Vahşet Tiyatrosu’nun Reina sahnesi

 

İstanbul’da yılbaşı gecesi bir gece kulübünde düzenlenen saldırı 2016 yılının kapanışı oldu! 7 Haziran 2015 seçimlerinden bugüne 20’den fazla intihar saldırısı gerçekleşti ve 500’den fazla yurttaş yaşamını kaybetti. Suruç Katliamı ile başlayan şiddet momenti, dış politikadaki fiyasko, başkanlık projesindeki ısrar ve Suriye savaşındaki çelişkilerin ithal edilmesiyle yeni merhaleler kazandı.

31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece gerçekleştirilen, yılbaşında eğlenmeye giden 39 kişinin yaşamını yitirdiği katliam 2016 yılının nasıl geçtiğine ve 2017’nin akıbetine dair bir işaret niteliği taşımakta. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, içeri giren saldırgan kalabalığın üzerine yaylım ateşi açtı ve yere düşenlerin üzerine bile ateş edecek kadar nefret dolu ve organize hareket ediyordu.

Bu organizasyonel nefret,[1] IŞİD’in 2015 yılında Paris’te gerçekleştirdiği Petit Cambodge restoranı, Le Carillon barı ve Bataclan Tiyatrosu katliamlarının yapısına benziyor. Mekânları basan ve ablukaya alan cihatçılar makineli tüfeklerle kitlenin üzerine ateş açtı ve üç saldırıda da 100’den fazla insan yaşamını kaybetti.

IŞİD’in Batı’daki gündelik yaşamı terörize etmek için giriştiği bu katliamların nedeni açıktır. IŞİD, dinsel kodlarla birlikte şiddet ölçeğini genişlettikçe, vahşet katsayısını artırmaktadır. Cihatçı terörizm açısından eylemle birlikte neyin amaçlandığı, eylemin gerçekleştiği yerlerdeki masum hayatlara son vermekten daha önemlidir. Mürekkebi kan olan mektupların alıcısı IŞİD’in potansiyel hedefleridir. Başka bir yerde restoranda yemek yiyen, konserde eğlenen veyahut sokakta dolaşan insanların üzerine ateş açan, kamyon süren şiddetin mekânsal sabitinin olmadığı vurgulanmaktadır.

Nitekim, bu katliamlarda özgürleşen seyirci olmanın konforu, yerini kötürümleşen duygularla donanmış korku gösterisi izleyicisine bırakmaktadır. Bir bakıma Antonin Artaud’nun “vahşet tiyatrosu”nu betimlerken ifade ettiği vahşet bizleri kapsayacak kadar büyümüştür. Artaud “… gösterim düzeyinde, öyle birbirimizin gövdesini parçalayarak, testere ile organlarımızı biçerek ya da bazı Asur imparatorlarının yaptığı gibi ulakla kutularda insan kulağı, kıyılmış̧ insan burnu ya da boğazı göndererek, birbirimize karşı girişebileceğimiz bir vahşet söz konusu değil, bundan daha korkunç̧ ve zorunlu, nesnelerin ve olayların bize karşı girişebileceği bir vahşet söz konusu”[2] olduğunu söylediğinde sadece fizikî veya sadece kanla yıkanan değil, düşünceleri ve duyguları da kıyan bir vahşet ölçeğini anlatmaktadır.

Şiddetin hâkimiyeti

“Müslüman mahallesinde salyangoz satmayın” ile memleketin “yüzde 99’unun Müslüman” olduğu referanslarıyla siyasetin bina edildiği Türkiye’yi “tağut rejim” / “kafir” ilan eden IŞİD,[3] bu katliamlarla rüşt ispatlamaktadır. Ezidi, Şii, Hıristiyan, Müslümanlara yönelik katliamlar, IŞİD’in ilahi gereksinmelerden ziyade maddi gereksinmelerle hareket ettiğini kanıtlamaktadır. IŞİD, bir mirasa sahip çıktığını, varisliğinin mutlak olduğunu, cihatçılığın pragmatizmini resmetmektedir.

Terry Eagleton’ın düşündüğü yerden hareket edelim: “Tanrı’nın ölümü” olarak andığı, dinin kapladığı alanın mirasçısı olmaya en yatkın aday kültürdür. 21. yüzyılda bu alanın mutlak hâkimiyeti şiddet “kültürü” eşliğinde IŞİD’e geçmiş olabilir. Kutsal kitabı yorumlarken özüne sadık kaldıklarını dergilerinde ve propaganda materyallerinde dile getiren IŞİD’in, seferi savaş koşullarının belirlediği ortamda tüm teolojik makamları özel mülkiyetinde gördüğü açıktır.

Böylesi bir cüret için öncelikli faktör, ideolojide ve pratikte şiddetin ve vahşetin hâkimiyetidir. Kafeste insan yakma, kafa kesme, uçurumdan atma, çatıdan atma gibi vahşet ve işkence teknikleri eşliğinde örgütün seslenmesi hızlandırılır. “Kâfirleri öldüreceğiz” şiarıyla yola koyulan IŞİD, gözdağı vererek tehdit gördüklerinin varlığını ortadan kaldırır. Katliamları “yalnız kurt” kılavuzları veya infazları kısa metrajlı ölüm pornografisine dönüştürerek tabanına, müttefiklerine ve düşmanlarına mesaj iletir.

IŞİD katliamlar ve işkenceler üzerinden kötülüğün vücut bulmuş formudur, ama fazlasıdır da: Başka bir ülkeden, dinden, kültürden askerler tarafından işgal edilen kitlelere dönük propaganda belli bir toprak ölçeğini aşarak küreselleşmiştir. Önceleri “mahreme el süren” ve “kutsalın” değerini bilmeyen Irak’ı işgal eden ABD askerleriyle, şimdi “kâfir” TSK[4] ile mücadele halindeki IŞİD, vahşetini küreselleştirdiği oranda cihatçıların İslâm Devleti mensubiyetini hızlandırmayı amaçlamaktadır. “Şeytan” ve “kâfir” imgesiyle özdeşleştirilen Batı’nın temsil ettiği değerlere ve şiddet teknolojisine cevap verebilecek bir özne aranırken, bu adres, kullandığı şiddet ve vahşet enstrümanlarıyla IŞİD’dir.

IŞİD’in taşıdığı vahşet yükü, cinayetler ve katliamlar, konumlandıkları ideolojik pozisyonda her ihtimalde meşrulaştırılabilecek türdendir. Kierkegaard’ın Korku ve Titreme eserine Alastair Hanney’in yazdığı takdimdeki şu pasajda meşrulaştırma tarzının bir örneği düşünülebilir:[5] “… İbrahim olayında ilave bir ironi daha vardır. Evrensel, İbrahim’in eylemine girmişse de, bu ancak İshak’ın belinde gizlenmiş olarak bulunmaktadır. Eğer İbrahim’in eylemi basit ya da karmaşık, bir cinayet değilse, o zaman etik yaşam bağlamında mutlak olarak adlandırılabilecek ve onunla karşılaştırıldığında etik yaşamın kendisinin yalnızca göreceli olduğu bir otorite bulunmalıdır.”

Yani, İbrahim’in İshak’ı “kurban etmesi” veya “öldürmesi”, nasıl bir konumdan adlandırıldığına göre değişir; cinayet, ahlâkî ve kutsal bir anlam dizgesine göre “kurban etme” anlamındadır. Bu da eylemin meşrulaştırılmasında suçluya avantaj sunacak bir imkândır.

Katliamın alıcıları ve savunucuları

IŞİD’in ideolojik pozisyonunu şiddetle tahkim etmesi birtakım düşüncelerinin serpilmesi anlamına gelmektedir. Aynı şekilde IŞİD cinayet ve katliamlarının toplumsal karşılığı olduğunu bilerek eylemektedir. Yılbaşında kutlama yapan insanlara saldırının alıcılarının ve savunucularının olması IŞİD’in motivasyon kaynakları arasındadır. “Yılbaşına sonuna kadar karşıyız. Biz bununla sonuna kadar mücadele edeceğiz. Kim ortalığı havaya kaldırırsa, uçurursa uçursun” diyen Serdar Arseven gibilerde sonsuz karşılık bulduğu gibi.[6]

Türkiye’de “Müslüman Noel Kutlamaz” şiarıyla uzun yıllardır yürütülen kampanya, son birkaç yıldır anonimleşen tehditlerin ötesinde gerek kamu kurumlarında gerekse kitle psikolojisi biçiminde pratiğe evrildi. İki yıl önce “yeniçerilerin” kovaladığı Noel baba, bu yıl propaganda afişlerinde fesli bir Osmanlı tarafından yumruk atılan Noel Baba’ya ve önce “efeler” tarafından tartaklanan, ardından kafasına silah dayanan Noel Baba’ya dek uzandı.

Diyanet: 2003 ve sonrası

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) pozisyonu ise 13 yılda farklılaşmış durumda. 2003 yılında, dönemin DİB başkanı Ali Bardakoğlu Noel ile yılbaşı kutlamaları arasındaki farkı vurgularken “25 Aralık’ta başlayan Noel kutlamalarının Hıristiyanlara mahsus dinsel bir bayram olmasına karşın, 1 Ocak’taki yılbaşı kutlamalarının ise anneler günü, işçi bayramı, doğum günü kutlamaları gibi evrensel kültürün bir parçası olarak üretilen ve geliştirilen, bütün insanlığa mâlolmuş olumlu bir davranış biçimi olarak görülmesi gerektiğini” belirtmişti.[7]

Bu yıl Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan Cuma hutbesinde ise yılbaşı kutlamasının “gayrimeşru” olduğu iddia edildi:[8] “Unutmayalım ki ömür sermayesinden geçen bir yılın sonunda kendini ve yaratılış gayesini unutarak değerlerimizle örtüşmeyen, insan hayatına katkısı olmayan gayri meşru tutum ve davranışlar sergilemek bir mümine asla yakışmaz. Yeni bir yılın ilk saatlerinin başka kültürlere, başka dünyalara ait yılbaşı eğlenceleriyle israfa dönüştürülmesi ne kadar da düşündürücüdür.”

Okullarda yılbaşı karşıtı seferberlik

DİB’in tutumu ideolojik yeniden üretim boyutunda okullarda da tezahür etti. İki yıl önce İstanbul/Bakırköy’de okullardaki yılbaşı etkinliklerine yasak geldi. Bakırköy İlçe Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın imzasıyla okullara gönderilen yazıda “derslerin engellenmemesi” için yıl sonunda gerçekleştirilecek eğlence, çekiliş, şans oyunu gibi etkinliklerin yapılmaması istendi.[9] Marmaris İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü “değerlerimizden uzak” diyerek ilçedeki okullarda yılbaşı etkinlikleri düzenlenmesini yasakladı.

Milli Eğitim Müdürü imzalı yazıda “Müdürlüğümüze şifahi olarak bildirilen şikayetlerden anlaşıldığı üzere; mevzuat dışı, ders ve sosyal etkinliklerle alakası olmayan, değer yargılarımızdan uzak, bazı kutlamalar için öğrencilerin özendirildiği ve öğrencilere yönlendirmeler yapıldığı bilgileri ve şikayetleri gelmektedir. Öğrencileri farklı alışkanlıklara ve olumsuz davranışlara sevk edebilecek ya da özendirebilecek, eğlence, şans oyunu, çekiliş ve yılbaşı adı altında öğrencileri ekonomik durumlarına göre farklı algılara sokabilecek (yılbaşı hediyeleşmesi, çam süslemesi, Noel baba figürü vb.) milli ve manevi değerlerimizden uzak etkinliklerin yapılmaması” belirtildi.[10]

İstanbul Bahçelievler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün okullara yazı göndererek öğrencileri olumsuz davranışlara sevk edecek yılbaşı etkinlikleri yapılmamasını istemesinin ardından benzer bir yasak da İstanbul Erkek Lisesi’ne getirildi. İstanbul Erkek Lisesi’nde görevli Almanca öğretmenlerine gönderilen e-mail’de yılbaşı için süslemeler, çam ağacı ışıklandırmaları, parti, konser ve benzeri etkinliklerden sakınmaları talep edildi. Gönderilen e-mail’de ayrıca derslerde de yılbaşından bahsetmemeleri istendi.[11]

Vahşetin gündelikleşmesi

Siyasal İslâm devlet katında Yeni Türkiye’nin resmî ideolojisi formunu kazandıkça “milli” değerlerle bağdaşmayan etkinliklerin ilanında artış yaşanmaktadır. Önceleri durumu nispeten dengeleyen kamunun varlığı nedeniyle homurdanarak da olsa gösterilen tepkiler, kurumlar arası yazışmalarla birlikte resmiyete kavuşmuştur. Siyasal İslâm’ı devlet aygıtlarına zerkeden şebekelerle filtreleme mekanizmalarının olmadığı gündelik yaşamda “milli” olmayan değerlere karşı gösterilen tepkiler arasında tehlikeli bir makas bulunmaktadır. Makasın uçları birbirine yaklaştıkça mevcut pek çok şeyi kesmektedir.

Açıklıkla ifade edilebilir ki, siyasal İslâm ile köktendinci cihatçılık arasındaki teorik veya olgusal fark kaybolmuş, simbiyoz halini almıştır. Yılbaşı gecesi İstanbul’da yaşanan alelâde bir şiddet eylemi değildi; toplumda beğenmediklerini veya tasvip etmediklerini “milli” değerlerle bağdaştırmayan zihniyetin IŞİD’in eylemliliğinde ifade bulmasıydı. Suriye savaşının ve emperyalist bloklar arası çelişkilerin çatlaklarından yol bulan IŞİD, gündelik yaşamı terörize ederek köktendinci vahşetin hiper-gerçeklik olmadığını gösterdi.

IŞİD vahşeti dikenli tellerle, uzun duvarlarla, termal kameralarla çözülemeyecek kadar kompleks hale gelmiştir. Bir düşünce olarak uyuyan hücrelerden sempatizanlarına değin, Türkiye’de, siyasal İslâm’ın içinde serpilmekte ve hareket alanını genişletmektedir. Bu bir güvenlik sorunuysa da, fizikî olmaktan ziyade ideolojik boyutta çözülebilecek türdendir. “Özgürlükçü” sıfatlarla değil, bizatihi laikliğin basıncıyla frenlenebilecek, kamuda dinci kodların hâkimiyetinin azaltılmasıyla sonuç alınabilecek bir süreçtir. Böyle bir süreç için ne gökyüzünden uçan atlılar inecek ne de yeraltından kurtarıcılar yükselecek; kolları sıvamak gerektiği açıktır.

Kansu Yıldırım

[1] http://www.hurriyet.com.tr/reuters-reina-saldirisini-teror-orgutu-deas-ustlendi-40324090

[2] Antonin Artaud, Tiyatro ve İkizi, çev. Bahadır Gülmez, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1993, s. 71.

[3] http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/07/150721_isid_dergi_turkiye_elestiri

[4] http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/01/26/isid-turk-askerini-kafir-ilan-etti

[5] Søren Kierkegaard, Korku ve Titreme, çev. İbrahim Kapaklı Kaya, Anka Yayınları, 2002, s. 19-20.

[6] http://www.birgun.net/haber-detay/yandas-yazardan-skandal-yilbasi-cikisi-kim-ortaligi-havaya-ucurursa-ucursun-141548.html

[7] http://www.hurriyet.com.tr/diyanet-islerinden-yilbasi-fetvasi-192899

[8] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/653057/Diyanet_ten_yilbasina__gayrimesru__hutbesi.html

[9] http://www.hurriyet.com.tr/bakirkoy-ve-sariyerdeki-okullarda-yilbasina-yasak-27866412

[10] http://www.diken.com.tr/marmaristeki-okullarda-da-yilbasi-yasagi-manevi-degerlere-uzak/

[11] http://www.birgun.net/haber-detay/almanca-egitim-veren-lisede-yilbasi-yasagi-139981.html