gelişecekti. Okullar başladığı anda bunu yapınca herkes “çocuğumu ne yapacağım” kaygısına düştü, herkes kendine bir çözüm yolu bulmaya çalışıyor.

TEOG nasıl bir sınavdı?

Bahadır: Çocuklar sekizinci sınıfta, eski sisteme göre ortaokul üçte, birinci ve ikinci dönem olmak üzere altı dersten sınavlara giriyor: Türkçe, fen, sosyal bilgiler, matematik, İngilizce, din kültürü ve ahlak bilgisi.

Eski Anadolu lisesi sınavlarında din kültürü sorusu olur muydu?

Bahadır: Eskiden seçmeliydi. Şmdi, yasal olarak azınlık statüsünde değilseniz, kesinlikle din dersi sınavını cevaplamak zorundasınız.

Özgür Bozdoğan: Lozan’da azınlık statüsündeki okulların öğrencilerine bu hak verilmiş. Bir de, dilekçeyle okul idaresine başvurup Musevi, Hıristiyan kökenli olduğunuzu ifade ederseniz sınavdan muaf tutuluyorsunuz. Ama, Türkiye’nin bugünkü politik ikliminde böyle bir tercihte bulunulması pratikte pek söz konusu değil.

Bahadır: Sonradan din değiştirenler bunu rahat ifade edemiyor. Bu ailelerle yaptığımız görüşmeler var, çocuklarının deşifre olmasını istemiyorlar. Alevi ailelerin de şikâyetleriyle karşı karşıyayız, onların çocukları da dışlanmaktan imtina ediyor. Ergenlik çağındaki çocuklar acımasız olabiliyor.

Cihan Uyanık: Sınavların seçiciliği çok azaldı. Son TEOG’da 17 bin birinci vardı. İyi okulların çoğu 490’ın üzerinde puanla sıralandı. Makas daraldığı için de din kültürü ve ahlak bilgisi sorularının neredeyse tamamını yapmak zorundalar. Eskiden temel bilgilerle geçebiliyordun, şimdi o beş dersin yanında din de çalışman gerekiyor.

Böyle bir sınavdan bu kadar birincinin çıkması anormal değil mi?

Uyanık: Soruları kolaylaştırarak, sınav tekniğiyle oynayarak sınavların belirleyiciliğini azaltmaya çalışıyorlar. TEOG’da yapmaya çalıştıkları bir de başarılı gösterme ihtiyacı. İmam hatip ortaokullarının başarısızlığı, yine imam hatip liselerinin üniversiteye yerleşmedeki başarısızlığı ortadayken, TEOG’da 17 bin kişinin birinci olması o başarısızlığı perdeliyor.

Bozdoğan: Din kültürü ve ahlak bilgisi sorularının zorluk derecesi diğer beş derse göre neredeyse üç-dört kat fazla. Yoruma değil, bilmeye dayalı sorular olduğu için de öğrencinin o bilgiyi mutlaka edinmesi gerekiyor. TEOG sınavına din kültürü ve ahlak bilgisinin yerleştirilmesi, imam hatip ortaokullarına avantaj sağlamak için yapılmış bir planlamaydı. Ancak öyle bir sonuç çıktı ki ortaya, imam hatip ortaokullarından gelen öğrenciler din kültürü ve ahlak bilgisi sorularını ful yapamazken, normal okullardan, özellikle de özel okullardan gelen ortaokul öğrencileri neredeyse hepsini tam yapmış durumdalar. Bu durumun kendisi TEOG sisteminin sürdürülebilirliğini ortadan kaldırıyor. TEOG’la din kültürü ve ahlak bilgisi sorularını zorlaştırarak avantaj sağlayamıyorsanız, imam hatip ortaokullarının Anadolu liselerine ya da sınavla öğrenci alan kurumlara yerleşme oranları düşüyorsa, bu projenin çöktüğü anlamına gelir. Eğitim alanında yürütülen faaliyeti hegemonya mücadelesi olarak kavrarsak, bu, o hegemonyanın çökmesi anlamına geliyor. Bu çöküşün engellenmesi için TEOG’la ilgili bir tartışma gündeme geliyor. Yeni bir tartışma olmadığı için belki bu kadar rahat “kaldırıyoruz” dendi. Sınavsız geçiş, SBS’den TEOG’a geçilirken tartışılan bir konuydu. Rafa kaldırılan bir proje yeniden gündeme getiriliyor. Bu projenin temel mantığı imam hatip okullarını başat okul haline getirmek ve yeni bir Türkiye’nin tesis edilmesinin önünü açmaktı. İmam hatip okulları o anlamda simgesel öneme sahip. Bu sene sekizinci sınıflar ilk defa TEOG sınavına girecekti. Geçen sene imam hatip ortaokulunda çalışmış biri olarak benim gözlemim de aynı noktada: Başarılı olma oranları oldukça düşük olacaktır. Dolayısıyla, en tepeden direkt müdahale söz konusu.

İmam hatip zorlaması bütün orta eğitim sistemini etkileyecek kadar geniş kapsamlı mı düşünülüyor?

Bozdoğan: Bundan yirmi yıl, otuz yıl önce yapılmış bir projeyi, elinde devletin bütün olanaklarını barındıran ve tüm olanakları pervasızca kullanan bir iktidarın aynı şekilde gerçekleştirememesinin verdiği bir saldırganlık söz konusu. 1990’larda imam hatip liselerinden gelen gençler üniversiteye, hem de yüksek puanla yerleşiyorlardı. O dönem soru çalıyorlar mıydı, çalmıyorlar mıydı, bilemem ama, hukuk, siyasal gibi bölümlere yerleşiyorlardı. Artık farklı bölümlere değil, ilahiyat fakültelerine girebiliyorlar. Geçtiğimiz yıla baktığımızda, bu okullardan fizik bölümüne yerleşen öğrenci sayısı 7 bin, ilahiyat fakültelerine yerleşen öğrenci sayısı 25 bin…

Bahadır: İmam hatiplere öğrenci çekmek için çok çaba sarfettiler. Birçok ortaokulu imam hatip ortaokuluna çevirdiler. Son dönemde yapılan yeni okulların büyük çoğunluğu imam hatip lisesi. İnanılmaz görkemli okullar yaptılar. TOKİ’nin camiden sonra sosyal kullanıma dair en çok yaptığı bina imam hatip lisesi. Buna rağmen okullar boş duruyor. Muhafazakâr veliler dahi “ücretsiz alabildiğimiz tek şey din eğitimi” diyor, “biz zaten dinimizi biliyoruz, çocuklarımıza da dinimizi en iyi şekilde anlatıyoruz. Ama çocuklarımıza fen bilgisi dersini ancak okulda öğretebiliriz, parayla bu eğitimi alma şansımız yok”. Nitekim Diyanet her yere ücretsiz Kuran ve din eğitimi kursları açmış durumda. Bizim özellikle o öğrencilere sahip çıkmamız lâzım. Bakıyorsunuz, büyük çoğunluğu asgari ücretle geçinen ailelerin çocukları. Bizim bu okulların daha iyi olmasına çalışmamız gerekiyor. Bunun için gerçekten mücadele etti veliler, ama onları bu tercihe mahkûm bırakıyorlar, başka seçenek sunmuyorlar. Asgari ücretle çalışan bir velinin hem servis hem yemek parası vermesi hem de özel ders aldırması mümkün değil. Yüzde 5’lik kesim sınavlara girsin deniyor. O yüzde 5’lik kesim kim olacak? Ancak eğitime ve çocuğuna yatırım yapabilecek ailelerin çocukları o kategoriye girebilecek. Diğerleri, hakkını almak için mücadele etmemiz gereken veliler ve çocuklar olacak.

Bozdoğan: 2014-2015 öğretim yılında Türkiye genelinde imam hatip lisesi sayısı 1017. Bu sayı 2016-2017’de 1408’e çıkıyor. Neredeyse 400 okul yapılıyor. 1017 okulda 668 bin 381 öğrenci öğrenim görürken, 1408 okulda bu sayı 634 bin 406’ya düşüyor. Sürekli imam hatip lisesi açılıyor, okullar dönüşüyor, ama toplam okuyan öğrenci sayısı artmıyor. TEOG tartışması da bu rakamlardan bağımsız bir tartışma değil. Hükümet bu sayıyı artırmanın bir formülünü arıyor. İmam hatip ortaokuluna giden öğrenci sayısı ise artıyor. Veliler çocukların yaşı nedeniyle uzak okullara gönderemediği için öğrencinin bu okullara gönderilmesi kabullenilir hale geliyor, ama çocuk büyüyünce imam hatip lisesine devam etmiyor. O nedenle de TEOG’la ya da farklı bir sistemle bu meselenin önü açılıyor. 16 Eylül’de orta öğrenim kurumları yönetmeliği değişti. Önceki yönetmelikte fen, sosyal bilimler, güzel sanatlar liseleri, hazırlık sınıfı bulunan liseler için en fazla beş şube öğrenci alabilir deniyordu. Bunlara proje okullarını da eklediler. 652 sayılı KHK’nin 37. maddesinin 9. fıkrasına göre kurulmuş olan okulların kontenjan sayısı devlet otoritesi, kamu yönetimi kullanılarak azaltılıyor, o taraftan imam hatibe yönlendirme var. Bütün olanaklar, zemin buna doğru hazırlanıyor. Buna rağmen, çocuklar bu okullra yönelmiyor. Parça parça tartıştığımız her şeyi topladığımızda aynı noktaya geliyoruz: Politik hegemonya mücadelesinin aracı olarak eğitim. Proje okulları bunun en somutlandığı hadise.

Bahadır: Ailelerin imam hatiplere çocuklarını göndermek istememesi onları uzak yerlerdeki okullara zorluyor. Mesela Pendik’te imam hatip olmayan ortaokul kalmadı. Dolayısıyla, veliler Kartal’da kalan düz ortaokullara çocuklarını göndermek istiyor. Adres kriteri arandığı için veliler yaz başında adreslerini nakil ettiriyor, okula elektrik, su faturası götürüyorlar, en azından iki-üç aydır orada ikamet ettiklerini kanıtlamak için. Bunu yapamayanlardan çok yüksek ücretler talep ediliyor. Üç bin liradan sekiz bin liraya kadar giden okul ücretleri var. Bu okullarda da sınıflar çok yoğunlaşmış durumda. Örneğin, Derince’de açılan 1200 kişilik imam hatip lisesinde 45 kişi okurken, hemen yanındaki lisede sınıflarda 50’şer, 60’şar kişi okumak zorunda. Ortaokullar için de aynı şey geçerli.

Bozdoğan: TEOG sonrası yeni düzenleme akıl almaz bir yere doğru gidiyor. Kabul edilebilir bir durum değil. Yüzde 85’lik, 90’lık bir kesimin yoksulluğu ya da eğitimsizliği bir kader olarak taşıması anlamına geliyor bu. Coğrafyacılar çokça söylüyor ya, coğrafya kader midir? Gerçekten de öyle bir noktaya geldik. Doğduğu mahalle çocuğun alacağı eğitimle geleceğini belirleyen bir unsura dönüşüyor. Öte yandan, her öğrencinin kendi mahallesindeki en yakın okula gitmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin temel yaklaşımı. Fakat 1980 öncesindeki lise öğrenimine baktığımızda, düz liselerden öğrenciler üniversiteye yerleşebiliyordu. Hatta TÖS’ün (Türkiye Öğretmenler Sendikası) devrimci eğitim şuralarında, deneme liseleri açılırken “bu eğitimde fırsat eşitsizliği yaratır” diye muhalefet etmişiz. Bugün AKP’nin dayattığı şu: Bir hoşnutsuzluğu siyasete tahvil etmek. Evet, TEOG ve sınav sistemine herkes karşı, sınav olmasını savunabilecek kimse var mı? İlkesel düzeyde karşı olduğumuz bir durumun, tıpkı 2010 referandumunda olduğu gibi, iktidarın çıkarına uygun şekilde kullanılmasına müsaade edemeyiz. Eşitsizliği doğal kabul edemeyiz. Hükümetin söylediği gibi yüzde 5’lik kesim yüksek puanla öğrenci alan okullara sınavla girsin, kalan da mahalle mekteplerine gitsin düşüncesini ilkesel olarak reddetmek zorundayız. Bu, eşitsizliği doğal kabul edip bunun değişmez bir olgu olduğunu, bunun böyle devam edeceğini kabullendirebilecek bir yaklaşım. Uyanık: Tuncelili Mahir geçen yıl Robert Kolej’i kazandı. Tek bir sınava bağlı şu eşitsiz sistemde bile o çocukların ufacık bir yeri vardı. Onu da kaybetmiş oluyorlar. Adrese dayalı sistemin tek koşulu imam hatipleşme.

İmam Hatipler TEOG’da başarısızsa, başarılı olanlar kimler?

Bozdoğan: Yüksek puanla öğrenci alan Anadolu liselerine çocukların büyük bölümü özel okullardan geliyor. Atatürk Lisesi’nden ayrılmadan önce öğretmeni olduğum sınıf 34 kişiydi, 28’i özel okuldan gelmeydi. Veliler şöyle tercih ediyor: Ortaokul sona kadar özel okulda okutuyor, sınavda aldığı yüksek bir puanla başarılı bir liseye geçişini sağlıyor, çünkü o liselerin üniversiteye yerleştirme oranları çok yüksek. Genel olarak fen liselerinin başarı oranları düşmüş olabilir ama, merkezde bulunan fen liselerinin başarı oranı yüzde yüz hâlâ. Veliler de çocukları oraları düşünerek hazırlıyor. Öyle Anadolu liseleri var ki, fen liseleriyle aynı puanla öğrenci alıyor.

Bahadır: Bu yıl enteresan bir şey oldu: Proje okullardan ciddi sayıda öğretmen gönderildi. Yerlerine bakanlıktan direkt atamayla yeni öğretmenler geldi. Bazı okullarda, mesela öğretmen inancına aykırı diye biyoloji dersinde üremeyi anlatmıyor! Bir sürü buna benzer şikâyet oldu. fiunu farkettik: Kartal’da Burak Bora Anadolu Lisesi 490 puanla öğrenci aldı. Oraya çok talep olmuş. Gerekçe de şu: Bu sene proje okul olacaktı, öğretmenler imza topladı ve proje okul olmasını engellediler. Kadıköy Anadolu Lisesi’yle arasında üç puan kalmış. Eskiden bu fark çok daha fazlaydı.

Bozdoğan: Elimizdeki veriler şu an için çok sağlıklı değil. Birkaç yıl içerisinde, proje okulu olmadan önce öğrencilerin üniversiteye yerleşme oranlarıyla proje okulu olduktan sonraki durum bize nesnel bir veri verecek. Cumhuriyet öncesinden başlayarak Türkiye’nin bütün dönüşüm süreçlerine, tarihselliğine tanıklık etmiş, o süreçlerde aktif olarak rol almış kurumların tarihini yok ederek kendi tarihini yaratma çabası bu esasında. Kurumsal olarak dağıtılamadığı için deforme ediliyor.

Ortaokuldan liseye geçiş sınavla olmayacaksa, öğrencilerin seçiminde ne gibi bir kıstas kullanılabilir?

Bozdoğan: Okuldaki başarı puanı olabilir. Gerçekçi değil. Buna ek olarak, öteden beri MEB sosyal etkinliklere katılanlara fazladan puan verelim der. O puanlar şu âna kadar oluşmamış, önümüzdeki sekiz ay içinde oluşacak.

Bahadır: Bir de, bu sosyal etkinlikler neyi kapsıyor? Kızım basketbol oynuyordu. Çok büyük bir çabayla kız basketbol takımı kurdurdu. Okul yönetimi kız takımını onaylamıyordu. İlk kuruldukları yıl okula ilk kez kupa getirdiler. Bütün başarılı takımlar törenle alkışlatıldığı halde kız takımını alkışlatmadılar. Sosyal etkinlikle neyi kastediyorlar? Ölçü ne?

Bazı imam hatip okulları da proje okul kapsamına alındı. Eski imam hatip okullarıyla şimdikiler arasında fark var mı, oralarda neler oluyor?

Uyanık: Geçenlerde Bilal Erdoğan’ın açılışını yaptığı Nevşehir’deki okul örneği var. İsmi o kadar uzun ki: Recep Tayyip Erdoğan Fen ve Sosyal Bilimler Proje Anadolu İmam Hatip Lisesi. İmam hatiplerin bünyesinde fen ve sosyal bilimler lisesi açma gibi bir formüle de gitmeye çalışıyorlar. Bunların hepsi deneme-yanılma, ama o bünye onları kaldıramaz. Eğitim zaten toplam çöküş içerisinde. fiu anda müfredatta okutulan kitapların neredeyse tamamını inceledik. Öç almaya, eğitim alanını tamamen çürütmeye yönelik bir yöntem, dil söz konusu.

Bozdoğan: Önceden Talim Terbiye Kurulu’nda ders araçları ve kitapları inceleme birimi vardı. O birimin büyük bir bölümü Eğitim-Sen üyesiydi. AKP iktidara ilk geldiğinde ilk iş 1071 idareciyi görevden aldı, iki kuruldaki bütün üyeleri sürgün etti. Sonra mahkeme kararı ve mücadeleyle arkadaşlar 2006’da Talim Terbiye Kurulu’na geri döndüler. Bu sefer yönetmeliği değiştirerek o bölümü tamamen kapattılar. Arada pek çok sistem değişti ve şu anki duruma gelindi. fiu anda TÜBİTAK üzerinden panel sistemiyle kitaplar inceleniyor. Panel sistemi de şu: Biz Türkiye’nin farklı farklı yerlerindeyiz, kitap yazarı bize kitabı PDF formatında veriyor, kitabı inceleyip görüşlerimizi yazıyoruz, Talim Terbiye’de kurul onay verirse o kitap beş yıllığına onay almış oluyor. Fakat bu sürecin bu teknik aşamalardan geçmediğinden eminiz. Büyük olasılıkla bu kitaplar hiç bakılmadan onaylanıyor.

Bir de yardımcı kitaplar, okumalar var…

Bozdoğan: Onlar zaten denetimsiz. Talim Terbiye Kurulu kapatılması gereken bir kurum. Yukarıdan, elinde sopayla şekil veren bir kurumu biz doğru bulmuyoruz. Ancak, varolan bu kötü kurumun denetim mekanizmasını bile ortadan kaldırdığınızda, bütün kitaplar hiçbir denetimden geçmeden çocuklara ulaşıyor. İmam hatip meselesine dönersek, imam hatip okullarının tamamı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak açılıyor. Anadolu fen ve sosyal bilimler imam hatip lisesi diye bir tür ortaya çıktı. Bu okul türü de Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’ne değil, yine Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı. Aynı bina içerisinde aynı kadroyla fen lisesi programı da uyguluyor, sosyal bilimler lisesi programı da. İlk uygulamasını geçen sene yaptı, Cemaat’in el konulan okullarında. Denemenin yapıldığı okulda veliler kazan kaldırdı. Yüksek puan almış öğrenciler fen ve sosyal bilimler eğitimi uygulanacağı düşüncesiyle gitmişti o okula. Ama karşılarına klasik bir imam hatip lisesi eğitimi çıkınca, büyük bir kaos çıktı ortaya. Tartışma iki boyutta devam etti. Bir, aynı bina içerisinde çok programlı lise gibi üç ayrı eğitim programı uygulanabilir mi? Fiziken çok mümkün değil. Okul bir eğitim kurumu olarak sadece öğretim programlarından, öğretmen ve öğrencilerden oluşmuyor. Orada bir sosyal iklim, bir gündelik hayat var. O gündelik hayatın çocukta yarattığı bir sosyalleşme, gelecek yaşantıya hazırlanma boyutu var. Bütün bunları beraber düşündüğünüzde müthiş bir çatışma çıkıyor ortaya. Bakanlık durmadı, okulların çeşitliliğini daha da artırdı. İki yıl hazırlık sınıfı olan, İspanyolca, İngilizce, İtalyanca hazırlık sınıfı olan imam hatip liseleri var. Bu okulları cazip hale getirmeye çalışıyorlar. Önceden üst başlık liseydi. Altında da Anadolu lisesi, fen lisesi vardı, sosyal bilimler, meslek, sağlık lisesi vardı. Şmdi imam hatip lisesi üstbaşlık oldu. Altında imam hatip fen lisesi, imam hatip sosyal bilimler lisesi… İmam hatip bir eğitim kurumunun çok ötesine geçmiş bir muhteviyata sahip. İmam hatibi tercih etmek AKP iktidarına evet demek ve destek olmak olarak okunuyor iktidar tarafından.

Bahadır: İmam hatibe gönderilecek çocuklar için iş garantisi de verildi. Basında da yer aldı, imam hatip lisesinden mezun olmuş çocuklara kadrosu olmayan camilerde vekil imamlık görevi verdiler. Çocuklar İş ve İşçi Bulma Kurumu üzerinden görevlendirilmişler, imam olduklarını zannediyorlar, “gidin cemaate önderlik edin” demişler. Sonra ortaya çıktı ki, kadroları camiyi temizlemek üzere görevlendirilmiş temizlik elemanı olarak yapılmış. Bir dönem, Cemaat kamuda çok etkin olduğu için ailelerde “bir şekilde onlarla irtibatlanalım” yaklaşımı vardı. Dershanesine giderse iş bulabilir, yurtdışında iyi olanakları var, yurtdışına gidebilir gibi beklentiler vardı. Hiç ummayacağınız aileler çocuklarını cemaatin okullarına, dershanelerine gönderiyordu. 15 Temmuz’la birlikte birdenbire bunlar terörist ilan edilince insanlarda şu izlenim oluştu: “AKP imam hatip, imam hatip diyor ama, AKP giderse çocuklarımız ne olacak?” Velilerin önemli bir kısmında, “düz okullara gitsin çocuk, imam hatiplere filan da bulaşmayalım, bir yere angaje görünmeyelim” görüşü alttan alta kendini gösteriyor.

Bu siyasal ajanda, sistem tartışmalarının ötesinde, eğitime mikro ölçekte nasıl yansıyor? Müfredattan evrimin çıkarılması ve cihadın yerleştirilmesi çokça tartışıldı, peki mesela seçmeli derslerde durum nasıl?

Bozdoğan: Orada da bir hegemonya süreci işliyor. Seçmeli dersler ikinci dönemin ilk haftasında seçilir, iktidar açısından bir seferberlik haftasıdır. Türkiye’nin her yerinde, pankartlarla, afişlerle öğrencileri iktidarın istediği derslere yöneltmeye çalışırlar.

Kaç tane seçmeli ders var, bunlar her okulda aynı mı, isteyen istediğini seçiyor mu?

Bozdoğan: Yirmi derslik bir havuz olarak düşünün, orada da yönetim eliyle şöyle bir manevra yapmışlar: Ders adının yanında parantez içindeki rakamlar bir dersin dört yıllık lise hayatında kaç defa seçilebileceğini gösterir. Örneğin İngiliz dili ve edebiyatı dört yıl boyunca bir kere seçilebilir, ama temel dini bilgilerin yanında dört yazar. Derslerin toplamı açısından bakıldığında, isteseniz de, istemeseniz de 144 krediyi tamamlamak için o derslerden birini veya birkaçını seçmek durumunda kalacaksınız. “Zorunlu seçmeli” dediğimiz şey bu. Osmanlıca, eğitim şurasında gündeme gelmeden önce de seçmeli dersti, ama kimse seçmezdi. Ama ne zaman şurada gündeme geldi ve bir siyasetin aracı oldu, vakıflar Osmanlıca dersini vermek için MEB’le protokol imzalamaya başladı. Olayın ticari bir boyutu da var tabii. Dinselleşme, piyasalaşmayla beraber devam ediyor.

Bahadır: Bu yeni başlayan bir şey değil tabii, mevcut hizmetlerin ticarileştirilmesi anlayışı zaten var. Ama dinselleştirmenin bu liberalizasyondan ayrı düşünülmemesi gerek. İktidar ilk defa bu iki aracı bu kadar net bir arada kullanabilecek bir ortam buldu. Tamamen kendi ideolojisine göre insan yetiştirme projesi.

Bozdoğan: En eski protokolü 2014’te Hizmet Vakfı’yla yaptılar. Arkasından 2015’te TÜRGEV ve Ensar (2017’de yenilemişler), Hayrat Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, TÜGVA, Anadolu Gençlik Derneği… 2014’te başlayan süreçte yoğunlaşma dikkat çekici, ki FETÖ koalisyonunun çöktüğü tarihtir bu. Süleymancılar ve Nakşiler iki ayrı koldan devam ediyor. Süleymancıların Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Dernekleri var. İskenderpaşa cemaati Hakyol Vakfı üzerinden devam ediyor. İsmailağa cemaatinin yatılı Kuran kursları, tekamül medresesi, ihtisas medresesi var. Menzil, 2015’te en büyük medreseyi açmış. O kadar çoklar ki. Erenköy cemaati ilginç: Genellikle Nakşilerin ticari unsurlarını bünyesinde barındırıyor, Muradiye diye güçlü bir vakıfları var.

Bahadır: Muradiye Vakfı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’yla bir protokol imzaladı. Devletin koruması altındaki, yani eski Sosyal Hizmetler veya Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesindeki çocukların bütün bakım işlerini ve Sevgi Evlerini işletecekler. Okula giden kendi çocuklarımızı düşünüyoruz ama, koruma altındaki çocukları da unutmamak gerekiyor. Kabataş Erkek Lisesi’nin müdür yardımcısı Anadolu Gençlik Derneği’nin toplantısında çok net şekilde asıl amacı söylemişti: “Çocuklara değerler eğitimi dersi vermek yetmez, okuldan çıktıktan sonra da derneğimize gelmeliler.” Çocukların bütün zamanlarını, okul dışındaki zamanlarını da burada geçirmeleri için yapılmış bir protokol bu. Kaçabilecekleri hiçbir yer bırakmadan kendi tekellerinde bir nesil yetiştirmek istiyorlar. Bir de, bu kadar din eğitimine rağmen gençler arasında ateizmin ve deizmin yaygınlaştığını söylüyorlar. Sandıkları kadar başarılı da olamıyorlar galiba. Aileler, öğrenciler ve öğretmenlerle yapılmış bir araştırmada, bakanlığın araştırmasıydı sanıyorum, kız çocuklarının çok umutsuz, erkek çocuklarının çok öfkeli olduğu görülmüştü. Bu umutsuzluk ve öfke imam hatip liselerinde belki çok daha yoğun yaşanıyor. Öğrenciler arasında çatışmaların, çeteleşmelerin çok yaygın olduğu söyleniyor.

Bozdoğan: İmam hatip okulları bu sorunlarla beraber devam ettiği sürece, bırakın akademik başarı beklemeyi, çocukların bireysel, psikolojik, fiziksel gelişimleri olumsuz etkileniyor. Çocukların büyük bir bölümü zaten tarikatların, cemaatlerin yurtlarında kalıyor. Gidip mahallenin ortasına kuruyorlar bu okulları, bağımsız ortaokulları ise gidip en uzak yere kuruyorlar. Bir imam hatip okulu şurada duruyorsa, çevresinde şöyle binalar oluşuyor, her biri bir cemaatin denetimsiz yurdu oluyor. O yaş grubu o yurtlarda kalamaz kanunen, fakat kalıyorlar, sabah beşte namaza kalkmaya zorlanıyorlar, yedi buçuk – sekizde okul açılana kadar Kuran kursu ve dini dersler görüyor. Çocuğun bütün bunları fiziken kaldırması mümkün değil. Birinci derse gelen çocukların yarısı uyuyor zaten. Bir de düşünün ki 11-12 yaşında çocukları kız ve erkek olarak ayırıyorsunuz. Öğretmenler odasında en çok konuştuğumuz konu bu ayrışmanın çocukların davranışlarında yarattığı sıkıntıydı. İmam hatip ortaokulları, sıklıkla tartışılmayan, kamuoyunun gündemine hiç gelmeyen, ama en büyük sorun alanı olan bölüm… Kuşkusuz hâkim olan her iktidar öğretim programlarına, eğitim süreçlerine kendi rengini vermek ister. Fakat şu an acelesi olan ve 2019’u bir kırılma noktası olarak gören, bunu en az hasarla atlatmak isteyen, bu uğurda eğitimi araçsallaştıran bir iktidarla karşı karşıyayız. Laik ve bilimsel eğitimle ilgili mücadele bizim açımızdan sadece eğitim alanıyla sınırlı bir faaliyet değil, iktidar açısından da öyle. Türkiye’nin geleceğinin nasıl şekilleneceğiyle ilgili bir faaliyet bu ve eğitim alanında somutlanmış durumda. Eğitim, iktidarın yaratmak istediği yeni Türkiye’ye karşı bir direnç noktası. Eğitimi tartışırken aslında 2019, 2023 Türkiye’sini tartışıyoruz, kurucu bir tartışma bu.

Söyleşi: Merve Erol

Express, sayı 156, Ekim 2017