Patlama noktasına nasıl gelindi?

foto-montaj: 22haber.com
Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinin çıkışında olağanüstü saatler yaşanıyor. Hava-İş üyeleri havacılık sektörüne grev yasağı getiren ve cumhurbaşkanı tarafından jet hızıyla onaylanan yasa kalkana kadar sürecek bir bekleyişteler. Sabah beşten gece yarısına kadar süren nöbet, hemen her saat örgütlü ya da bireysel ziyaretlerle güçleniyor. Havalimanı binasının içinde başlayan sloganlar, yürüyen merdivenlerle eylemdeki işçilerin yanına taşınıyor. Sendika üyeleri, Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu’nun (ITF) desteğiyle iyice moral bulmuş. Sürekli yeni destek mesajları alıyorlar. İşçiler dış hatlar terminali önünde “uluslararası sermayenin çekim merkezi” olması planlanan İstanbul’un kapılarını tutmuş, bırakmıyorlar.
Dayanılmaz çalışma koşullarına ve sendikal hakların gaspına karşı isyan meydan okumaya dönüşmüş, mücadele yeni başlamış gibi görünüyor. “Uçuramazsınız” diyorlar, “birimiz çalışmazsak o uçakları uçuramazsınız”. Ana akım medyada yansıtıldığı gibi çalışmaya devam edenler ve işten atılanlar, yani “çekingenler” ve “cesurlar” arasında fikir ayrılığı ya da düşmanlık yok. Şimdilik, örgütlü gücü harekete geçirmek için sakin ve sabırla bekliyorlar. Yeri geldiğinde kullanacakları gücün ekonomik sistemi temellerinden sarsacağının ziyadesiyle farkındalar. Hava-İş, bu mücadelenin diğer sektörlerdeki sendikalar için de hayatî olduğunun, tarihî sorumluluğunun bilincinde. “İstanbul’u bölgesel bir merkez haline getirmeyi hedefleyen” şirketlerden birine ve sermayenin açgözlü kâr ortağı hükümete tarihî bir ders vermeye hazırlanıyorlar. Hava-İş sendikasını ve tüm sivil havacılık işçilerini desteklemek için öncelikle THY boykotunu yaygınlaştırmak gerekli. Ulaşım güvenliği, çalışma ve grev hakkı kavramlarını merkeze alan bir söylemle herkesin hayatını etkileyecek bu mücadeleyi yükseltilebilir.
İMECE, kenti ve yaşamı yaratanın sermaye değil, emek olduğu gerçeğini hatırlatan THY işçilerini ziyarete gitti. Türkiye Sivil Havacılık Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Simay Çeken’le birdirbir.org için konuştuklarımızı dikkatlerinize sunuyoruz.
Kısaca gelişmeleri anlatabilir misiniz? THY’de bu noktaya nasıl gelindi?
Simay Çeken: Süreç 23. dönem toplu sözleşmesinin bir buçuk yıl ötelenmesiyle başladı. İşverenin yetki itirazıyla mahkeme bir buçuk yıl devam etti. Sonunda kazandık. Bakanlıktan gelen yetki üzerine masaya oturduk. Masada ilk ortaya konan şey 3+3 ücret zammı oldu. Onun dışında hiçbir maddeyi görüştürmediler. Bizim derdimiz zaten parayla değil, çalışma koşullarıyla ilgiliydi. Özellikle kokpit, kabin, teknik ekip üzerinde çok ağır koşullar ve baskılar mevcut. O nedenle daha çok bu baskıları azaltıcı, daha kesin, daha somut sözleşme maddeleri vardı. Ama bunları tartışmaya bile açmadılar. Bir süre sonra sözleşme sürecini uzatma yönünde tavır takındılar. Biz de bu sürecin bitmesi gerektiğini düşündük. Daha sonra atanan arabulucuya itiraz ettiler ve “arabulucu ataması mahkeme tarafından yapılabilir” dediler. Halbuki yasa açıkça “arabulucu, bakanlık tarafından atanır” diyor. Bir kişi üzerinde anlaşırsınız ya da kura çekilir. Sıkıntı yaşanmasın diye THY tarafından gelen yetkili arkadaştan kura çekmesini istedik. Kurayla belirlenen isme de itiraz ettiler, dava açtılar ve yeni arabulucunun mahkeme tarafından atanmasını istediler. Mahkemenin buna gerek olmadığına karar vermesi için bir süre geçti. Bu da sözleşme sürecini daha da uzattı. Bu uzatmaların arkasında siyasî nedenler olduğunu görebiliyoruz, ama sürecin dışındaki insanlara, topluma anlatmak zor olabiliyor.
Sonra hazırlanan sendika yasasına yeni bir cümleyle eklendik. “Hava iş kolunda yüzde 40 grev yapılabilir, grevde yüzde 40 çalışma sağlanabilir” diyen bir madde kondu. İlk önce imza toplayarak ve kamuoyu oluşturarak buna itiraz ettik. Komisyonlarda bu cümleyi çıkarttırdık. Ancak ikinci saldırıda bu sefer tüm grev hakkımızın elimizden alınması noktasına geldik. Zaten tasarıyı sunan AKP’li sayın milletvekilimiz Metin Külünk de Meclis’te yaptığı konuşmasında bunun havayollarının bir talebi olduğunu ve THY’nin zararını karşılamak için greve engel olmaya çalıştığını açıkça beyan etti. Bunu üzerine söylenecek fazla söz yok aslında. THY, hükümet kanalıyla istediği her şeyi yapıyor, insanları köleleştirmeye çalışıyor. Zaten hükümet değiştiğinden beri ciddi baskı var uçucular üzerinde. Bu, uçuş emniyetini de ciddi sıkıntıya sokuyor. Uçucuların bir yasası yoktur. Mevzuat ve talimatlarla yönetilir ve bunlar çerçevesinde çalışırız. Uçucular iş yasasına da tâbi değildir. Fakat toplu iş sözleşmesindeki atıftan dolayı, yasal olarak hak sağlıyorlar. Dolayısıyla, işleri bu noktaya kendileri tırmandırdı. Bir şeyi sıkıştırırsanız, hacmini aştığı zaman patlar. İnsanları sıkıştırdılar, hacim kalmadı ve patladılar.
Çalışma koşullarınızın uçuş emniyetini tehlikeye attığını söylüyorsunuz. THY’de hangi koşullarda çalışılıyor?
Üzerimizde ciddi baskı var. Bir örnek vereyim: Rapor alıp ameliyat oldunuz. Ameliyat evraklarınız, kan testleriniz, reçeteleriniz, ilaçları kullanıp kullanmadığınız, hepsi didik didik kontrol ediliyor. Yetmedi, eve doktor, hemşire gönderiyorlar. Evde misin, değil misin, bakıyorlar. Telefon açılıyor, “size doktor gönderdik, gerçekten istirahat etmeniz gerekiyor mu diye bakacak” deniyor. Böyle bir düzen dünyada kalmadı. Ama Türkiye’de yeniden yerleştirilmeye çalışılıyor. İnsanlar yıllardır yaşadıklarının hıncını alıyorlar belki de. Bardağı doldurdular, son damla da grev hakkının yok edilmesi oldu. Artık kaybedecek bir şeyimiz yok demeye başladılar. Sonunda spontane gelişen bir hareket başladı. Arkadaşlar rapor almaktan korktukları için çalışıyorlardı, rapor almaya başladıkları zaman uçaklar yerde kaldı. Buradan da anlıyoruz ki, bu uçaklar büyük bir özveri sayesinde uçuyormuş. Personelin özveri göstermediği zaman uçaklar yerde kalıyormuş. Varolan başarının THY yönetiminin başarısı olmadığı da ortaya çıktı. Bir krizi yönetemediler. 200′e yakın uçak yerde kaldı. Bir örnek vereyim: Yedi gün rapor aldığı için arkadaşların iş akdini feshedip sonra mahkemeye gönderdiler. Kendi müdürleri “uçuşa gelinmediği için uçak yerde kaldı” şeklinde beyanlarda bulundu. Bu nedenle insanlar işe iade davalarını kaybettiler. Daha sonra arkadaşlar hastanelere başvurduğunda rapor alamadıklarını farkettiler ve sendikaya geldiler, “bize hastaneler rapor vermiyor” diye. Hastane iğne yapmayı kabul ediyor, ama istirahat vermiyor.
Kaç kişi işten atıldı?
Atılan arkadaşlarımızın sayısı şu an için 260. Ama tebliğ gönderilen arkadaşlarımızın sayısı 400’e yakın. Dolayısıyla aralarından 120-140 kadar insanı seçip direnme güçlerini ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. “Sizi affettik” demiyorlar, “sistemsel bir hata nedeniyle iş akdiniz feshedilmiştir” diye komik mesajlar aldı arkadaşlar. THY dünyaca ünlü bir şirket , sponsorlukları sayesinde ciddi bir marka oldu. Büyüklük açısından dünya dokuzuncusu, Avrupa birincisi. Fakat bu krizi yönetemedi ve bedelini çalışanlara ödetmeye çalışıyor. Bu insanlar her çalışan gibi hasta olduklarında istirahat etme haklarını kullandılar. Kaldı ki, taciz bununla da bitmedi. Yaptığımız basın açıklamasına katılan arkadaşlarımızı resimlerden tespit edip onların iş akitlerini de feshettiler. Yani sadece raporluları değil, sendikayla birlikte olan arkadaşları da attılar.
Üzerinde anlaşma sağlanamayan toplu iş sözleşmesinde neler vardı? Hangi hakları vermek istemiyor ya da geri almak istiyorlar?
Biz 22. dönemde toplu iş sözleşmesine ilave maddelerle, birtakım şeyleri sabitlemeye çalıştık. Dünyada havayolu şirketleri sabit programlarla çalışır, ama bizde her şey günlük değişir. Aylık program çıkarılır, ama ayın ikisinde program değişmeye başlar. Ayın birinde uçuşunuzu yaparsınız, geldiğinizde Ankara’ya gidecekken kendinizi Londra ya da New York seferinde bulabilirsiniz. Lufthansa gibi firmalar örnek gösteriliyorsa, sistemlerini de buna uydurmalılar. Lufthansa’da insanlar hangi gün uçmak istediklerini seçebiliyor. Burada insanlar hangi gün izin yapabileceklerini bile seçemiyor. Kaldı ki, çok özel bir durumda mazeret iznini kullanmak istiyor insanlar. Annesi hasta, yalnız bırakmak istemiyor mesela. Tespitini istiyorlar. Eşinden dayak yiyor, şiddete maruz kalıyor, telefonda ağlayarak arıyor, mazeret izni istiyor. Yine aynı şeyle karşılaşıyor, “bunu belgeleyin” deniyor. Yasal olan mazeret izinlerini bile kullanamıyorlar.
Yıllardır devam eden bu baskı artık tahammül sınırlarını aştı. Zaten bunun krize dönüşmemesi için toplumdan gelen uyarıları dikkate almaları gerekiyordu. Almadılar, çünkü tehditle yönetebildiklerini düşünüyorlardı. Patlama noktasını görmediler. Biz ise görebiliyorduk. Dolayısıyla bunun arkasının geleceğini de biliyoruz. Çünkü uçucu insanların çevresi genelde uçucudur. Siz rapor alamadığınızda bunu o akşam en azından on arkadaşınız öğrenir. Ve tepki hızla büyür. Saat üç itibariyle uçuşlar durmaya başlayınca bizler basın açıklaması yapma gereği duyduk. Çok büyük bir kitleyle, belki yıllardır uçucuların hiçbir yerde varolmadıkları kadar yoğun bir atmosferdi. Ben inanıyorum ki bugün burada bizimle olmayan arkadaşların yüreği de bizimle. Korkular elbette var. Çünkü 305 kişinin iş akdinin feshi gibi ciddi bir gözdağı verdiler. İnsanların hiç hazırlıklı olmadıkları bir anda karşılaştıkları bir tehdit.
Bu aşamadan sonra tavrınız ne olacak?
THY ikinci bir krize hazırlasın kendini. Çünkü bunun sonu yok. Bu krizi kendi çıkarlarına yontarak yönetmeye çalışıyorlar. Baskı rejimini daha da artırdılar. “Her istediğimiz yapılsın” noktasındalar. Bu ciddi bir tüketici hakkı engeli her şeyden önce. Uçuş emniyeti herkes için haktır. Bu hakkı korumak için halkın tepki vermesi gereken yer THY.
THY krizi yönettiğini düşündü. Öğleden sonra uçuşlar başladı. Bence o uçaklar nasıl kalktı, bunu sorgulamalı insanlar. Bize birtakım duyumlar geliyor ama tespit Sivil Havacılık tarafından yapılmalı. Sivil Havacılık neden denetlemesi gereken bir kurumu, THY’yi denetlemiyor? Böyle bir kriz nasıl yönetiliyor, uçaklar hangi koşullarda kalkıyor? Arkadaşlara söylenen şu: “Hiçbir kural yok, bizim Sivil Havacılık’tan onayımız var, her şeyi yapabiliriz.” Herşeyi göze aldık demek bu. Bir uçağın bırakın düşmesini, kırımı bile, pistten çıkması bile ciddi can kaybına yol açabiliyor. Bunlar gerçekten toplumu korkutan şeyler. Çok fazla telaffuz etmek istemediğimiz şeyler ama, belki de bu korkuya ihtiyaç var. Yarın olacak bir kazanın önüne geçebilmek için belki bunları telaffuz etmemiz gerekiyor. Bence sorgulanması gereken burada çalışanların yaptığı şeyin nedeni ve THY’nin o uçakları nasıl kaldırdığıdır. O uçaklardaki yolcuların da bize başvurmalarını istiyorum. Böylece bu konuda, gerekli mercilere resmî başvuru yapabiliriz. Bizim için onların şahitliği önemli. O uçaklarda çalışanların gerçekten kabin memuru olmadığı, uygun uçak tipinde sertifikaları olmadığı halde uçmaları gibi ciddi bir tehlike söz konusu.

